Yazıya telefonla katılma-(TAMAMI)


Seyyit Nezir

Seyyit Nezir

Okunma 04 Ağustos 2012, 18:05

 

Salı günü Özdemir İnce’nin de tartıştığı Vargas Llosa’nın çarpıcı söyleşisi üstüne (Sözcükler, 07 - 08.12, S: 38) düşünmeyi sürdürüyoruz. Yazar, teknolojide son duruma şöyle saptıyor: “Bizim kuşağın payına tarihte daha önce eşi benzeri görülmemiş değişimler düştü. Yirminci yüzyılda yaşanan olağanüstü teknolojik ve bilimsel devrimler sonucunda artık o kadar farklı bir dünyada yaşıyoruz ki...”

20. yy’da doğanlar, gerçekten, uygarlığın ilk araçlarından kağnıyla son araçlarından CD’de tekerleği çok farklı hız ve güncel kullanımlarda yaşama mucizesine tanık oldu.

Teknolojinin sorumsuz kullanımı

Llosa, teknolojinin her türlü ilerleme kadar, her türlü kötülüğe de olanak verişinden yakınıyor: “... İnternette yayımlanmış olan ‘kadınları öven’ yazımı bana da yolladılar. Bir öğrencinin kaleme aldığı, insanı ancak mahcup edebilecek bir yazı, üstelik hangi akla hizmet ediyorsa, altına benim imzam atılarak internet üzerinden fezaya fırlatılmış. Böyle bir duruma karşı kendinizi nasıl korursunuz? Korkunç bir şey bu. ... teknolojik devrimin getirdiği sorumsuzluklara iyi bir örnek.”

Teknolojinin tarih boyunca yıkıcı amaçlar için kullanıldığı çok görüldü; dahası kimi dönemlerde tekniği insanın insan üzerinde egemenlik kurma hırsı doğrudan güdüledi. Emperyalistlerin çıkarları uğruna, iki dünya savaşı arasında neler yitirilmedi! İnsanı elektronik iletişim araçlarının yanı sıra bir çiple denetleyip yönlendirme ve mutlak köleliğini gerçekleştirme arayışları günümüzde büsbütün ivme kazandı.

Teknoloji ve din kuşatması her yerde

Yazının burasında araştırmacı yazar Adnan Bingöl cepten aradı, “yazıya telefonla katılmak” istediğini söyledi. “TV programı sandın sen galiba bu köşeyi?” diyerek tersledimse de aldırmadı: Özellikle pazar günleri Aydınlık’ı kahvede birlikte okudukları Gazili kimi yoldaşlarının yanı sıra orda burda rastladığı eş dost okurların gazeteye eleştirileri var! “Hele senin sayfa dökülüyor...”

Genel yayın yönetmenine uğrayıp acı kahvesini iç! dememle zembereği boşandı: “Gazete zaten bize hep acı su içiriyor. Daha da içeriz. Yeter ki bir çıkış bulunsun artık!” Neler de neler... Araya bir sözcük sıkıştırmak, “tamam, gel” ya da “peki git“ demek bile ne mümkün... Sonunda ben de payımı aldım:

Neyzen Tevfik ve aydınların huyu

“Sana gelince... Bak herkes şikâyetçi, yazılarında ikide bir film kopuyor... Kendilerini durmadan cezalandıran Tanrı’ya Hıristiyanlığın mabetlerinde insanların övgüyle dua ettiklerini söyleyen Goethe’yi anımsatıyorsun ama deveyi amuduyla götürenlerin Çamlıca’ya cami hayalini teğet geçiyorsun. Eskiden mürekkep yalamak aydın olmaya nasıl yetmiyorduysa, bugün de bilgisayarı pandiklemekle iş bitmiyor.”

Üstüne, “Ehl-i iman si.ti benim dinimi” diyen Neyzen Tevfik’in bir çift dizesiyle aydınların huyunu da bir güzel tanımladı mı sana:

Sen köpeğe kuduz de de geçiver

Nasıl olsa bir öldüren bulunur.

“Hepiniz busunuz!” Baktım, her paragrafın sonunda iki noktayla istediği her “son söz” kocaman bir yeni paragrafı açıyor, suçlamanın ardı gelmiyor, yakayı kurtarmaktan gerisi yalan: “Yeter, bende bu kadar bitlik bellek yok, yaz gönder. Hadi iyi günler!” deyip kapatmamla, daha çayımı koyamadan, cepten iletiyle Faust’tan dizeler geldi: “Kilise’nin midesi büyüktür / Yedi bitirdi memleketleri”. Bir de soru: “Ya camilerinki?”

En sonda kıssadan hisse: “Güncelle kendini! Mesele, dini kötüye kullanma olgularını tek tek açığa vurmak değil, karanlığın ideolojik örüntüsü olarak dinin kendisini eleştirmektir.”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.