Halk aydınların önündedir

Kemalist-sosyalist düşünceleriyle iz bırakan Attila İlhan’ın ölümünün 10. yılında, aydınlara yönelttiği ders niteliğindeki eleştirileri derledik

Halk aydınların önündedir
11 Ekim 2015 Pazar 11:08

Ercan Dolapçı
Devrimci yazar şair Attilâ İlhan’ı 10. ölüm yıldönümünde anıyoruz... Üretken bir yazar ve düşünür olan İlhan, yazı ve te-levizyon programlarıyla Türk Devrimini genç kuşaklara anlattı. Halka güvendi ve yıllar önce ‘Dip dalgası geliyor’ dedi. O dalgalar 2007 ve 2013’te kendisini gösterdi. Yeni bir Türkiye’nin yolunu açtı. Aydınların halktaki uyanışı görmediğine işaret ederek, “Halk aydınların önünde” dedi. Bu yıl onun, aydınlara yönelik eleştirilerine yer vermek istedik...

‘Türk halkı uyandı’
Attila İlhan, 2000’e Doğru dergisinden Tunca Arslan’la yaptığı görüşmede aydınların duruşuna ilişkin şunları söyler: “Türkiye’nin toplumsal dinamiğinin çok hareketli, çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Avrupa’nın en dinamik ülkesi. Bu dinamizmi büyük ölçüde halkta görüyorum. Aydınlar bitti. Aydın diye bir şey yok Türkiye’de. Halk aydınların önündedir. Türk halkı uyandı. (...) Çok ciddi bir Kuvayı Milliyeci’yim. ABD emperyalizmine bu platformda karşı çıkıyorum. “ (2000’e Doğru, 3 Kasım 1991, s.48-49.)

‘Bizim aydınlar cahil’
“Bizim aydınlarımızın önemli bir kesimi kesinlikle cahildir. Benim bu konuda ne düşündüğümü bilirsiniz. Dünyada ne oluyor bitiyor, kesinlikle okumazlar, izlemezler. İkincisi muhakemeden yoksundurlar. Olay gözüne giriyor, onu doğru değerlendirip doğru sonuç çıkartamıyorlar. Aydınlarımızın büyük bir kısmı, inanışlarından önce menfaat peşindedirler. İşin püf noktası bu.” (Aydınlık, 18 Mart 1995, s.12.)

‘Şair deyince’

Şiir ve şair üzerine: “Biz bir şeyi değiştirmek için çok zorluk çektik: Türkiye’de şairle meczup birbirine karışmıştı. Şair deyince, ne dediğini bilmeyen, dangalak, ortalarda dolaşan bir adam tipi geliyordu akla. Toplumcu şairler kuşağı bunu değiştirmek için çok uğraştı. Fakat son iki nesil bunu tekrar perişan etti. Halkla hiçbir ilişkileri olmayan, halka yukarıdan bakan, birbirlerine dalkavukluk eden, küçümseyen tipler... Senin şiirin kalabalıklara intikal etmiyorsa, onlar o şiirle özdeşleşmiyorlarsa, sen niye yaşıyorsun ki? Yaşama daha iyi! İşte budur şairin halkıyla özdeşleşmesi. Fakat şimdi böyle dangalakça şeyler yazanlar tasfiye ediliyor halk tarafından, okunmaz hale geliyorlar, hiçbir işe yaramıyorlar. Ama 40 yılın Nazım’ı gene okunuyor, Arif’i okunuyor. Bu ne demektir? Türkiye’de halk hâlâ toplumcu şairleri tercih ediyor demektir.” (Aydınlık, 18 Mart 1995, s.13.)

BEYOĞLU AYDINLARI
“Uzun zaman Beyoğlu’nda yaşamak her Türk aydını için hayal olmuştur. Hele İstanbul dışındaki aydınlar, görmeden Beyoğlu hayranı olmuşlardır. Ben de İzmir’de büyüyen bir genç olarak, İstanbul’u hep hayal etmişimdir. 1941’de geldim İstanbul’a. İstanbul’u beğenmedim. İstanbul hem karanlık bir şehir, hem çok pis. İzmir daha aydınlık, ferah. Beyoğlu’na gelip de yürüdüğüm zaman ilk edindiğim izlenim, burası Türkiye değil hissiydi. Duvarlarda mütareke döneminde yaptırılmış, Fransız aparetiflerinin büyük reklâmları vardı. Birden fark ettim ki, Beyoğlu’ndaki pastanelerin ismi Türkçe değil. Markiz, Lebon, Parizien... Bu, insana çağdaşlık hissini vermez. Bilinçli bir aydına sömürgede yaşıyorum hissi verir.” (Aydınlık, 22 Ağustos 2004, s.14.)

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.