Emekli Orgeneral Ergin Saygun ifade verdi: Kumpası yöneten ABD’li müsteşar

Yeniden yargılama kararı verilen Balyoz Davası’nın sanıklarından emekli Orgeneral Ergin Saygun ‘Balyoz’da kumpas’ iddialarına ilişkin olarak ‘müşteki’ sıfatıyla ifade verdi

Emekli Orgeneral Ergin Saygun ifade verdi: Kumpası yöneten ABD’li müsteşar
05 Aralık 2014 Cuma 14:08

zeynepekinoner

‘Oyuncu olmak çok muhteşem bir duygu... Nereden başladığın ve nasıl bir gelişim gösterdiğin... Asıl önemlisi bu sağlamayı yapabiliyor musun?’

Bir başrol oyuncusu olan Zeynep Ekin Öner, Ankara DT’de Çehov’un “Vişne Bahçesi”nde ve Neil Simon’ın “Aklımdaki Kadınlar” ile Devlet Tiyatrosu’nda, Tatbikat Sahnesi’nde ise “Marat/Sade” oyununda rol alıyor. Genç kuşağın ünlü sanatçısıyla yapılan söyleşiyi yayımlıyoruz.
- Öncelikle size şunu sormak istiyorum. Oyuncu olmak özelllikle Türkiye’de sahne sanatçısı olmak nasıl bir duygu?
Oyuncu olmak muhteşem bir duygu. Hayatın büyük bir bölümünü buna adamış olmak çok değerli ve çok özel. Tabii bu noktada yaşadığın süreç de önemli. Nereden başladığın ve nasıl bir gelişim gösterdiğin.... Asıl önemlisi bu sağlamayı yapabiliyor musun ?
Ülke gerçekliğine bakacak olursak, var olan toplumsal sorunlar nedeniyle oyuncu olmak - hele şu son günlerde - çok zor.

'KAYGILARIMIZ VAR'

- Son günlerde derken TÜSAK yasa tasarısını mı belirtmek istiyorsunuz?
Evet, özellikle TÜSAK Yasa Tasarısı ile  Devlet Opera Balesi,  Devlet Tiyatroları,  Senfoni Orkestraları ve Koro’ların kapatılıp farklı bir forma geçilmesi gündemde. Bizler bölgelerde yıllarca emek verdik. Şimdi orada görev yapan arkadaşlarımızla ilgili ciddi kaygılarımız var. Ayrıca ülke siyasal yapısına baktığımızda Türkiye’de oyuncu olmanın çok da kolay olmadığını görüyoruz. İçine kapanan koşullar oyuncuyu istediği yaşam şartlarından gitgide uzaklaştırıyor. Arzuladığımız özgürlük anlayışı içinde var olmasını beklediğimiz adalet duygusunun kaybolduğunu görüyoruz. Ve nefes almamız zorlaşıyor. Oysa oyuncunun görevi  toplumun nefes almasını rahatlatmak, tıkanıklığın nerede olduğunu göstermek... Ama kendisi zor nefes alıyorken bunu başarması hiç de kolay olmuyor.
Umutlu olmak zorundayız ama kendi çıkış yolumuzu bulamazken izleyiciye nasıl yol gösterebiliriz? Yani ülke koşulları içinde bir şeyler yapabilmek; dahası ayakta kalabilmek gittikçe zorlaşıyor.
Dünyaya baktığımızda ise eğitim sistemi, toplumsal koşullar, kültür seviyesi devreye giriyor ve buna paralel olarak oyuncuya verilen değer de artıyor.
Oyunculuk; yaşamın her anında, yaşamla birlikte şekillenen bir sürecin ürünü. Hocalarımızın dediği gibi bu yolculuk öyle uzun bir maraton ki her tamamlandı dediğimizde karşımıza büyük bir eksiklikle çıkıyor.
- Az önce bir süreçten bahsettiniz. Sizin için bu süreç nasıl başladı? Niçin oyuncu olmak istediniz?
Annemin baleden ayrılıp Adana Şehir Tiyatrosu’nda başlayan ve Ankara Sanat Tiyatrosu’nda devam eden oyunculuk serüveninde tiyatroya verdiği emek ve özveri beni çok etkiledi. Ankara Sanat Tiyatrosu’nun o dönemlerine bakacak olursak koşulların çok daha sert olduğunu görürüz. Ama sanatsal olarak Ankara Sanat Tiyatrosu’nun en parlak dönemini yaşamışlar ve yaşatmışlar; bu anlamda da emeklerinin karşılığını almışlar.
Ben tiyatroyla ilk kez annemi sahnede izlerken tanıştım. Ama uzun bir süre oyunculuğa uzak durdum. Çünkü annemi benden uzaklaştırıyordu ve ben bu alanı kıskanıyordum. Aslında ben uzun bir süre tıp okumak istedim.Ta ki lise ikinin ikinci dönemine kadar. Sonra anladım ki yoluma buradan devam etmeliyim ve işin içine girdim. 1992 yılından bu yana da ufak ufak tuğlaları dizmeye çalışıyorum.

'TÜRKİYE'YLE PARALEL'

- Çehov’un Vanya Dayı adlı oyununda Sonya karakterini oynuyorsunuz. Bildiğiniz gibi Çehov’un karakterleri dönemin Rus toplumundaki sınıfları temsil eder. Ben Sonya’yı izlerken tek bir sınıfa oturtamadım. Sizce Sonya da toplumun belli bir sınıfını temsil ediyor mu?
Tabii ki... Sonya hem gençlik hem de emek adına mücadele ediyor. Çehov’un karakterleri çok umutlu değillerdir. Çünkü bireysel kaygıları nedeniyle toplumsal süreçte kaybettikleri yerlerini anlayamazlar. Dönem Çarlık Rusyasının yıkılmaya başladığı toplumun ciddi bir virajdan geçtiği bir dönem. Günümüz Türkiye’sine baktığımızda  paralellik kurmak zor değil. Kendi küçük dünyalarına kapandıklarında dünya gerçekliğini, ülke gerçekliğini, emeğin gerçekliğini unutan insanlara o gün olduğu gibi bugün de rastlamak mümkün. Sonya bir süre bu mücadeleyi veriyor; emeğe sahip çıkıyor. Ama sonra o da diğerleri gibi kendi bireysel kaygılarının içinde amacından uzaklaşıyor. Sonuçta oyunda ruhsal olarak parçalanmış karakterler görüyoruz.
- Peki hangi tip rolleri çalışmak size daha fazla keyif verir?
Öncelikle her rolde kendimden bir parça bulmak için uğraşırım. Örneğin bir katili ya da diktatörü oynadığın zaman mutlaka bilincinde ya da bilinçaltında baskıya ait kodlar vardır.  O kodların eleştirisini getirmek ya da getirmemek yönetmenle oyuncunun buluşmasında biçimlenir. Şu ya da bu rol daha keyifli diyemem ama hangi karakter seyircinin bir şeyler sorgulamasına neden oluyorsa benim için daha değerli oluyor.

'YAŞAMDAN AYRILAMAZ'

- Bir yanda tiyatro sahnesi, diğer yanda hayat sahnesi. Bu iki sahneyi dekoruyla, oyuncularıyla, yönetmeniyle karşılaştırabilir misiniz?
Hayatın içinde çok geniş zannettiğimiz zaman akışı karşısında kısıtlanmış bir zaman dilimi var. Tiyatroda bizi 300 kişi izler ama gerçek hayatta sadece kendimizi izleriz ve doğruyu bulmaya çalışırız. Tiyatroda izleyici kendi gerçekliği ile sahnedeki gerçeklik arasında bir bağ kurar. Zaten yaşamı tiyatrodan, tiyatroyu yaşamdan ayırmak mümkün değildir. Çünkü tiyatro yaşamdan beslenir; hayattaki kusurları gösterir.

'ERKAN YÜCEL'LE TANIŞMAK İSTERDİM'

- Özellikle hayatta olmayan sanatçıları düşündüğünüzde en çok hangisiyle karşılıklı oynamayı isterdiniz?
O kadar çok ki.... Birçok efsane var. Örneğin; aynı sahneyi paylaşabilir miydik bilmiyorum ama Erkan Yücel ile tanışmayı çok isterdim.  Kendisini ailemden ve çevresinden o kadar çok dinledim ki. Yeteneğinin haricinde ülkesinin gerçekliğini algılaması ve duruşuyla iz bırakmış bir sanatçı. Belki bu yüzden ilk aklıma gelen isimlerden biri oldu. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de çok değerli oyuncular var. Bunlardan biri Esra Bezen Bilgin. Aynı zamanda kendisi beni konservatuvar sınavlarına hazırladı.  Onun dışında Durukan Ordu, Sevinç Erbulak, Serkan Keskin benim çok sevdiğim sanatçılar. Çünkü onlara hayatın içindeki duruşları ve insana verdikleri önemle değer veriyorum.  Sanatçı kimliğinden öte insanı yaşamak, insanı duyumsamak benim için daha önemli.  Ben böyle yaşamaya çalışıyorum.

Ali Baran


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
cezalandırıcı - 6 yıl önce
bu abd'liyi bir gün cezalandırmazsanı yazıklar olsun. sıkın kafasına ki, bir daha aynı şeyi yapmasınlar yoksa yine yaparlar ama 10 yıl sonra ama 30 yıl sonra....