Başbuğ’un ‘Nasıl Bir Türkiye’ kitabı Kaynak Yayınları’ndan çıktı

Cezaevinden ayrıldım, Fenerbahçe Orduevi’nde beni 23. Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu karşıladı. Bu; hiç unutmayacağım, her zaman onur duyacağım bir andır

Başbuğ’un ‘Nasıl Bir Türkiye’ kitabı Kaynak Yayınları’ndan çıktı
19 Ocak 2015 Pazartesi 08:40

Önder Öztürk
E. Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı olduğu dönem yürütülen Ergenekon operasyonlarıyla ilgili çarpıcı bilgiler verdi: “MİT Müsteşarı’ndan, ihbar mektuplarını gönderen askerin bulunmasını istedim. Mektuplar aynı yerden atılıyordu. MİT bize kamera kayıtlarını asla ulaştırmadı.”

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en yoğun saldırılara uğradığı 2008-2010 yıllarında Genelkurmay Başkanlığı yapan İlker Başbuğ, Kaynak Yayınları’ndan çıkan son kitabı “Nasıl Bir Türkiye”de, tartışmalı noktalara açıklık getirdi. Şike davasından terör sorununa, Gezi Direnişi’nden Cemaat’e birçok konuya değinen Başbuğ, tespitlerini aktarmakla kalmayıp çözüm önerilerini de sıraladı. Sözü, Başbuğ’a bırakıyoruz:

CEMAAT’E AÇIK TAVIR ALDIM

TSK’ya karşı asimetrik psikolojik savaş, medya vasıtasıyla yürütüldü ve yürütülüyor. TSK’nın medyası var mı? Hayır. Bu gerçeği gördüğüm için Genelkurmay’da haftalık medya bilgilendirme toplantıları başlattım. Doğru bir karardı. Ancak Türkiye’nin şartlarında bu uygulamaya 1 yıl devam edebildik. Bu görevi neredeyse tek başıma yürütmek zorunda kaldım. Cemaat’e karşı açık tavır almam, Cemaat’in yargı yoluyla gerçekleştirdiği hareketlere karşı bütün gücümle mücadele etmem, Silivri’ye gönderilmemin ana nedenlerini oluşturdu.

YANLIŞ KARAR VERDİM

Genelkurmay Karargâhı’nda emrimde çalışan general, amiral, subay ve astsubaylar saçma sapan nedenlerle, İnternet Andıcı nedeniyle Ağustos 2011’de tutuklandı. Hemen bir basın açıklaması hazırladım. Amacım, arkadaşlarıma destek vermek ve kamuoyunu bilgilendirmekti. Avukatlarımla tartıştık, uygun olmayacağını söylediler. Onun yerine mahkemede tanıklık yapmaya hazır olduğumu açıklamanın daha iyi olacağını ifade ettiler, ben de kabul ettim. Keşke onların teklifini kabul etmeseydim, o kararım yanlış olmuştu.

GÖRÜNTÜ ULAŞTIRMADILAR

GES Komutanlığı’nın MİT Müsteşarlığı’na bağlanması ne kadar doğru olmuştur, bu tartışılabilir. TSK’nın kendi personelinin kışla ve karargâh dışındaki faaliyetlerini izlemeye yönelik organik imkanı yok. Eskiden MİT Müsteşarlığı’nın başında asker varken bu husus sorun teşkil etmiyordu. Ne zaman asker MİT’ten tamamen çekildi, ki bu büyük bir stratejik yanlıştı, bu sorun olduğu gibi ortaya çıktı.

Her hafta yapılan toplantılarda ihbar mektuplarını tarafıma iletirlerdi. Ben de Müsteşar’dan bu isimsiz ihbar mektuplarını hangi asker personel tarafından atıldığının bulunmasını isterdim. Mektuplar hep aynı yerden atılıyordu. Bize kamera kayıtlarını getirdiklerinde bu personelin bulunabileceğini söyledim. O postaneden mektuplar atılmaya devam etti ama görüntüler bize asla ulaşmadı.

Başbakan’a MİT’in bir müsteşar yardımcısının asker kökenli olmasının iyi olacağını söyledim. Ama o konjonktürde bu gerçekleşmedi.


Kitabı satın almak için tıklayın

KIVRIKOĞLU KARŞILADI

26 ay Silivri’de kaldıktan sonra, 6 Mart 2014 günü tahliye oldum. Cezaevinden ayrılmam ve eve gelişim oldukça uzun sürdü. Saat 23.00’e yaklaşırken Fenerbahçe Orduevi içerisinde oturmakta olduğumuz konutlara geldik. Arabadan indiğimde beni 23. Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu karşıladı. Bu; hayatımda hiç unutmayacağım, her zaman onur duyacağım bir an oldu.

Bazı din eksenli cemaatler kendilerini demokratik alanın oyuncusu olarak takdim etmekte ve kendilerinin güçlü bir konuma geldiklerine inanmaktadır. Ancak bu algı yanıltıcıdır. İşte bu tip bazı cemaatler hedeflerine ulaşmakta kendileri için en büyük engel olarak TSK’yı görmektedir.

TSK TARAFSIZ OLAMAZ

Bunun için de her fırsattan istifade ederek TSK aleyhinde faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu yapılanlara karşı TSK’nın tepkisiz ve etkisiz kalacağını düşünmek büyük yanılgıdır.

ERDOĞAN’IN AÇIKLAMALARI

61. Hükümet’in başkanı Tayyip Erdoğan’ın 24 Haziran 2014 günü TBMM’de yaptığı konuşmaya göre, “Cemaat, işlenen hukuk cinayetlerinin asli failidir. Bunlar, uluslararası çevrelerden ve istihbarat örgütlerinden güç almıştır.” Bu sözlerin yanında, Cemaat için “Ne istediler de vermedik” sözü ise hafızalardadır.

ŞİKE DAVASI KOMPLODUR

3 Temmuz 2011 Şike olayı tamamen Ergenekon, Balyoz, odaTV, Casusluk davaları gibi bir komplodur. Amaç Fenerbahçe’yi, yani kulüp yönetimini ele geçirmektir. Asıl aktör, diğer davalarda olduğu gibi, yargıyı araç olarak kullanan Cemaat’tir. Bu süreçte Fenerbahçe taraftarı inanılmaz bir direniş gösterdi.

27 NİSAN BİLDİRİSİ

Kara Kuvvetleri Komutanı idim. Bildirinin yayınlanmasından sonra, Genelkurmay Başkanı’na “Keşke yayınlanmadan önce bizim de bilgimiz olsaydı” dedim. O da cevap olarak “Ben durumu böyle değerlendirdim” diye yanıt verdi. Daha sonra öğrendik ki, Genelkurmay Başkanı, komutanlık sorumluluğunu kimseyle paylaşmak istememiş. O nedenle de bizlere bilgi verilmesini düşünmemiş. Bu davranışa saygı gösterilir.

GEZİ DİRENİŞİ

Toplumun tepkisini ortaya koymasından daha doğal bir şey olamaz. Gezi olaylarında şidddete başvurmayı hiç düşünmeden, samimi olarak tepkisini göstermeye çalışanları saygıyla karşılıyorum. Bu şekilde hareket edenlere güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanarak ve şiddetle yaklaşmasının da doğru olmadığını düşünüyorum. Umarım yöneticiler gereken dersleri çıkarmıştır.

ABD DERS VERMEYE 1995’TE KARAR VERDİ!

O sıralarda tümgeneral rütbesiyle Jandarma Asayiş Kolordu Komutan Yardımcılığı görevinde bulunuyordum. “Çelik-1995” harekâtının planlanmasını tamamladıktan sonra, Habur Çayı’nın doğusunda kalan bölgenin emir ve komutasını devraldım.

20 Mart 1995 günü birliklere harekât emrini verdik. Bolu Komando Tugayı, Zap Suyu’nun doğusundan Irak’ın kuzeyine girdi. 21 Mart günü gazetelerde TSK’nın 35 bin askerle bugüne kadar icra edilen en büyük sınır ötesi harekâtını başlattığı haberi manşetlerdeydi. 555 terörist etkisiz hale getirildi. Kimi yazarlara göre; ABD, TSK’ya bir ders verilmesine Çelik-1995 harekâtı esnasında karar vermişti.

ÇUVAL ÜZERİNE VERİLEN EMİR

Bu olay, TSK personeli üzerinde tamiri zor bir travmaya sebep oldu. 2003 yılı Ağustos’unda Genelkurmay 2. Başkanlığı görevine başladım. Özel Kuvvetlere şu kesin emir verildi: “Eğer bir saldırı karşısında kalırsanız bir üstünüze sormadan, hemen misliyle mukabelede bulunacaksınız.” Bu emir konusunda ABD Büyükelçiliği de bilgilendirildi ve kararlı olduğumuz iletildi.

12 YAŞINDA YAŞADIĞIM 6-7 EYLÜL OLAYLARI

1955 yazında İstanbul’a taşındık. Evimiz Kuzguncuk Berberoğlu Sokak’ta. Komşularımız arasında Rumlar, Yahudiler ve Ermeniler var. Her şey 6 Eylül 1955 günü bozuldu. Azınlıkların otur- duğu evler taş yağmuruna tutuluyordu. Topluluk bizim evin önü- ne yaklaşınca içlerinden birisi “Türk bayrağı gösterin” diye bağır-dı. O yıllarda Türk bayrağının evlerde bulunması pek beklenen bir şey değil. Dışarıdaki gözü dönmüş topluluğa bakarken yaşadığım korkuyu hiç unutamam. Ancak o anda biri “Burada Orhan abinin ailesi oturuyor” diye bağırdı. Topluluk bizim evin önünden ayrıldı.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.