Türkiye’de kadına ayrımcı bakış artıyor

Başkent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayşe Akın’la Türkiye’de kadına şiddet konusunu konuştuk. 35 yıldır Dünya Sağlık Örgütü’nde görev yapan Prof. Akın, şiddeti önlemek için önce yasaların uygulanması gerektiğini söyledi

Türkiye’de kadına ayrımcı bakış artıyor
08 Mart 2015 Pazar 10:53

Sinem Gülcan / Ankara

BAŞKENT Üniversitesi Halk Sağlığı AD Başkanı ve Kadın-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ayşe Akın ile Türkiye’de kadına yönelik şiddet konusunu konuştuk. Yaklaşık 35 yıldır Dünya Sağlık Örgütü’nde önemli pozisyonlarda yer alan Akın, son yılların rakamlarından verdiği örneklerle Türkiye’de kadına karşı ayrımcı bakışın arttığını söyledi.

- Son yıllarda acaba kadına yönelik şiddet arttı mı? Arttı dersek bunu neye bağlayabiliriz?

Ben bu konuyla ilgili herhalde son 20 yıldır uğraşıyorum. Kadın doğum uzmanıyım. Halk sağlığı uzmanıyım. Kadına yönelik şiddet ikisini de çok ilgilendiriyor.

Bakıyorsunuz kadının toplumsal konumu hangi ülkede kötüyse anne ölümü o ülkede yüksek. 2013 dünya araştırmasına göre gelişmiş ülkede 3 bin 800 kadında bir kadın annelik nedeniyle yaşam boyu ölüm riskinde...

Bu oran, Afrika’da 150’de 1, Afganistan’da ise 7’de 1... Kadının statüsü aşağı gitti mi; bilin ki ölümü de artar.

3 KADINDAN BİRİ İNTİHARI DÜŞÜNÜYOR

Türkiye’de kadına yönelik şiddet hiç azalmadı. Adalet Bakanlığı verilerine göre kadına şiddetin bin 400 kat arttığı belirtilmişti. Bin 400 kat daha artarak görünür hale geldi. Kadına yönelik şiddet deyince fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik akla geliyor.

Çocuk gelinler -ki bu adı sevmiyoruz- erken yaşta yani 18 yaş altı ve zorla evlendirmeler... Dünyada 62 milyon, Türkiye’de halen mevcut evlilerin içinde inceleme yaptığınız zaman 3’ünden 1’inin çocuk yaşta evlendirildiğini görüyorsunuz.

Ben size Türkiye’den rakamlar vereyim: Üç kadından 1’i fiziksel şiddet görüyor. 10 kadından biri cinsel şiddet görüyor. Duygusal şiddet oranı ise yüzde 44’ü buluyor.

Fiziksel veya cinsel şiddet gördüğünde hayatına son vermeyi düşünen yüzde 33.

Hayatına son vermeyi deneyen yüzde 15. Şiddet gören 6 kadından 1’i hayatına son vermeye teşebbüs ediyor. Üç kadından 1’i de düşünüyor.

En ilginç rakamı söylüyorum size... Gebelikte kadının şiddet görmesi 2008’de 10’muş. Yani 10 gebe kadından biri eşinden şiddet görüyor. Türkiye’de kadına ayrımcı bakış azalmıyor, artıyor. Ondan eminiz. Kadını hep başka kalıba koymaya uğraşıyoruz. Başörtüsü konusu masum gibi gösterilse de o masumlukta kalmıyor. Kendi kararı değil ki. Siz ilkokula başörtüsü sokuyorsanız bu o cinsiyetin kararı olamaz. Kaldı ki bu çok önemli. O başörtüsüne sokmak “Sen cinsel bir objesin” demek. Gelecek nesil bundan zarar görecek.

Kadına yönelik şiddet öyle bir konu ki, olmadığı bir yer yok. Dünyanın her yerinde. Peki dünya ölçeğinde sıklığı nedir? O konuda da WHO’nun büyük bir araştırması var. Dünyada 8 milyar nüfusun 4 milyarı kadın. Bu 4 milyar içinde 3 kadından biri şiddet görüyor.

Kimden şiddet görüyor? Eşinden, birlikte yaşadığı adamdan, en yakınındakinden... Dünyadaki bu durum ele alındı. Peki sebebi ne? Orada konuştuğumuz her şey Türkiye için de anlamlıydı. Niçin bu kadar bu yaygın? Çünkü dünyanın her yerinde en gelişmiş ülkede bile kadın hep ikincil konumda...

- Şiddetin biçimi daha mı vahşileşti? 30 bıçak darbesi, yakmalar...

Ben değerlendirdiğimde şöyle düşünüyorum. O kadar kıyaslamak doğru değil ama ben size zarar veriyorsam, kendimde bu hakkı görüyorsam onun ölçüsü yok. Halbuki ben öyle bir yetişmeliyim, öyle bir kültüre sahip olmalıyım ki, benim hakkımın bittiği yerde sizinki başlıyor. Bir tokat atmayla o kadar abartmayayım ama adam öldürme arasında kıl payı fark var.

- Ne yapılmalı?

Türkiye’de kadına yönelik şiddeti ortadan kaldıralım diyorsan; bir, yasalar uygulanacak, rafa konmayacak. Aklınız alabiliyor mu? 26 kişi 13 yaşındaki bir kız çocuğuna tecavüz etti. Hakim, “Kendi rızasıyla” dedi. 26 kişinin tecavüz ettiği 13 yaşındaki bir kişiye yasa öyle demediği halde, siz “Kendi rızası” diye hafifletici bir şey veriyorsanız yasa yok sayılır.

Bardağın boş kalan tarafı hâlâ bu ülkede “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum” diyenlerin olması.

Kadının en büyük kariyeri annelik” deniliyor. Niye? Kadının en büyük kariyeri niye profesörlük olmuyor? Neden? Bunu demenin anlamı yok zaten. Bunu dediğiniz an kadına “Sen çocuk doğur, evinde otur, o da iyi bir şeydir” diyorsunuz. Ama bütün yükü neden ben kadına çektireyim? Toplum o yükü paylaşmak zorunda... Eş varsa o çocuk bir tek kadının mı oluyor? O yükü o da paylaşacak. Gebelik, doğum, emzirme tamam ama onun dışında o kadın, o yükü tek başına götürmeyecek.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.