Su şehri Stockholm

Stockholm tek bir yazıyla anlatılması güç şehirlerden. Stockholm’ü başka açılardan anlatan yeni yazılarda buluşmak üzere... Yeşile ve suya doyarsınız Stockholm heykeller, parklar, bahçeler şehri. Sadece...

Su şehri Stockholm
05 Ağustos 2014 Salı 07:23

20-stokholm

Stockholm tam bir su ve adalar şehri, üstelik İstanbul’un da kardeş şehri. 1,5 milyon nüfusuyla İskandinavya’nın en büyük yerleşim yeri ve yaklaşık 2500 ada üzerine kurulu

Stockholm çok güzel bir şehir. Şehrin ana merkezi yaya olarak dolaşılabilir büyüklükte. Yürümek istemeyenler metro, otobüs gibi son derece dakik çalışan toplu taşıma araçlarını kullanabilir ancak kolektif trafiğin en büyük kusuru biletlerin pahalı olması. İngilizce ikinci dil gibi yaygın olarak konuşuluyor. Ayrıca her yerde “şimdi buradasınız” haritaları var, yani şehirde kaybolmak zor. Engellilerin ve bebek arabalı ailelerin zorluk çekmemesi düşünüldüğü için şehirde dolaşmak onlara da çok kolay. Ortodoks ve Katolik kiliselerinin aksine buradaki Protestan kiliseleri genelde son derece sade, konser olmadığı zamanlarda ziyaretçisi de az ve çok sessiz. Mağazalarda çalışanlar o kadar güler yüzlü ve kibarlar ki daha fazla alışveriş yapmak isteyebilirsiniz.   
Kültür çalışanlarının işi zor
Stockholm bir müzeler şehri. Stockholm kartı alınca birçok müzeye ya ücretsiz ya da indirimli biletle girilebiliyor. Eski sosyal refah İsveç’inde kültüre çok önem verildiği için müzeler yelpazesi geniş. Ancak yeni muhafazakarlar döneminde en büyük darbeyi yiyen kurumların başında müzeler, tiyatrolar ve kütüphaneler geliyor.
Stockholm’ün tarihi eski şehirde yaşıyor
Şehrin en eski yerleşim bölgesi olan Gamla Stan (eski şehir) korunmuş. Gamla Stan bir ada, Arnavut kaldırımı sokakları, bir kişinin geçebileceği daracık geçitleri, kral mezarlarının olduğu Büyük Kilise’si ve tarihi dokusuyla zevkle gezilen bir yer. Binaların üzerlerindeki minik tabelalarda yapıldıkları yıllar yazılı. 1633, 1640, 1776 yıllarından kalma binalar halen ev ve işyeri olarak kullanılıyor. Bu eski binalara bir çivi dahi çakılması yasak. Bazı binaların mahzenleri kahvehane yapılmış, şansınız varsa ve yerin iki kat altındaki mahzende boş bir masa bulursanız hafif küf ve rutubet kokuları arasında kahvenizi yudumlayabilirsiniz, ikinci fincan kahve de fiyata dahil! İsveç kralının bir bölümü müze olarak gezilebilen kışlık sarayı da bu adada. O tarihi doku içersinde muhafız kıtasının nöbet değişim törenini izlemek oldukça ilginç.
Başbakanlıkta güvenlik kulübesi yok  
Sarayın karşısındaki İsveç Parlamentosu iki kanal arasında minik bir ada üzerinde. Köprüyle diğer adaya bağlanmış. 5 metre genişliğinde bir sokakla ikiye bölünmüş parlamento binasının önünden her gün yerli ve yabancı binlerce insan geçiyor, kapıda gelene geçene gülümseyen birkaç güvenlikçi dışında görevli yok.  Parlamento binasının önünde o daracık sokakta protesto gösterileri yapılmasına da izin veriliyor. Resmi başbakanlık konutu parlamento binasına 2-3 dakikalık yürüme mesafesinde ve karşı adada. Kapısında bir güvenlik kulübesi dahi yok!   
Sokak satıcıları göçmen
Stockholm sokaklarında sapsarı, mavi gözlü Viking torunları yanı sıra turist olmayan çok renkli bir insan kalabalığı hemen göze çarpıyor. Stockholm’de göçmen kökenlilerin oranı yüzde 22. Sokak satıcılarının neredeyse hepsi göçmen. Aslında sokak satıcılığı yasak ama polislerin sayısı da azaltıldığı için artık satıcıları kovalayacak kimse yok! Sosis, hamburger büfecileri gibi bir zamanlar saman pazarı olan meşhur Hötorget’in meyve ve sebze satıcıları da göçmen. Türk, Kürt, Süryani kökenliler sebze ve meyve satarken, Pakistan ve Hint kökenliler tekstil, eski Yugoslavya kökenliler de çiçek satıyor.  
Göçmenlerin yaşadığı banliyöler  
Endüstri gelişip işçi ihtiyacı doğunca Türkiye dahil tüm güney Avrupa’dan işçi akını başlamış. Konut ihtiyacını karşılamak üzere 1965 yılından sonra yeni yerleşim bölgeleri kurulmuş. Kolektif trafikle ulaşılabilecek mesafelerde yaratılan bu bölgelerin her biri bağımsız küçük kasabalar gibi planlanmış. Ancak yeni yerleşim bölgelerinin bazılarında göçmen sayısı artınca İsveçliler bu bölgelerden ayrılmış, yerlerine yeni göçmenler gelmişler. Böylece sistem alarm vermeye başlamış. “Ne yapalım” tartışmasıyla geçirilen zamanların ardından  giderek radikalleşen Hıristiyan ve Müslüman grupların çoğaldığı, etnik grupların daha da bilendiği bölgeler ortaya çıkmış. İsveç sistemiyle göçmen bölgeleri arasında giderek derinleşen bir doku uyuşmazlığı gelişmiş. Sonuçta bu banliyöler İsveç’teki İsveç olmayan yerleşimler haline gelmiş. İsveç’te ırkçı örgütlenmeler çok artmış durumda ve nefret suçları dikkat çekecek kadar çoğalmakta. Irkçı propagandanın sonbahardaki seçimlerde etkili olması bekleniyor.  
Stockholm tek bir yazıyla anlatılması güç şehirlerden. Stockholm’ü başka açılardan anlatan yeni yazılarda buluşmak üzere...

Yeşile ve suya doyarsınız

Stockholm heykeller, parklar, bahçeler şehri. Sadece eski ve tarihi heykeller değil yeni ve modern heykeller de sokakları süslüyor. Tabii ki çıplak heykeller var, neyse ki şimdilik kimse onları giydirmeye çalışmıyor! Şehir içindeki parklar sincapların, kirpilerin ve tavşanların yuvası, çocukların ve yaşlıların sevgiyle beslediği bu hayvanlar artık evcilleşmiş. O kadar çok yeşil alan, park, yol kenarlarında ağaçlar, mahalleler, banliyöler arasında ormanlar var ki yeşilin her tonuna doyuyorsunuz. Aynı zamanda suya da, çünkü her yer su. Kazlar, ördekler ve kuğular suların üzerinde nazlı nazlı yüzüyorlar. Şehrin ortasında kocaman somon balıkları tutuluyor. Stockholm’ün içme suyu Mälaren gölünden geliyor, tertemiz ve bedava. Doya doya için!

Kralın yüzüne pasta atmak suç

İsveç anayasal monarşi ülkesi ve parlamenter temsili demokrasiyle yönetiliyor. 1975’ten bu yana kralın devlet yönetimiyle ilgili hiçbir yetkisi yok. Yine de devletin başı olarak meclis açılışını o yapıyor! Buna rağmen toplanan vergilerden kralın ve ailesinin harcamaları için büyük bir pay ayrılıyor. Kralın dokunulmazlığı var ama bir suç işlemişse hakkında kamu davası açılabiliyor. Kralın yüzüne pasta atmak ise suç, savcı günlük para cezası veya hapis cezası isteyebilir. 1980 yılında anayasal bir değişiklikle cinsiyetine bakılmaksızın ilk doğan çocuğun tahtın varisi olması kabul edilmiş. Böylece artık taht babadan oğula geçemeyecek! İsveç kraliyet geleneğini bir prenses sürdürecek. O da babası Carl XVI. Gustaf gibi halktan biriyle evlilik yaparak İsveç halkının gönlünü fethetmiş ve tahta geçmek için hazır. Unutmadan yazalım prensesin ilk çocuğu da bir kız! Parti tüzüğünde “kraliyetin kaldırılması” konusunda bir madde dahi bulunan Sosyal Demokrat İşçi Partisi (SAP)’ne gelince onlar artık bu konuyu gündemden çıkarmışlar!   

Dr. Tülin Uygur


Etiketler; #Tülin Uygur

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.