Ömer Hayyam ve Hafız’ın peşinde

Şiraz’daki son akşamımız sürpriz bir konser gecesine dönüşüyor. İftardan sonra dostumuz Settar’in evindeki akşamımız, geleneksel İran müziği ve şiiriyle, bahçedeki ağaçlar ve Şiraz’in o ünlü mehtabı altında bir veda partisine...

Ömer Hayyam ve Hafız’ın peşinde
09 Ağustos 2014 Cumartesi 07:52

20yazi

Şiraz’in yeni hükümdarı Timurleng, Hafız’a çıkışır: “Sen ki sevgilisinin yüzündeki bir ben için benim mülküm olan iki gözüm Semerkand ve Buhara’yı bağışlayacak kadar zenginsin de,nasıl yoksulluktan söz eder, saldığımız vergiyi ödemezsin?” Hafız’dan “Gördüğünüz gibi, ölçüsüz cömertliğimiz yüzünden bu hallere düştük!” cevabını alır

Tahran’daki Elburz dağlarına sırtınızı dönüp, güneye doğru ilerledikçe, gördüğünüz tek renk dağların ve düzlüğün kirli sarılığı oluyor. Bu sarılığın tekdüzeliğini bozan tek şey, dağların arasındaki vadilerde kurulmuş ve çoğunluğu Kaşkay Türkmenlerinin oluşturduğu göçerlerin çadırları, koyun ve keçileri oluyor. Otobüsün takip ettiği güzergah, aynı zamanda bin sene önce Oğuzlu atalarımızın onbinlerce çadır ve sürüleriyle Orta Asyanın bozkırlarından kopup geldikleri güzergahdır.
İSFAHAN: NEFS-İ CİHAN (DÜNYANIN YARISI)
Zagros dağlarının artık çok da yüksek olmayan tepelerinin arasından kıvrılarak inince, İsfahan tüm ihtişamıyla karşımıza dikiliveriyor. İsfahan’a boşuna “Nefs-i Jihan” yani “Dünyanın Yarısı” demiyor bu şehrin insanları ve özellikle de şairleri. Sadece İran’da değil, tüm antik Asya şehirleri içinde çok özel bir yere sahip İsfahan. Ve bu özellikte, Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in 1047 senesinde İsfahan’ı devlet merkezi yapıp kalkındırmasının çok önemli bir yeri var. Büyük Alpaslan, Melikşah ve Nizamülmülk zamanlarında ise İsfahan bir imparatorluk başkenti düzeyine yükselir. Bugün İsfahan’a damgasını vuran Nakş-i Cihan meydanı işte bu dönemde oluşturulur. Ünlü şair ve matematikçi Ömer Hayyam da aynı dönemde İsfahan’da yaşar ve ünlü rubailerini yazar, Sultan Melik Şah için burada bir gözlemevi kurar. Tıbbın en önemli Doğulu uzmanı İbni Sina da, yaşamının en mutlu ondört yılını bu dönemde İsfahan’da geçirir.
Selçukluların başlattığı mimari atılımlar, Moğolların ve Timur’un ellerinde bir süreliğine kesintiye uğrasa da, Azerbeycanlı Türk Şah İsmail’in Safevi hanedanlığı döneminde İsfahan’i gerçekten de Nefs-i Cihan haline getirecektir. Özellikle de Büyük Şah Abbas döneminde, İsfahan dünya çapında bir merkez haline gelecektir. Hatta ünlü İngiliz yazarı Lord Byron, İsfahan’ı Atina ve Roma ile aynı kulvarda görecektir ziyaretinden sonra.
İSFAHAN’DA BİR RÖNESANSÇI TÜRK SULTANI: ŞAH ABBAS
Ömrünün 42 senesini geçirdiği İsfahan, Şah Abbas’in elinde bir iğne oyası inceliği ile inşa edilmiştir. İsfahan’ın sembolü Nefsi Cihan meydanı, Chahar Bağ Caddesi, Ali Kapu sarayı, Allahverdi Han Köprüsü, Şah Camisi, Kapalıçarşı, Chehel Sütun Sarayı, Şah Camisi, Şeyh Lütfullah Camisi, Chahar Bağ Medresesi, Hasht Behest Sarayı ve diğer birçok yapı, Şah Abbas’tan günümüze tüm muhteşemligiyle kalan anıtlardır ve görülecek ilk eserlerdir.
İsfahan’ı ve modern şehirlerimizi bir karşılaştırınca, bin sene öncesinin şehir plancılığının yarattığı mucizeyi görebilirsiniz. Çokuluslu ve dinli bu şehrin nüfusunu kaynaştırmanın bir modeli olarak düşünülen Nakş-i Jihan meydanı İsfahan’ın kalbidir. Bu muhteşem ve çok büyük meydanın çevresi de şehrin ve sosyal hayatın merkezi olarak geliştirilmiş. İsfahanlılar tüm alışverişlerini, eğlencelerini, sohbetlerini bu meydan çevresinde yapar, akşam olunca da meydanın çimenleri üstünde muhabbete dalarlarmış ve hala da öyle yapmaktalar.
ASUDE BİR BAHAR ÜLKESİ: ŞİRAZ
Yedi saatlik bir otobüs yolculuğu, bizi Zagros dağlarının Batısındaki ovalara ve vadilere getiriyor. Ve bu dağlardan aşağı inen bir dönemeçte, birdenbire masalsı şehir Şiraz karşımıza dikiliveriyor. Kervanların altından geçtiği şehir kapısının yanından geçip Şiraz’a adımımızı atıyoruz. Şiraz’da ilk gittiğimiz yer, elbette Şiraz’ın en ünlü evlâdı Hafız’ın mekânı oluyor.
Şiraz’daki bir diğer sürpriz, Eram (İrem) Bahçeleri oluyor bizim için. Asiyab Setaei Dağının yamaçlarında kurulan bu 900 yıllık bahçenin kurucularının, bizim Selçuklular olduğunu yazıyor girişte verilen küçük broşür. Bahçedeki muhteşem sarayın duvarları da Hafız, Sadi ve Shooride Sirazi’nin şiirleriye süslenmiş.
Şiraz’daki son akşamımız sürpriz bir konser gecesine dönüşüyor. İftardan sonra dostumuz Settar’in evindeki akşamımız, geleneksel İran müziği ve şiiriyle, bahçedeki ağaçlar ve Şiraz’in o ünlü mehtabı altında bir veda partisine dönüşüyor. Ve Karacaoğlan türküleri, Yunus ilahileri, Bektaşi nefesleri, Hafız’ın şiirlerine karışıp, ata yurdu Şiraz’da son hatıralarımızı oluşturuyor.

ŞİRAZ’IN BAHÇELERİNDE YUNUS VE HAFIZ ELELE

Şiraz’ın diğer güzellikleri arasında Wakil Camisini, Şiraz kapalıçarşısını, Wakil hamamlarını ve Zand sarayını ziyaret edip, bu tarihe yolculukta, narenciye bahçeleri arasında sanki binlerce kilometre ötelerdeki Endülüs’te hissediyoruz kendimizi. İranlıların ilk imparatorluğu Akamenid’lerin başşehri olan 2500 yaşındaki Persepolis ve büyük kralların mezarlarının yer aldığı kaya mezarlığı Taht-ı Rüstem’e de Şiraz’dan kısa bir yolculukla gidip geliyoruz.

BİZİM HES’CtİLERE ATFEDİLİR: BİR NEHİR NASIL KATLEDİLİR?

Zayandeh-Rud nehri, ya da “hayat veren nehir”, bir şehir olarak İsfahan’ın yaratılmasının sebebidir. Selçuklulardan Safevilere Türkler nehrin üzerinde  Khaju gibi birçok ihtişamlı köprü yapmışlardır. Ama son on senedir, artık Zayende-Rud nehrinden bir damla bile su akmamaktadır. Çünkü Zagros dağlarındaki su kaynaklarına kurulan HES’ler ve tarımda kullanılan sular sebebiyle, İsfahan’a hayat veren bu nehir şimdi sapsarı tabanıyla kuru bir kanal halinde.

Latif Bolat


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.