Latif Bolat / Türklerin kültür sentezi kervansaraylar

'Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... Gidiyordum, gurbeti gönlümle...

Latif Bolat / Türklerin kültür sentezi kervansaraylar
29 Nisan 2014 Salı 08:31

20-kervansaray

'Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,

Bir dakika araba yerinde durakladı.

Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,

Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...

Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,

Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya'

Faruk Nafiz Çamlıbel üstadımızın, Cumhuriyetin ilk günlerinde Kayseri'ye öğretmen olarak yaptığı yolculuğun en önemli simgesidir kervansaraylar. Öylesine ki, Han Duvarları onun en tanınan eseri olmuştur. Ama o, Anadolu'nun ıssız yollarında yolculuk edip, kervansarayların ihtişamlı görünüşü ile etkilenen binlerce yolcudan sadece birisidir.

Kuşadası'ndan Ulukışla'ya, İznik'ten Urfa'ya yapılan yolculukların, hem de en ürkütücü anları olan akşam saatlerinde, karşınıza dikiliverirler bu tipik Türk icadı kurumlar. Ve artık eşkıyalardan da, vahşi hayvanlardan da korkmanıza hiçbir sebep kalmamıştır. Bir kere kervansaraydan içeri girdiğinizde, canınız ve malınız artık Sultan'ın himayesindedir. Burada üç güne kadar bir kuruş bile ödemeden kalabilirsiniz. Yemek te vardır, hamam da, berber de, ve mescit te. Hatta sağlık problemlerinizi halledecek kırıkçı-çıkıkçı bile bulunur burada. Ama üçüncü gün bitince, bedava misafirliğiniz de biter. Sonra ya yola devam edersiniz ya da ücret istenir sizden artık!

Kervanlar için saraylar

Kervansaraylar adı üzerinde kervanlar için saraylardı. Aslında ne kadar iddiali kurumlar olduğunu adından anlamak ta mümkün. Kervanhane ya da kervanevi denmemiştir de kervansaray denilmiştir, bu önemini ifade etmek için. Yani Selçuklu ya da Osmanlı Sultanı'nın yaptırdığı bu sosyal kurumlar, Sultan'ın sembolik sarayıdır, Anadolu bozkırlarında ve yüce dağların başında. Ve yolcular Sultan'ın misafirleridir üç gün boyunca.

Kervansaraylara neden ihtiyaç duyulmuştur acaba? Selçukluların daha ilk günlerinden başlayarak yaptırılan bu muhteşem kurumlara, o zamanın ve daha sonrasının Avrupasında rastlamak mümkün bile değildi. O zaman acaba Sultan'ları bu masraflı yatırımlara iten sebep neydi ki?

Bildiğiniz gibi, "İpek Yolu" dediğimiz o tarihi binlerce yıl öncesine giden, ticaretin can damarı yollar, bizim Anadolu'dan başlar ve kollara ayrılıp yeniden birleşerek Çin'deki merkezlere kadar giderdi. Aslında bir tanecik değil, birçok İpek Yollarından bahsetmek te gerek. Çünkü Anadolunun birçok giriş noktasından başlayan bu yollar, arada bir tekleşip, dağların ve ovaların şekline göre, yeniden ayrılıp birleşerek İran platosunu, Orta Asya çöllerini aşarak, İpek Yolunun sonu olan Çin ipek atölyelerine ulaşırdı.

Kuşadası'ndan Pekin'e yol gider

Selçuklu Sultanları, hem ülkedeki ticaretin gelişmesi ve hem de ülkeyi güvenli bir yer haline getirmek amacıyla, kervansaraylar yaptırmayı adet haline getirmişlerdi. Her Sultan, bütcesinin önemli bir kısmını kervansaray ve han yaptırmaya harcamak durumundaydı. Hanlar şehir merkezlerinde yer alırken, kervansaraylar şehir dışındaki ovalarda veya vadilerde olurdu. Böylece, mesela Kuşadası limanından yüklenen kervanlar, yavaşça Menderes nehrinin vadisini izleyerek, Anadolu'nun içlerine doğru ilerlerdi.

Anadolu bozkırında bir derin gece

Yüzlerce deveden oluşan bu kervanların, günde ancak 9 saat veya 30-40 kilometre yol yapabileceği hesap edilmişti. Ve günün sonunda, güneş batıp karanlık bastırınca, kıymetli yükleri ile bu yüzlerce devenin mutlaka bir kervansarayın yüksek duvarları ardına saklanması gerekirdi. Çünkü dağ başlarında tuzak kurmuş eşkıyalar için bu kervanlar en önemli geçim kaynağıydı. Boşuna değildir Anadolu'nun her tarafında yakılmış eşkıya türküleri. Ya eşkıyanın saldırdığı kervanlardakiler yakardı bu türküleri ya da saldırı sırasında vurulup ölen eşkıyanın kızanları.

Tüm laflar edilip, tüm yemekler tüketilip, yorgun geçen bir günün ardından herkes köşesine çekilince, mehter vurulup uykuya dalınırdı. Yolcuların başucunda yağ lambaları ortalığı aydınlatır, ve duvarlarda asılı kilimler, halılar ve ipeklilerden yansıyan ışıklarla bir kervansaray gecesi daha başlardı.

Gece boyunca, dışardan gelenler içeri alınır, yemek verilip ağırlanır, ama bir kere girenler sabaha kadar içerden dışarı çıkarılmazdı, soygun ve sahtekarlığı önlemek için.

Selçuklular ve Osmanlılar yaklaşık yüz civaıinda kervansaray ile Anadolu'nun dört bir yanını bezemişlerdir. Aynı tür kurumlar İran, Orta Asya ve Çin bolgelerinde de inşa edilerek, İpek Yolu üzerinde kervanların sürekli şekilde gidip gelmeleri, dolayısı ile de ekonominin sürekliliği sağlanmaya çalışılmıştır. Aslında, Osmanlı ekonomisinin son yıllarındaki başarısızlığının önemli bir nedeninin, İpek Yolu'nun öneminin giderek azalması ve deniz yollarının artık Uzak Doğu ticaretinin yapıldığı en önemli hat haline gelmesi olduğu da düşünülür.

Sadece onarmak, yeni yalnızlıklar yaratıyor

Bu tarih abidesi kervansaraylarımız ve hanlarımız, giderek tarihin derinliklerindeki yerlerini aldılar ve unutuldular. Şimdilerde İzmir'den Kayseri'ye, İstanbul'dan Adana'ya uzanan yollar üzerinde, tarlaların tam ortasında terkedilmiş ve yıkıntı haline gelmiş bu muhteşem kültür miraslarımız ayağa kalkmayı beklemekteler. Ama galiba onları onarıp lokanta haline getirme çabaları pek işe yaramamaktadır ki, şimdi de yenilenmiş ama yeniden terkedilmiş onlarca kervansaray, Anadolu bozkırlarını süslemektedir, tüm yalnızlıkları ve tüm kervansaray efsaneleriyle.

Faruz Nafiz Camlibel'in, Han Duvarlari şiirini bitirirken, İncesu'daki kervansaraya bakıp ta mırıldandığı şu satırlar, bizim de son zamanlarda gördüğümüz tüm onarılmış kervansaraylara bakıp ta paylaştığımız duygularımızı güzelce ifade etmektedir:

"Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,

Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!

Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,

Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!.."

Atlara parkyeri ve bakım hizmeti

Kervandaki develer, kervansarayların en ihtişamlı yeri olan ana kapıdan içeri girince ahırlara bağlanır ve yükler herkesin kalacağı bölmeye yerleştirilirdi. Yaz aylarında avluda, kış aylarının soğuk gecelerinde ise kapalı mekanlarda yatılırdı. Haremlik bile bulunurdu. Büyük kervansarayların ahırlarında, yaklaşık 3 bin deve ve ata yer olurdu. Avlunun ortasındaki fıskiyeli havuz etrafında, veya soğuk günlerde yakılan büyük şomine ateşi etrafında, dünyanın dört bir yanından gelen seyyahlar, oturup kültürlerini ve hikayelerini paylaşırlardı.

Dünya yıkılsa bırakmazlar...

Evliya Çelebi bize böyle bir gecenin sabahını şöyle anlatır:

"Cihân yıkılsa içeriden taşra bir âdem bırakmazlar, şart-ı vâkıf (vakfedenin şartı) böyledir. Tâ cümle (bütün) müsâfirîn (misafirler) kalktıkda yine mehterhâne döğülüp herkes malından haberdâr olur. Hancılar, dellâllar gibi; "Ey ümmet-i Muhammed! Malınız, canınız, atınız, eşyanız tamam mıdır?" diye recâ edüp nida ederler. Müsâfirîn cümlesi; "Tamamdır! Hak teâlâ, sâhib-i hayrata (hayır sahibine) rahmet eyleye" didiklerinde, bevvâblar (kapıcılar) vakt-i şâfii (uygun vakitte) iki dervâzeleri (kapıları) güşâde edüp (açıp) yine kapu dibinde; "Gafil gitmen, bisât (yaygı, örtü) gaip etmen, herkesi refik (yol arkadaşı) etmen, yürün, Allah âsân (kolay) getire" diyü duâ ve nasihat ederler. Herkes bir canibe (tarafa) revân olur."

Hilal, haç ve Davut'un yıldızı

" Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri

Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.

Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya

Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya."

Kervandaki herşey ve herkes, kervansarayın kale gibi yüksek duvarlarının arkasında, artık Sultan'ın koruması altındaydı. Buralarda din, dil, ırk ayrımı olmadan hizmet verilmesi esastı. Hatta bazı kervansarayların muhteşem taç kapılarında (giriş kapıları), İslam hilalinin yanısıra, Hıristiyan haçı ve Yahudi Davut yıldızı taşa oyulmuş selam dururdu.

Kervansaraylarda yatakhane ve aşhaneler, erzak anbarları, ticari eşya depoları, yolcuların hayvanları için ahırlar, samanlıklar, mescidler, kütüphaneler, hamamlar, hastahaneler ve eczaneler, yolcuların ayakkabılarını tamir etmek için ayakkabıcılar, nalbantlar, bu teşkilat ve tesisleri idare edecek memurlar vardı.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.