Kök hücre bilmecesinin şifreleri

Erdal Karaöz 52 yaşında bir bilim insanı. Günümüz bilim dünyasının en bilinmeyen, en spekülasyonlarla dolu ama en umut veren bir alanında, ‘kök hücre çalışmalarında’ önemli yol katetmiş bir araştırmacı. Ülkemizde kök hücre üreten, Sağlık Bakanlığı onaylı 4 laboratuvarından birini kurmuş. Kök hücre dünyasında bizi konuk etti, binlerce başlıktan birkaçını konuşabildik

Kök hücre bilmecesinin şifreleri
25 Ağustos 2015 Salı 17:09

Doç. Dr. Şehime Temel


Prof. Dr. Erdal Karaöz’le Liv Hospital’daki odasında bir araya geldik. İlk olarak, yaklaşık 30 yıllık kök hücre çalışmalarına merakının sebebi hikmetini sorduk, “Öğrenme ve araştırma merakı, kabul etmeme duygusu, dogmatik düşünceyi reddetmek, araştırma dürtüsü” diye açıkladı. Türkiye’deki bilimsel araştırmaların son yıllarda çektiği sıkıntılar içinde bu ısrarını takdir ettiğimizi dile getirdik, “Her üniversitede 3-5 kişi mutlaka vardır. Can siperane çalışıyorlar” dedi. Sonra sorularımız birbirini kovaladı, sabırla hevesle anlattı. İşte o buluşmadan bazı satırbaşları...

KÖK HÜCRE KONUSUNDA İYİ DURUMDAYIZ

Prof. Dr. Karaöz’ün yönettiği merkezin adı “Rejeneratif Tıp Merkezi”. Yani yenileme üzerine kurulu tedavi yöntemleri. Değilmi ki, vücudumuz her gün hücrelerini yeniliyor, deri değiştiriyoruz, saçımız, tırnaklarımız uzuyor, organlarımızdaki dokular durmaksızın kendini yeniliyor, bilim de işte bu “yenileme” olgusuna dayanarak “kök hücre tedavisi” geliştirmeye çalışıyor. Dünyada 1960’larda başlayan bu alanda, Türkiye 2015 yılında nerede? Erdal Karaöz’ü dinleyelim.
“Türkiye kök hücre konusunda iyi. Sağlık Bakanlığı denetiminde Türkiye’de şu an 4 merkezde klinik araştırmalar için uluslar arası standartlarda kök hücreler üretiliyor. Önemli ama yetersiz. Önce şuradan başlayalım: Pre-klinik araştırmalar, yani araştırma aşamasına baktığımız zaman bu işle uğraşan bilim insanları yüzlerce binlerce olmamakla beraber sayıları az da olsa can siperane şekilde çalışarak çok iyi işler çıkarttı. Örneğin Kocaeli Üniversites Kök Hücre ve Gen Tedavileri Araştırma merkezi (KOGEM), 2007 yılında kuruldu, daha sonra TÜBİTAK’tan 28 proje aldık. Kök hücre araştırmalarında iyi noktadayız. Hayatını vakfetmiş insanlar var. Sadece benim grubumun yayınlanmış 50 yayını var.

BURADA DA MERDİVEN ALTI VAR

“Temel Bilimlerde pek sorunumuz yok, klinik boyutta da aslında sıkıntımız yok. Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat almış tam 4 adet GMP laboratuvarı var. Yani, Good-Manufacture-Practice. Uluslararası standartlarda kök hücre üretimi yapan laboratuvar demek.
Bu standartlara göre ürettiğiniz kök hücreleri insana nakledebilirsiniz. Yoksa, benim KOGEM’de ürettiğim hücreyi insana asla nakledemezsiniz. Ama ne yazık ki merdivenaltı dediğimiz laboratuvarlarda bu şekilde üretilen kök hücreler insana naklediliyor, ama bunların sayısı 1-2 tanedir.
Oysa bir hücreyi eğer viral bir enfeksiyon geçirmiş ya da bu çeşit hastalığı bulunan bir vericiden aldıysam, ya da bakteriyel bir enfeksiyonu varsa bu vericiden ürettiğiniz hücreleri hiçbir kişiye nakledemezsiniz. Ek olarak ürettiğiniz hücreleri insanlara uygulamadan önce birçok testten geçirmeniz gerekiyor. Birçok yönden çok emin olduğunuz hücreleri ancak insanlara nakilde kullanabilirsiniz.
GMP standartları 1900’ların başında ihtiyaç üzerine ortaya çıkmış. O dönemde bebeklerle ilgili solüsyon üreten ilaç fabrikalarının ürünlerinin kullanıldığı bebeklerde ölümler görülmüş, sonrasında bakılmış ki bu ürünler bakteri kontaminasyonlarına sahip. İlaçların GMP koşullarında üretilmesi şartı bu nedenle getirilmiştir. Bizlerin insanlara nakledilmek üzere ürettiğimiz tüm hücresel ürünler de ilaç olarak kabul edilmektedir ve bizler bu uluslar arası standartlarda çalışmaktayız. Laboratuvarda üretimin her aşamasında kullandığımız ürünlerin de GMP standartında olması gerekiyor.”

YÜZDE 100 ONAYLI KÖK HÜCRE TEDAVİSİ YOK

Prof. Dr. Karagöz, ülkemizdeki klinik kök hücre tedavi alanlarını şöyle özetledi:
“Türkiye’de kan yapımından sorumlu kök hücre nakli hariç, yüzde 100 onaylı bir kök hücre tedavisi yok. Hepsi klinik deneme ya da araştırma safhasında. Kullandığımız tüm ilaçların geçtiği aşamalar olan Faz 1,2, ve 3’ü geçmiş bir tedavi yöntemi değil kök hücre tedavisi. Nedir bu Faz 1, 2, ve 3. Siz bir kimya laboratuvarında bir ilaç keşfettiniz, bu ilacın keşfinden eczane raflarına gelmesine kadar 10-15 yıl geçer. Bu süreçte, önce laboratuvarlarda birçok testten geçerler, sonra hayvan çalışmaları yapılır. Bu aşamaları geçtikten sonra Faz 1 çalışması dediğimiz küçük insan gruplarında biyœmniyet çalışmaları yapılır. Sonrasında ancak klinik olarak hasta gruplarında ilacın etkinliği ve yan etkilerini içeren çalışmalar gerçekleşir ve tüm aşamaları geçmiş ilaçlar kullanıma girer. Bu süreçler kök hücreler için de geçerlidir. Dolayısıyla halihazırda birçok klinik çalışma devam etmekte, kimi Faz 1/2 aşamasında kimi Faz 3 aşamasındadır.
Bununla birlikte, dünyanın gelişmiş ülkelerine koşut olarak ülkemizde de herhangi bir hastalık için kök hücre esaslı bir klinik araştırma yapmak istediğiniz zaman, örneğin kas erimesi olarak da adlandırılan Duchenne Musküler Distrofi hastaları için bakanlıktan izin alıyorsunuz. ‘Ben 10-15 kas hastası çocukta klinik uygulama yapmak istiyorum’u kapsayan birçok evrakı içeren bir dosya hazırla yıp başvuruyorsunuz. Sağlık Bakanlığı Kök Hücre Danışma Kurulu konuyu tartışıyor izin veriyor ya da vermiyor. İzin verirken de diyor ki ‘asla hastalardan para alamazsınız. Bu bir Faz 1/2 çalışması. Ek olarak hastaları sigorta ettirmek zorundasın.’

ERKEN DÖNEMDE DAHA ETKİLİ

Kök hücre araştırmalarının bir talihsizliği bütün bu araştırmaların, çalışmaların tamamı ‘terminal dönem’ dediğimiz, her yolun denendiği, bittiği ‘artık tıbben tedavisi mümkün olmayan hastalık’ evresindeki hastalarda yapılıyor olması. Biz kök hücre bilimcilerin ortak düşüncesi geleneksel tıbbi tedavi yöntemlerle tedavi edilemeyen bu tür sağlık sorunları için hastalığın başlangıç aşamasında gerçekleştirilecek kök hücre esaslı tedavi uygulamalarının daha başarılı olacağıdır. Gelecekte gerçekleştirilecek klinik uygulamalarının başarısına koşut olarak bu noktaya ulaşacağımızı sanıyorum. Çünkü, deneysel hayvan çalışmaları göstermiştir ki hemen tüm hastalık modelinde erken dönemdeki kök hücre uygulamaları geç döneme oranla çok daha başarılı sonuçlar veriyor.
Başta sinir sistemi ve kas sistemini ilgilendiren ALS, MS, Parkinson, Alzhemier ve Duchenne Musküler Distrofisi vb. gibi genetik tabanlı pek çok hastalık var ki, tedavi edilemiyor.

İZİN GEREKTİRMEYEN KÖK HÜCRE TEDAVİLERİ

Peki, ortopedi ve dermatolojide kullanılan yöntemler? Onlar da özel izne mi bağlı?
Ülkemizde Sağlık Bakanlığı’ndan izin almadan hiçbir insana kök hücre uygulaması yapamazsınız. Bununla birlikte, FDA (Food and Drug Administration - ABD’de Gıda ve İlaç İdaresi) tarafından onaylı 2 protokol var, biri kulak arkasından deri biyopsi parçası alıp, deri altındaki bağ dokusundan, dermis dediğimiz tabakadan aldığımız ürettiğimiz hücrelerin kullanıldığı yöntemdir. Vücudumuzun en büyük organı deridir ve fibroblast adını verdiğimiz hücreler bu dokuda yerleşiktir.
Bu hücreler deri (cilt)imizin gergin, canlı ve düzgün görünmesi için gerekli proteinleri salgılamaktan sorumludurlar. Bizler yaşlandıkça bu hücrelerin sayıları ve aktiviteleri azalmakta ve dolayısıyla derimiz güzel görünümünü kaybetmeye başlamaktadır ve giderek buruşuk bir görünüm alır. Fibroblast enjeksiyonu yapılarak derinin genç ve sağlıklı görünmesi sağlanabilmektedir. Bunun için Sağlık Bakanlığı onayı gerekmiyor. Fibroblast enjeksiyonu sadece estetik kaygılarla yapılan bir uygulama değildir, akne skarları, iyileşmeyen kronik yaralar, yanık yaralarının da dahil olduğu birçok cilt sorununda tedavi edici etkinliği vardır.
Diğer yaygın olarak kullanılan ve FDA onaylı hücresel tedavi yöntemi eklem kıkırdak hasarlarının sağaltımında kullanılan otolog (kişinin kendisinden) üretilmiş kıkırdak hücresi naklidir.
Eklemlerde yaşlılıktan dolayı görülen dejenerasyonun başlangıç evrelerinde yakalandığı zaman, ortopedistler bize sağlam bölgeden biyopsi veriyorlar, bizDeri v de kıkırdak hücrelerini çoğaltıyoruz. Sonra bu hücreler hasarlı bölgeye enjekte ediliyor. Ya da bu hücreleri bir matriks üzerine yerleştirip nakil işlemi gerçekleştirilebiliniyor. Bu işlem, erken dönemde hasarlı kıkırdak dokusunun proteze gitmeden tamirine olanak sağlıyor.

28 AĞUSTOS CUMA günü:Göbek kordonunun içindeki damarları çevreleyen doku nelere kadir?



 

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.