Emekçinin bir ‘kaza’ sonucu ölümü

Soma’da yaşamını yitirenler nedeniyle içimiz yanıyor... Canımız sıkkın, üzgünüz. Ne kadar sürüyor bu çağda başkası için üzgünlüğü insanların? Bir an, bir gün, bir hafta, bir ay? Ya sevdiğini kaybedenler; eşler,...

Emekçinin bir ‘kaza’ sonucu ölümü
16 Mayıs 2014 Cuma 10:21

20-kayihan2

Soma’da yaşamını yitirenler nedeniyle içimiz yanıyor... Canımız sıkkın, üzgünüz. Ne kadar sürüyor bu çağda başkası için üzgünlüğü insanların? Bir an, bir gün, bir hafta, bir ay?

Ya sevdiğini kaybedenler; eşler, çocuklar, ana/babalar, kardeşler, akrabalar? Zaman dindirebiliyor mu acılarını?

Türkiye ölümlü iş kazalarının çok fazla görüldüğü ülkelerden biri olma özelliğini sürdürüyor. 2011 yılında iş kazası nedeniyle yaşamını yitiren ve kayıtlara geçen emekçi sayısı 1700. Bu sayı 2008 yılında 865’ti.

Her gün beş emekçi

‘kaza’ sonucu yaşamını yitiriyor

İş kazası, “yanlış giden olaylar dizisinin istenmeyen bir sonucu” olarak tanımlanabilir. Soma’da yanlış giden olaylar dizisi için uzmanların hazırlayacakları raporları beklememiz gerekecek.

Ancak ülkemizdeki iş kazaları sonucunda yaşanan ölümler için “yanlış giden olaylar dizisi” ile ilgili olarak konuşmamız gereken pek çok konu var.

Bu konuların başında, ülkemizin işçi sağlığı ve güvenliği politikası geliyor.

İstihdamla ilgili sorunlar, emekçileri iş güvenliğinin olmadığı işyerlerinde çalışmak zorunda bırakıyor. Soma’da yer altına inen emekçilerden hiç biri, trafonun patlaması halinde havalandırma ve ulaşımın nasıl sağlanabileceği konusunda bilgi sahibi olduktan sonra çalışmak kararını verebilmiş değil. İşsiz kalmamak için hemen her koşula razı olmuş durumda.

Başka seçenek olmayınca...

Dışarıda büyük bir işsizler ordusu var. Çalışanların yarıya yakını kayıt dışı çalışmak zorunda kalıyor. Emekçi, küresel kapitalizmin sözcüsü Demir Leydi’nin “başka seçenek yok” zorlamasına sıkıştırılmış; çaresiz iniyor yer altına.

Küresel kapitalizm devletin küçültülmesini, iktisadi her alanın özel sektöre devredilmesini emrediyor. Devlet özelleştirme ile “başarıyla” küçültülürken, kömür madenciliği ülkemizde emekçiler açısından yüz yıl geriye götürülüyor.

İş güvenliği kamusal güvence altında değil. Çalışma Bakanlığı işyerinin denetlendiğini açıklıyor; ancak emekçinin soramadığı sorunun yanıtını açıklamada göremiyoruz.

İşyerinde enerji sağlayabilecek ikinci bir seçenek var mı? Trafonun patlaması ve yangın çıkması olasılığına karşı hangi önlemler alınmış? Trafonun koruma duvarı yok mu? Yani bu işyerinde doğru dürüst bir “risk değerlendirme” yapılmış mı?

Ceza olmayınca önlem de yok

Cezalandırma güçlü yaptırımlar içermediği için, işveren iş kazaları ile ilgili önlem almaya yanaşmıyor. Alındığı söylenen önlemler, çoğunlukla, korumayla ilgili gerçekten gereksinim duyulan önlemler değil; daha çok yasak savma niteliği taşıyor.

İş güvenliği kültürümüz yok. Bu kültürü edinebilmek için bilimsel bir çabanın sürdürüldüğünü söylemek olanaksız.

İş güvenliği eğitimleri bilimsel olmaktan uzak. İş güvenliği alanında “yetkinlik” önemsenmiyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliği eğitim yetkisi Çalışma Bakanlığı tarafından üniversiteler ve meslek örgütleri yerine kar amaçlı şirketlere verildiğinde, bu durumu birçok kez dile getirmiştik...

Bir kez daha her şeyin fiyatını bilen ama hayat dahil hiçbir şeyin değerini bilmeyen vahşi kapitalist bir süreç yaşanıyor.

İşçi sınıfı ne güçlü, ne de örgütlü. Sendikaların işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki etkinlikleri çok düşük.

Bu acılar bir kez daha yaşanmasın, bu son olsun, bu son... Emekçi cinayetlerine son vermek için, hepimize iş düşüyor.

Prof. Dr. Kayhan Pala


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.