Doğu Karadeniz’de bir cennet Arhavi

Geçmiş yıllarda Rize’ye defalarca gitmeme karşın Rize’den sonraki Karadeniz coğrafyasından yalnızca bir kez geçmiş, Şavşat’a kadar gitmiştim. Çok doğaldır ki, içinden bir kez geçmekle Doğu Karadeniz’in güzelliklerinin...

Doğu Karadeniz’de bir cennet Arhavi
24 Eylül 2014 Çarşamba 06:07

20arhavi

Geçmiş yıllarda Rize’ye defalarca gitmeme karşın Rize’den sonraki Karadeniz coğrafyasından yalnızca bir kez geçmiş, Şavşat’a kadar gitmiştim. Çok doğaldır ki, içinden bir kez geçmekle Doğu Karadeniz’in güzelliklerinin ayırtına varmak kolay değil. Yaklaşık 35 yıl önce geçtiğim bu yollarda aklımda kalan yalnızca Çoruh Nehri’nin coşkusu ve Borçka’da Çoruh’un üzerine Ruslar tarafından monte edilmiş demir köprü oldu. Beden eğitimi öğretmeni dostum Fikret Kadıoğlu ve eşi biyoloji öğretmeni Birsel Hanım ile Karagöl’e giderken Borçka’nın demir köprüsünü özellikle görmek istedim. Artık araç trafiğine kapatılmış, salt yayalara hizmet veriyor.

DERELERİN NEFESİ KESİLMİŞ

Üzerine onca baraj yapıldığı halde Çoruh’un coşkulu akışı durdurulamamış. Sanki acelesi varmış gibi büyük bir hızla Karadeniz’e kavuşmak istiyor. Buna karşın bölgenin derelerinin neredeyse nefesi kesilmiş. Yapımı süren ya da tamamlanan Hidro Elektrik Santralları (HES) yüzünden derelerde neredeyse su kalmamış. Doğu Karadeniz coğrafyasına yakışan derelerden biri Arhavi’nin içinden denize ulaşıyor. Ancak gelin görün ki, Kapistre Deresi de yeni yapılacak HES’lerin programı içine alınmış. Arhavi’nin iki yakasına can veren Kapistre Deresi öylesine duru, öylesine temiz akıyor ki, ayakkabılarımı ve çoraplarımı çıkartarak içinde yürüyüp avuç avuç su içmeden edemedim...

CİHA DAĞI

Arhavi denilince Lazcada kale anlamına gelen Ciha Dağı’ından söz etmeden olmaz. İlçenin doğusunda hâkim konumdaki dağ hava açık olduğunda Rize’nin Pazar ilçesindeki Kız Kalesi’nden Gürcistan’daki Gonia Kalesi’ne kadar uzanan bir görünüme olanak veriyor. Ciha Dağı çevredeki tepeler ölçü alındığında ilçenin doğusunda heybetli bir yapı oluşturarak sanki Arhavi’nin koruyucusu olarak durmaktadır.

Ülkemizin birçok yerleşim biriminde son yıllarda mantar gibi biten, mimarlık sanatından pay almamış camilerin yanında Arhavi’deki Merkez Cami’yi (Taş Cami) görünce durup incelemeden geçemedim. 20. yüzyılın başında yapılmış Taş Cami insanda hayranlık uyandırıyor.

Arhavi’nin içinden geçerek Karadeniz’e dökülen Kapistre Deresi’nin kenarından güneye doğru, Borçka-Artvin yönüne hareket ettiğinizden yaklaşık yarım saat sonra kemer köprülere ulaşırsınız. Doyumsuz yeşillikler arasından kıvrılarak giden yol boyunca eşsiz doğa harikasından gözünüzü alamıyorsunuz. Doğu Karadeniz bölgesinin dereleri üzerine yapılmış tarihsel kemer köprüleri ünlüdür, Arhavi’dekiler görülmeye değer. İlçede 4 kemer köprü var. Ancak bunlardan en göz alıcıları Çifteköprü’dür. Kamilet Vadisi’nde Kamilet ve Çamlıca adlı iki derenin kesiştiği noktada yer alan Çifteköprü’nün 18. yüzyıldan kalma olduğu bilinmektedir. 2002 yılında restore edilen Çifteköprü Arhavi’nin önemli kültürel kalıtlarından (miras) ve turizm değerlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Arhavi’nin Şenköy ve Derecik köyünde yer alan kemer köprüleri halen tarihi dokularını korumaktadır.

SERENDERLER

Borçka’ya doğru giderken yeşil bitki örtüsünün arasında pembeye çalan orman gülleri, sarı kır çiçekleri (çiğdem), papatyalar hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Yanımızda biyoloji öğretmeni Birsel Hanım var. Ağaçlar arasında dağ çileği, at kuyrukları ve likenleri görünce havanın ne denli temiz olduğu anlaşılıyor. Birsel öğretmenimize dünyada likenlerin sadece İsviçre tarafından kanunla koruma altına alındığını söylediğimde şaşırdı, henüz canlı yokken dünyanın üzerinin dev atkuyrukları ile kaplı olduğunu bir yerde okuduğumdan söz edince bu bilgiyi doğruladı. İnsan doğaya egemen olmaya başlayınca dev atkuyrukları da evrim geçirerek küçüldü belki de...

Yol boyunca meraklı gözlerle doğayı incelerken evlerin yanında barakayı andıran küçük ahşap yapılar dikkatimi çekiyor. Birsel öğretmenimiz bu yapılara “Serender” denildiğini söylüyor. Serenderler tamamı ile kestane ağacından ahşap kurtağzı geçme tekniği ile yapılan, beş yerden giren soğuk hava ile bir çeşit doğal soğutucu olarak kullanılır. Genellikle dört ayak üzerine oturtulan serenderlerden 6-8 bacak üzerinde yükselenleri de var. Serenderlerin direklerinin üst noktasında bulunan tekerlekler farelerin tırmanmasına engel oluyor. Böylece doğa gezisine ayırdığımız bir günümüz Borçka Karagöl’de sonlanıyor. Karagöl’den söz etmeyeceğim. Çünkü bu güzelliği anlatmaya sözcükler yetmez. İyisi mi, gidip yerinde görün.

KADIN ERKEK EL ELE

İlçenin merkezinde dolaşırken bir yontu (heykel) dikkatimizi çekiyor. Karadeniz insanının dayanışmasını simgeleyen bir kadın ile erkek el ele, kadının elinde çay fidesi erkeğin kolunda ise atmaca figürü... Çay ve atmaca Doğu Karadeniz insanının yaşamıyla özdeşleşmiş önemli iki doğa olayı. Arhavi’nin yapıları arasında gerilmiş ipler, atmacalar için. Bölgede, M.Ö. 700 yıllarından beri atmaca ile avlanma yapılmakta. Babadan oğla ya da usta çırak ilişkileriyle öğrenilmektedir. Atmacanın kıvraklığı, atikliği, kararlılığı, dikkatliliği, acımasızlığı ama yeri geldiğinde sahibine karşı mazbutluğu ve dinginliği tam da bölge insanını anlatıyor gibi... Doğada 50 değişik türde atmaca var. Bunlardan 14 türü Arhavi ve çevresinde yaşar. İnsana çok çabuk alışırlar, 15-20 günde aileden biri gibi olur. Atmacaya ilişkin birçok fıkra Karadeniz kültürüne kazandırılmıştır.

TARİHİ M.Ö. 8. YÜZYILA UZANIYOR

Tarİhİ M.Ö. 8. yüzyıla kadar dayanıyor. M.S. 3. yüzyılda Lazika Krallığı içinde yer alan Arhavi M.S. 6. yüzyılda Bizans-Pers savaşlarına sahne olmuş. M.S. 8. yüzyılda Trabzon Rum Pontus İmparatorluğu’na bağlı bir yerleşim birimi. 1515’de Osmanlı topraklarına katılan Arhavi 1877’ye kadar Lazistan Sancağı’na bağlı bir ilçe. 1900’de Hopa ilçe olmuş, Arhavi de bu ilçeye bağlı bir bucak olarak yönetilmiş. Arhavi 1954 yılında ilçe oldu.

MEĞER ÇAY DEMLEMEYİ BİLMİYORMUŞUZ!

Arhavİ’de bizleri hiç yalnız bırakmayan, Sezgin Özkara’nın öncülük etmesiyle gezdiğimiz fabrikada doğa harikası çayın insan emeğiyle nasıl işlendiğini, hangi evrelerden geçip soframıza geldiğine tanıklık ettik. Fabrikada içtiğimiz çayların da neden çok güzel olduğunun ayırtına vardık. Meğer biz Türklerin çoğu çay demlemesini bilmiyormuş... Demledikten sonra altındaki ateşin söndürülmesi gerekiyormuş. Bir de demlediğiniz çayı yarım saat içinde tüketmelisiniz. Yoksa çay tadını kaybediyor.

Metin Tükenmez

[email protected]


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.