Cumhuriyet’in gülen yüzleri

1930 yılından sonra gerçekleşen büyük sanayi atılımıyla Türkiye, yüzyılda yapılacakları 10 yıla sığdırdı. Bu tarihi atılım, AKP dönemiyle tersine çevrildi. Birçok kamu kuruluşu yabancılaştırıldı ya da kapısına kilit...

Cumhuriyet’in gülen yüzleri
30 Ekim 2014 Perşembe 09:00

20ata

1930 yılından sonra gerçekleşen büyük sanayi atılımıyla Türkiye, yüzyılda yapılacakları 10 yıla sığdırdı. Bu tarihi atılım, AKP dönemiyle tersine çevrildi. Birçok kamu kuruluşu yabancılaştırıldı ya da kapısına kilit vuruldu

Son 20 yıldır özelleştirmeyle yatıp kalkıyoruz. Neredeyse satılmadık sanayi ve kurumumuz kalmadı. Cumhuriyet Devrimi’yle kurduğumuz, binbir emekle büyüttüğümüz nice tesislerimiz yok pahasına satıldı ya da kapatıldı. Özelleştirme de AKP dönemiyle yabancılaştırmaya dönüştü. Aslında gelinecek son durak burasıydı. Gelindi de... En acı örnek üst üste yaşadığımız maden kazaları! Bundan sonraki süreç de dağların, toprakların ve suların satılması... Ona da başlandı... Yukarıdaki fotoğraf, başka bir Türkiye’yi yansıtıyor ve onun mutluluğunu yüzlere vuruyor... İşte bu fotoğrafın sırrı...

NAZİLLİ YOLUNDA KAHKAHALAR

Yukarıdaki fotoğraf, devlet eliyle en büyük sanayi hamlesi döneminde çekilmiş. O dönemin mutluluğu yüzlere yansımış. Gülen Türkiye; o Türkiye’nin mutlu ve geleceğe umutla bakan yöneticileri. Devrimin öncüleri: Reisicumhur Mustafa Kemal Atatürk, eski Başbakan İsmet İnönü, eski İktisat Bakanı yeni Başvekil Celâl Bayar ve Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak. Ankara’dan trenle yola çıkmışlar, Nazilli’de iki yıl önce temeli atılan Sümerbank Nazilli Dokuma ve İplik Fabrikası’nın açılışına gidiyorlar. Tarih: 7 Ekim 1937... En büyük sanayi kompleksi... 5 bin kişiye iş verecek ve Ege’nin pamuğunu işleyip halkın sırtında elbise yapacak, ölenlere de kefen bezi olacak tesis! Çünkü bu milletin düne kadar kefen bezi bile İngiliz malıydı.

‘HALKA REFAH VERECEK SESLER’

Fabrikanın açılışına katılan Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan, o günü şöyle anlatır: “Fabrika direktörünün rehberliğinde yürüyoruz... Pamuk, işleyen makinelerde türlü şekiller alıyor; iplikler binlerce makaralar üzerinde kümeleşiyordu... Makaralar çözülerek tezgâhlarda yer almış, büyük bir salonda tezgâhların bulunduğu yerde her makinenin başında duran bir işçi “Marş” emrini bekliyordu. Direktör, Atatürk’e hitap ederek “İşlemek için emrinizi bekliyorlar” dedi.

Büyük yerden gelen emir, 480 makineyi birden gürültülü bir faaliyete koydu. Bunun üzerine Atatürk şöyle konuştu: “İşte halka refah verecek sesler.” Her makine, işçisinin kumandasında işliyordu. Kumaşlar dokunuyor, yıkanıyor, renkleniyor, nihayet kimyanın modern tekniğine ulaşıyor ve renk renk çiçeklerle bezeniyordu. Kırmızı, mavi, gözü okşayan her renk bu basmalarda yer alıyordu.” (Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, 5. Baskı, Hazırlayan: Arı İnan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 2007, s.230-233)

NAZİLLİ SÜMERBANK YALNIZCA FABRİKA DEĞİLDİ

Sümerbank Nazilli Dokuma ve İplik Fabrikası, 1. Sanayi Kalkınma Planı çerçevesinde, Sovyetler Birliği’nin verdiği kredi ve teknik yardımla kuruldu. Kayseri’deki gibi teknik adamlar bizzat burada Türk mühendis ve işçilerle birlikte omuz omuza çalıştı ve fabrikayı 18 ayda bitirdi. Sovyetler Birliği, narenciye karşılığı bu tesisi yaptı. 8 milyon liraya mal olan fabrikada 120 Sovyet mühendisi de çalıştı.

Nazilli Sümerbank entegre bir tesisti. Beş bölümden oluşmuştu. Günde iki bin 400 işçi çalışma kapasitesindeydi. Bölgede geliştirilen ve üretilen pamuk, burada bir uçtan giriyor, diğer uçtan iplik ve kumaş hatta elbise olarak çıkıyordu.

İLÇEYİ DEĞİŞTİRDİ

Fabrika Aydın’ın bu şirin ilçesini değiştirdi. Fabrika sıradan bir tesis değildi. ‘Sosyal Fabrika Projesi’ olarak dünyada ilk uygulamaydı. Sovyet modelinden daha ileriydi. Nazilli’nin gelişmesi ve halkının sosyal ihtiyaçlarını da karşılayacak şekilde düşünüldü. Tiyatro, sinema, spor tesisleri, müzik korosu, hamamı vardı. Kültürel etkinlikler düzenleniyordu. Hatta Nazilli Sümerspor ismiyle futbol takımı da vardı. Nazilli’nin kültürüne çok şeyler kattı. Halka bedava basma dağıtıldı.

İşçilere geniş sosyal haklar da verilmişti. Çalışanlar için lojmanlar yapıldı. 40 yataklı hastane, eczane, labaratuvar, kreş, okul, bekar işçi pavyonu, kooperatif, fırın, kantin, yemekhane, yardımlaşma sandığı, fabrika içinde çalışan ‘gıdı gıdı’ ismi verilen tren bile vardı. Fabrikada kurulan santralle, kendi enerjisini de karşılıyor; şehire bile enerji veriyordu. Ar-Ge ve atölyeleri de vardı.1930’ların ortalarına kadar kadınlı erkekli hiçbir toplantıya katılmamış halk, fabrikanın organize ettiği balolar, danslar ve partilerle sosyalleşmiş, özellikle kadınlar ön plana çıkmaya başlamıştı.

‘BİR OKULDU’

Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası hakkında araştırma yapan ADÜ öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Günver Güneş, şu değerlendirmeyi yaptı: “Fabrika birçok işlevinin yanında, Cumhuriyetin temel kavramlarını halka tanıtan bir köprü olmuştur. Sümerbank bir fabrika olmasının ötesinde bir okul, bir eğitim kurumu, Cumhuriyet öğretilerinin yaşama geçirildiği bir alan olmuştur. Dünya üzerindeki herhangi bir şehirde kurulan bir fabrika, elbette o şehir üzerinde birtakım değişiklikler yapmıştır. Ama hiçbirisinin Nazilli Basma Fabrikası’nın Nazilli üzerinde yarattığı sosyal, kültürel, ekonomik değişimler kadar büyük sonuçlar yaratması mümkün değildir. Çalışanlara her türlü imkânı devlet eliyle verip onları ekonomik refaha kavuşturan bu fabrika, çalışanlarına yemek aralarında dünya klasiklerinden eserler okutup Beethoven dinletecek zevke ulaştırabildiyse, işte bu sözü edilen fabrikanın ne kadar değişik bir felsefeyle yola çıktığının ve bulunduğu yerin halkına neler kazandırdığının açık bir göstergesidir.”

7 Ekim 1953’te Nazilli’ye gelen şair ve ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu, şehirdeki değişimi ise şöyle gözlemlemiştir: “Nazilli’nin iki yakasını bir araya getiren bir ışık, fermuarı taa Basma Fabrikası’na kadar uzanmış. Fabrikanın bir bisiklet garajı var. Yol dümdüz olduğu için işçiler bisikleti benimsemişler. Fabrikayı gezdikçe işçiler sağlanan imkânları, kolaylıkları gördükçe şaşırdım kaldım. Sıcak, lezzetli, kuvvetli bir yemek. Boyalarla uğraşanlara süt ve yoğurt, işçilere özel hastane, kreş, kantin, alabildiğince geniş bir bahçe... Kantinin üstünde bir havuz. İstanbul’da eşine az rastlanır boyda bir tiyatro salonu var. Şehirde böyle bir salon olmadığı için bazı düğünler burada yapılırmış. Balolar da eksik değil.”

CUMHURİYETLE SANAYİLEŞTİK

1929 dünya ekonomik krizi meşhurdur. Türkiye krizi sanayileşme hamlesiyle atlatmış; büyük atılıma dönüştürmüştü. O dönem şunlara sahip olduk: 3 bin km demiryolu, limanlar, Şeker Fabrikaları (1926-30), Bakırköy Bez Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası 1934, Kayseri Bez Fabrikası, Paşabahçe Cam Fabrikası, Zonguldak Türk Antrasit Fabrikası 1935, İzmit Kağıt Fabrikası, Çubuk Barajı 1936, Nazilli Basma Fabrikası, Kayseri Sümerbank Dokuma Fabrikası, Ereğli Demir Çelik Fabrikası 1937, Gemlik Suni İplik Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası ve Divriği Demir Madeni İşletmesi 1938. Diğer kurum ve işletmeler: Tekel, PTT, THY, Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğü, MTA, EİEİ, DDY, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, TMO, Etibank, Sümerbank, İş Bankası... O yıllarda yurt dışına uçak yapıp sattığımızı da hatırlatırsak tablo daha iyi anlaşılır. (Özer Özçelik, Güner Tuncer, Atatürk Dönemi Ekonomi Politikaları, Sosyal Bilimler Dergisi, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi.)

BÜYÜYEN TÜRKİYE

Büyük atılımla dünyanın en hızlı kalkınan ülkelerinden biri olan Türkiye’de 1932-38 yılları arasında yıllık nüfus artışı ortalama % 11 olmasına karşın, 1927-35 arası işsizlik oranı % 39’dan % 25’e düşürüldü. 1927 yılında işletme başına düşen çalışan sayısı 3.9 iken, 1932 yılından sonra % 40’ın altına düşmemiştir. 1929 yılında cari fiyatlarla milli hasılatın % 9.9’unu oluşturan sanayi kesiminin payı 1939’da % 18.3’e çıktı. 1932-38 yılları arası çalışan sayısının ortalama artışı ise % 13 olarak gerçekleşti. 1932 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO)’ne üye olundu. Ekonomik kriz döneminde alınan tedbirlerle, Türk halkı sıkıntıdan az etkilendi. ‘Denk bütçe-güçlü TL’ uygulamasına titizlikle uyuldu. 1921 yılında müesese sayısı 33 bin, işçi sayısı 76 bin idi. 1927 yılında müesese sayısı 65 bine, işçi sayısı ise 257 bine yükseldi. Türkiye’nin 1927 yılında nüfusu 13, 1935 yılında da 16 milyondu. Nüfusun % 80’i köylerde oturuyordu. Eğitime verilen önemle de bugünkü yetişmiş insan gücüne ulaştık. (Önder Deniz, Atatürk Dönemi Çalışma Hayatı ve 3008 Sayılı İş Kanunu, Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2005.)

AKP DÖNEMİNDE FABRİKA KAPATILDI

Atatürk’ün kurduğu Sümerbank Nazilli Dokuma ve İplik Fabrikası, 14 Kasım 2002’de kapatıldı. Makine ve tesisler çürümeye terk edildi. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından da arazi ve tesisler Adnan Menderes Üniversitesi’ne bedelsiz devredildi. AKP döneminde Aydın’da kapatılan bir fabrika da 1954 yılında kurulan ve Başbakan Adnan Menderes’in açtığı Aydın Tekstil Fabrikası’ydı. O da uzun yıllar krizden sonra Tariş Pamuk Birliği’ne devredilerek yaşatılmaya çalışıldı. Kadifesiyle meşhur olan ve dünyanın birçok ülkesine ihracat yapan fabrika, 30 Kasım 2004 günü kapatılma kararı alındı. 2009 yılında da arsası üzerine alışveriş merkezi yapılarak bütün izleri silindi.

Ercan Dolapçı


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.