Buzdan heykeller diyarı Harbin

Buzdan heykellerin cazibesi dondurucu soğuğu unutturuyor. Çin’in en kuzeyinde yer alan bu bölgede heykeller ve dünyanın ünlü mimari yapılarının maketleri için nehirden buz kesiliyor. Buz küplerinin içinden geçirilen aydınlatma sistemiyle yapıtlar rengarenk ışıklandırılıyor

Buzdan heykeller diyarı Harbin
31 Mart 2015 Salı 15:39

Caner Karavit
Çin’in en kuzeyinde, yılın büyük bölümünü kar ve buz altında geçiren Harbin’deyiz. Çin’in horoza benzetilen haritasında en kuzeydoğusunda, horozun başında yer alan Hei Long Jiang yani ‘Siyah Ejder Nehri’ eyaletinin başkenti. Eyalet, ismini Çin ve Sibirya’yı birbirinden ayıran bu nehirden alıyor. Kentin ünü, her yıl yapılan  buz heykel festivali ve Sibirya kaplanlarından geliyor. Harbin’in kuruluşu Çarlık Rusyasına dayanıyor. 1897’deki Vladivostok- Harbin tren hattının açılması ile Rusya’yla bağlantı başlıyor. Burada yaşamış Ruslar ise devrimlerden kaçmasıyla anılıyor. 1917 devriminden kaçan Ruslar buraya yerleşiyor. Ancak 1949’da Çin’de de devrim gerçekleşip bölgenin Çin’e katılmasıyla, buradaki Ruslar başka yerlere göç ediyor. Harbin’in trajik bir tarihi var. 1931’de Japonların işgaline uğruyor. 1939’da biyolojik deneylere tabi tutulan 40 bin Çinli savaş esiri öldürülmüş.
Harbin’deki ilk durağımız Rusların 1907’de yaptığı Ayasofya Kilisesi. Kırmızı tuğlalı bu kilise, sarımsak biçimli kubbesiyle klasik Rus mimarisini temsil ediyor. Kilisenin bulunduğu büyük meydan, çevresindeki mimari dokuyla ve karla kaplı meydanıyla küçük bir Rusya gibi.
KÜÇÜK MOSKOVA CADDESİ
Zhongyang Caddesi, sağlı sollu Rus tarzı sarımsak kuleli binalarla çevrili. 20. yüzyıl başında Rusların oturduğu bu yaya yoluna bir zamanlar “Küçük Moskova” deniliyormuş. Klasik Rus mimarisinin bulunduğu binaların cephelerindeki fastfood markaların tabelaları mimariyle çelişki oluşturuyor. Cadde boyunca ünlü klasik heykellerin buzdan yapılmış kopyalarına da rastlamak mümkün. Caddenin en şık otellerinden birisi 1913 yılı yapımı Modern Otel. Ancak, klasik tarzda yapılmış olan bu otel adı gibi modern değil. Otelin en pahalı odaları ise, Zhongyang Caddesi’ne bakan ve bazı ünlülerin (Amerikalı gazeteci Edgar Snow, bayan Sun Yat Sen vb.) kaldığı zevkli döşenmiş olanları. Dolaşırken karnımız acıkıyor. Dışarıdaki fener sayısı lokantanın kalitesini gösteriyor. Mavi renkli fenerliler Müslüman lokantaları. Nihayet bir et ızgara lokantası bulup içeri giriyoruz ama kuyruk var. Sıra bize gelince Çin’de ilk kez rastladığımız tarz bir ızgara yiyoruz. Tavanın içerisinde yağda yapılan ince yaprak kesimi dana etli, soğanlı, sebzeli ızgara ‘shaokao’ önünüze konulan ateşin içindek  tencerenin buharıyla ısıtılıyor. Doğrudan ateşte kızartmaya alışmış olan bizler için bu kuzey doğu tarzı ızgara teknik ve lezzet açısından farklı bir deneyim sunuyor. Tavadan sıçrayan yağlar  elbisenize gelmesin diye lokantanın önlük servisi de var. Yanına Çin’in ilk birası olan Harbin birasını istiyoruz. Zhongyang Caddesi’nden nehre doğru yürüyoruz. Vücudumuzun açıkta kalan yerleri soğuktan acır hale geliyor. Harbin bize, insan yaşamı için en zor fiziki koşullara sahip yerlerin bile zengin kültürel coğrafyaya dönüştürülerek nasıl yaşanılır hale getirilebileceğini ve toplumsal moralin nasıl yüksek tutulabileceğini gösteriyor. Yolun sonuna doğru, nehir kenarına konulmuş sel baskını anıtı var. 1932’deki sel baskını sonrası buraya 42 kilometrelik set kurulmuş. ‘Stalin Parkı’ denilen bu alana, büyük selle mücadele etmiş kahramanlar için bir ‘sel kontrol anıtı’ dikilmiş.
GÜNEŞ ADASI
Harbin Kar ve Buz Festivali’ni gezmek üzere Güneş Adası’na (Taiyangdao) yöneliyoruz. 400 bin metrekarelik festival alanına geldiğimizde, -40 C’yi bulan bu  bölgede uzun süre gezmenin zor olacağını düşünüyoruz. Ancak içeri girer girmez, dünyanın çeşitli bölgelerinden sanatçıların yaptığı neredeyse 100 bin metreküplük buzdan heykeller diyarının cazibesi her şeyi unutturuyor. Kardan ve buzdan yapılmış heykellerin yanı sıra, dünyanın bazı ünlü mimari örneklerinin 1/3 ila1/5 ölçülerinde yapılmış maketlerinin içerisinde dolaşıyoruz. Heykeller arasında gezerken, dondurucu soğuklarda büyük emek verilerek her kış yeniden yapılan bu heykellerin, yaz gelince eriyerek yok olacağı düşüncesi bizi tedirgin ediyor. Buzdan eserlerin malzemesi donmuş olan nehirden kesilerek sağlanıyor. Artan küresel ısınma nedeniyle buzlar her geçen yıl giderek daha kuzeyden elde edilebiliyormuş. Güneş Adası’nda ayrıca kayak alanları, gösteri mekanları, kafeler bulunuyor. Gece olduğunda ise buzdan yapıtların içindeki rengarenk ışıklandırma, buz küplerinin içerisinden geçirilen aydınlatma sistemiyle sağlanıyor. Karlı zeminden yansıyan ışıklar, koyu lacivert renge bürünen gökyüzü, renkli ışık oyunlarıyla hareket kazanan mekanlar, çevreden gelen neşeli çığlıklar ve buzlar arasında dolaşan klasik müzik bize bir çizgi filmin masalsı dünyasındaymışız hissini veriyor. İstemememize rağmen,bu buzdan masal dünyasından ayrılma zamanımız geliyor.
KUZEYDOĞU KAPLANI MI SİBİRYA KAPLANI MI?
HARBİN’İN bir başka ünlüsü, nesli tükenmekte olan ve Rusların ‘Sibirya kaplanı’, Çinlilerin ise Dongbeihu (Kuzeydoğu kaplanı) olarak adlandırdığı kaplanların parkına gidiyoruz. Burası dünyada tahminen 700 adet kalan Sibirya kaplanlarının en önemli üreme merkezi. Dünya üzerinde yaşayan bu tür kaplanların neredeyse yarısı burada. Kafes telleriyle ayrılmış büyük bir alan içerisine otobüslerle giriyoruz. Sibirya kaplanının gerçekten büyük olduğunu otobüsümüzün dibine kadar geldiklerinde anlıyoruz.
Fakat, aracımızdaki bazı Çinli ziyaretçiler belgesel filmlerin etkisinde kalmış olacaklar ki, buğulu camlardan resim çekemedikleri için camları açıp, ellerini uzatarak fotoğraf çekmeye çalışıyorlar. Şanslılar, kaplanlar galiba tok... Burası Sibirya kaplanının üreme merkezi olmasına karşılık arslan, pars, leopar da yetiştiriliyor. Bu kedigillerin içinde en ilginci, aslan ve kaplanın yapay yollarla birleştirilmesinden ortaya çıkan genetik bir karışım. Kafası aslan, vücudu kaplan olan bu yaratığın canlı doğma olasılığı binde birmiş.
Bu gezinin en can sıkan kısmı ise kaplanların canlı avla beslenmeleri. Satıcı kadından canlı tavuk alan Çinliler, tavuğu bir sırığa bağlayarak kaplanlara uzatıyor ve en yükseğe sıçrayan kaplan zavallı hayvanı kaparak yutuveriyor. Bu, bazı Batılı turistlerin isyan etmelerine neden oluyor. Biz, bunu vicdani açıdan sorgularken, yetkililer kaplanın avlanarak beslenme tarzının doğal yaşamın bir parçası olduğunu söylüyor. Öte yandan nesli tükenmekte olan bir hayvan için yapılan bunca masraf, verilen emek madalyonun diğer yüzünü gösteriyor.
DONMUŞ NEHİR: SONGHUA
VHEİLONGJİANG nehrinin kolu olan Songhua nehri, her sene buz tuttuğunda bazı yabancı ziyaretçiler buzu delerek nehir sularına dalıyorlarmış. Harbin’in yerlileri bu yabancılara ‘deli’ gözüyle bakıyor. Nehrin üzeri, köpeklerin ve atların çektiği kızaklar, buz bisikletleri ve kaydırakların bulunduğu bir eğlence pistine dönüşmüş. At arabasını tercih ediyoruz. Nehrin ortasına doğru ilerledikçe, akşam ayazıyla artan keskin rüzgar, açıkta olan yüz ve ellerimizi adeta kesiyor. At arabasının sürücüsünden bu bölgenin, en iyi hediyesinin, ordu malı olan ve çok sıcak tutan “kaki” mantosu olduğunu öğreniyoruz. At arabasıyla nehir üstünde gezerken, buzlanmış nehirde karşıdan karşıya geçen insanların beyaz boşluktaki siyah siluetleri estetik bir görüntü oluşturuyor


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.