Barbaros’un Torunu

Cem Amiral, daha 14 yaşındayken annesi ona izleyeceği yolu işaret etmişti. ‘Hür vatanın etrafını çeviren bu parlak çoşkun deniz senindir oğlum’ demişti bir kez. ‘Ataların bıraktığı bu kutsal armağanı kanın canın gitmeden...

Barbaros’un Torunu
11 Eylül 2014 Perşembe 19:11

20cem

Cem Amiral, daha 14 yaşındayken annesi ona izleyeceği yolu işaret etmişti. ‘Hür vatanın etrafını çeviren bu parlak çoşkun deniz senindir oğlum’ demişti bir kez. ‘Ataların bıraktığı bu kutsal armağanı kanın canın gitmeden sakın verme yarını’ dizeleriyle kutsamıştı oğlunu

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Heybeliada’da henüz 4 aylık Bahriye öğrencisiyken, 26 aralık 1972 tarihinde şair annesi Rahime Hanım, ona bir şiir yazar. Şiirin adı “Barbaros’un Torunu”dur. Şiirde oğluna şöyle seslenmektedir: “Bayrağını koşturmak şimdi senin görevin / Barbaros’u düşün de, göğsün gururla dolsun / Ne mutlu oğlum sana, sen onun torunusun.” Cem Amiral, o bayrağı öyle bir koşturur ki, ne Donanma’da ne Ankara’da, ne de Hasdal’da, Silivri’de, İstanbul’da elinden bırakır. Ağustos 2012’de TSK’dan tasfiye edildiğinde Hasdal Cezaevi’nden yazdığı veda mektubunda 40 yıllık emeğini ve yarattığı katma değerleri Atatürk’ün Bahriyesine helal eder. Anne ve babası oğullarının tutsak edildiğini görmezler, ama oğul Gürdeniz, “Yaşasalardı ve görselerdi gurur duyarlardı” diyor.

Annesinin deyişiyle Barbaros’un Torunu’yla sohbetimizin bu bölümünde, elden ele taşınan o bayrağın ve gururun göğüslediği badireleri dinledik.

İLK FİŞEK AB’NİN ŞİKAYETİ

- Ergenekon ve Balyoz tutuklamaları başladığında kendiniz için “sıra bize de gelecek” dediniz mi?

2009 yılında, en net olarak AB İlerleme Raporunda Türk Deniz Kuvvetlerinin resmen şikayet edildiğini gördüm ben. “Doğu Akdeniz’deki Rum araştırma gemilerine Türk Bahriyesi engel oluyor” diye şikayet vardı. Bu şikayet beni çok düşündürdü. İlk defa egemen bir devletin deniz kuvvetleri şikayet ediliyordu. Bu şikayetten 2 ay sonra tutuklandık.

- Bu konuda diğer komutanlarla ya da hükümet yetkilileriyle bir tartışmanız oldu mu?

İtibarsızlaştırma operasyonları 2008’de başlamıştı. F tipi medyada sanki bir yerden bir isim listesi verilmiş ve “bu kişileri itibarsızlaştırın” denilmişti. Hiçbir şey bulamayınca yalan haberler ürettiler. Arkasından da darbe senaryolarına geçildi. Ama bu, Türkiye çapında bir operasyon değildi. Avrupa-Atlantik yapının arzusu paralelinde bir operasyondu.

Görevim gereği çok sık yurtdışında bulunuyordum, dışişleri bakanlığı yetkilileriyle çeşitli toplantılarda biraraya geliyorduk. O ülkelerin kuvvet komutanlarıyla yaptığımız toplantılarda, artık Türk Bahriyesinin kendi deniz yetki alanlarına sahip çıkması, yeni inisiyatifler ve teknolojiler üretmesinin rahatsızlık verdiğinin işaretlerini almaya başlamıştık. Mesela NATO’nun Active Endeaovur dediğimiz Etkin Çaba Harekatı’nın Karadeniz’e genişlemesini engellememiz çok dikkat çekiciydi. Doğu Akdeniz’de gaz ve petrol yataklarını gelecek nesiller ve Kıbrıslı Türkler için korumamız onları çok rahatsız etti. Çok sevdiğim arkadaşım Amiral Cem Çakmak’a ABD’li Amiral Bill Gortney’in “Türk Bahriyesi artık bize rakip olmuştur” dediğini de biliyorum. Amerikan perspektifinden bakarsanız, Pasifik’e yığınak yaptığı, Akdeniz’den çekildiği bir dönemde, Türk Deniz Kuvvetlerinin bölgede bu şekilde strateji ve politikalar üreterek güçlü hale gelmesi, onları rahatsız edebilir.

GÖREV HAPİSTE DE DEVAM EDER

- Nerede hata yaptık, dediniz mi?

Bunun çok büyük bir karşı devrim olduğunu görünce kendi kendime şöyle dedim: Ben asla ve asla görevimden vazgeçmiş değilim. Görev hapiste de devam eder! Nasıl? Yazarak, çizerek. Beni tutsak edebilirsiniz, ama boyun eğdiremezsiniz. Boyun eğmek ne zaman olur? Ondan aman dileyerek, “ben ettim sen etme, gel anlaşalım” diyerek olur. Aksine, onların da etkilenebileceği fikirleri yazmaya başlayınca hem huzur buluyorsunuz hem de göreve devam etmiş oluyorsunuz. Bizleri Mustafa Kemal’in değerleriyle yetiştirdiler. Ben çok şükür, bir kişiye yemin ettim. O da, askerliğe ilk girişimde, bayrağın üzerinde devlete ve Mustafa Kemal’e yemin ettim. Başka bir Şeyh’in, Şıh’ın, ya da gizli bir teşkilatın adına yemin etmedim! Bir tek yemin ettim, ona da hâlâ sadığım. Eğer yemine sadık kalırsanız bütün acılara katlanırsınız.

BU BİR MALTA SÜRGÜNÜYDÜ

- Hapse girdiğinizde hiç moraliniz bozulmamış. Tutsak edilmeyi nasıl karşıladınız?

İlk tutuklanma kararı verildiği 24 Ekim 2010 günü, “Bu bir Malta sürgünüdür” diye bağırdım. İkinci tutuklamada (11 Şubat 2011), kesinlikle bu kararı bekliyordum. Avukatıma, (Anayasa Mahkemesi önünde bu yıl adalet nöbetini başlatan) aynı zamanda yakın aile dostumuz Şule Nazlıoğlu Erol’a “Bunlar siyasi davalardır, sakın kendini harap etme” dedim. “Kimse, sahte deliller, 2 bine yakın tutarsızlıklar üzerinden böyle saçma sapan suçlamalarla bu kadar insanı hapiste tutamaz. Bu tip davaların tutuklama süreleri ülkenin gidişine göre 4-5 yıldan fazla olamaz. Demek ki karşı taraf gerçekten zor durumda, böylesine alçakça bir tertibi düşünecek ve binlerce hata yapacak kadar düşmüşler bunlar” dedim.

Denizdeki yüksek jeopolitik çıkarlarımız söz konusu olduğunda, onlar bizim “hayır” dememize katlanamadı. Onlar bizim, ayakları üzerinde duran, Mustafa Kemal’in evlatları olmamızı kabullenemedi. Onlar, bizim Avrupa-Atlantik yapının kayıtsız şartsız emir eri olmamızı istediler, biz de buna izin vermedik.

DONANMANIN EN PARLAK DÖNEMİYDİ

- Asker ocağında yetiştiniz, devlete hizmet ettiniz ve devletiniz tarafından suçlu ilan edildiniz. Bu büyük çatışmayla nasıl başettiniz?

Devletin, devlet aygıtı kullanılarak donanmaya ve tüm orduya yaptığı bir baskındı bu. Başka ülkelerin tarihlerinde de bu tip toplu tasfiyeler vardır. Burada yapılan ise hem tasfiye, hem de hapisle cezalandırmadır. Aşırı bir cezalandırma var. Neden? İçerde kalan ve sosyo-genetik kodları bozulmamış olanlara “ulusal çizgiyi devam ettirirsen, senin de sonun böyle olur” diyor. “Artık ulusal çizgiden uzak dur, biz ne istersek onu düşüneceksin” diyor.

- Ne düşündünüz de bu kadar ters düştünüz?

Bahriye’nin ulusal çıkarları korumada bu kadar güçlü bir performans sergilemesinin temel sebeplerinden biri yetiştirilme şartlarımız. İkincisi görev şartlarımız. Üçüncüsü Bahriye’nin geçmişteki başarılarıdır. Donanmanın kurucusu Mustafa Kemal ve bu donanma kurulduktan sonra çok büyük başarılara imza atmış. Kıbrıs Barış Harekatı, Bahriye güçlü olmasa gerçekleşemezdi. Kardak krizi! Bahriye olmasa Türkiye’nin başarısıyla sonuçlanamazdı. Bahriye’nin bu özelliklerini, ürettiğimiz stratejilerle destekledik. Karadeniz’deki barış ve istikrarı korumak için Karadeniz Uyum Harekatı ya da Akdeniz Kalkanı Harekatı gibi inisiyatifler oluşturduk... Sonra en önemlisi MİLGEM gibi bir gemiye hayat vermiş olmak... Bu nesil, Türk tarihinde, Preveze döneminden sonraki en güçlü dönemin mimarlarıydı. Şu an Türk Deniz Kuvvetlerinin başarıyla yürüttüğü projelerden hangisini kazırsanız altından, Kafes, Poyrazköy, Balyoz ve Askeri Casusluk kumpaslarına eklenen isimler çıkar!

RAKİPLERİMİZ ‘SİZ DÜŞÜNMEYİN BİZ DÜŞÜNÜYORUZ’ DİYOR

Türk Deniz Kuvvetlerinin 90’lardan sonra güçlenmesi, Avrupa Atlantik yapı gibi dünya deniz jeopolitik düzeninde etkili olan güçleri etkiliyor.

Onlar şu an çok memnun! Teknik olarak gemiler gidebilir, gelebilir, ama strateji üretemezler. Onlar size diyor ki, “Siz düşünmeyin, düşünmeye ihtiyacınız yok. Ben sizin için düşünürüm.” Balyoz kumpasının ve diğerlerinin en büyük darbesi bedeni götürmüş olmasıdır. Karacılar ve havacılar, bu davalarda ağacın dalları gibidir. Havacılarda mesela, 41 kişinin 14’ü generaldi. Ama Deniz Kuvvetlerinde 34’ü amiral, en iyilerden 100’ü gitti. Bedeni götürdüler.

GENÇ NESLİ KOLAY KOLAY DÖNÜŞTÜREMEZLER

Deniz Kuvvetlerinin sosyo-genetik kodları çok güçlü. Güçlü olduğunu nereden görüyoruz? Bu kadar hedef alındığımıza göre, demek ki, emperyalizm, deniz kuvvetlerinden çok ürkmüş. Bu kadar güçlü sosyo-genetik kodalara güvenerek, şu anki genç neslin öyle kumpaslarla falan kolay kolay dönüştürülebileceğini sanmıyorum.

BALYOZ’DA EN İYİLERİ SEÇTİLER

Bizim meslek insanın çok zor yetiştiği bir meslek. Bir fırkateynin yenisi 800 milyon dolar! Siz bu parayla 2 adet Atatürk barajı yaparsınız. Siz bunu bir gemi komutanına emanet ediyorsunuz. Balyoz’da 134 denizci hüküm giydi, yüzde 80’i fırkateyn komutanı, denizaltı komutanı, hücumbot komutanı ve sınıf birincisiydi. Hepsi sınıflarının en iyi subayları, amiral adayıydı ve bu çok acımasız bir katliam oldu. Bir amirali yetiştirmek kabaca 30-35 yıl gerektiriyor. Bir gemi komutanı 20 yılda, bir komodor 25 yılda yetiştirilir. Mesela bizim sınıftan 120 kişi mezun oldu, yalnızca 6’sı amiral olabildi.

Bu tasfiyelerle gelecek 20 yılın tüm amiral adaylarını yok ettiler.

Füsun İkikardeş


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.