Antik dünyanın incisi Efes

Efes’in sembolü haline gelen bu yapı, M.S. 135 yılında, diğer büyük yapıların arasında boş bulunan küçük bir arsaya yapılmış hissi verir ziyaretçiye. Ama, mimarının perspektif oyunları ile bakanların gözünü yanıltması sebebiyle,...

Antik dünyanın incisi Efes
01 Eylül 2014 Pazartesi 07:33

20manset

Eğer Androklos’un canı, akşam yemeği için kızarmış balık çekmeseydi, kızarmış balıklardan biri tavadan çalılara atlayıp yangına sebep vermeseydi ve çalıların içinden ürkek bir domuz süratle kaçmasaydı, belki de biz bugün Efesimize sahip olamayacaktık!

ürkiye’nin belki de en meşhur ve en çok ziyaret edilen antik şehri Efes’in doğuş hikayesini böyle başlatır efsaneler. Androklos, M.Ö 1000 yıllarındaki Atina Kralının asi oğludur ve Atina’dan Ege’nin bizim bulunduğumuz yakaya göç etmiştir. Birlikte geldikleri göçmenler için bir şehir kuracaktır ve yer aramaktadır. Delphi’deki Apollon Tapınağının falcı rahibi “Küçük Asya’ya git, balık ile domuz sana aradığın yeri gösterecektir” der. Ve hikayemizdeki bir akşam yemeği sonrasında, Efes’in yeri bulunur nihayet ve şehir kurulur.
Bu, işin efsanesi elbette. Ama Efes’in gelişip bir metropolis şehir olması, Yunanistan’dan ekonomik nedenlerle göç eden kalabalıkların, Çanakkale boğazından Bodrum’a dek buldukları her uygun yerde şehir kurmaları ile ilgilidir. Elbette bu göçmenler yerli halk ile kaynaşıp giderler yavaşça. Kültürleri, dinleri ve dilleri karışır birbirine.
EFES İRANLI OLUR
M.Ö 700’lü yıllarda, Efes artık gerçek bir büyükşehir idi. Küçük Menderes nehrinin Ege Denizi’ne açıldığı noktadaki konumundan dolayı, hem verimli ovalara hem de ticaret için olağanüstü uygun bir limana sahipti çünkü. Nehrin aktığı ve Anadolu’nun içlerine uzanan Menderes ovasını takip eden ticaret yollarının ilk durağıydı. Bu nedenle de Anadolu ve Orta Doğu halklarının her türlü kervanlarının başlangıç ve bitiş noktası oldu kısa zamanda. Muhteşem bir zenginlik, komşularına kıskançlık verecek bir duruma getirdi Efes’i. Elbette bu zenginlik ile gözleri kamaşan kuzeydeki Lidya Kralı Krezus M.Ö. 6. yüzyıl ortalarında Efes’i ele geçirecekti. Ama dostça bir ele geçirişti bu. Ve Krezus, Artemis Tapınağının yapımına büyük katkılarda da bulunacaktı Efes halkı için. Ama Pers imparatorluğu da, Batı Anadolu’nun bu parlak şehir devletlerini ve krallıklarını kendi başlarına bırakmayacaktı. Nitekim, kısa bir süre içinde Lidyalıların başşehri Sart’ı da ele geçirip, tüm Batı Anadolu’nun tek hakimi oldular. Bunu takip eden 200 senede Pers kültürü, dili ve dini Anadolu’da önemli izler bırakacaktır. Bunun en belirgin olduğu kent de Efes olur. Çünkü Efes şehrinde, Yunanlıların yanı sıra, Mısırlı, Ermeni, Yahudi ve hele de çok sayıda Persli nüfus yaşamaktadır artık. Bu Persli nüfus ise, Efes’e oldukça belirgin bir Doğulu karakter verir. Perslilerin başkenti Susa’yı Ege Denizi’ne bağlayan meşhur “Kral Yolu”, Efesten başlayıp orta Anadolu’yu, Kapadokya’yı, Mezopotamya ovalarını takip edip Susa’ya ulaşmaktaydı. Bu yol bizim şimdiki E-5 karayolumuz gibi gece-gündüz kervanların yol aldığı bir atardamardı. MÖ 6. yüzyılda bilim, sanat ve kültürde Milet ile birlikte en ön sırada yer alan Efes, bilge Herakleitos, rüya tabircisi Artemidoros, şair Callinos ve Hipponaks, gramer bilgini Zenodotos, hekim Soranos ve Rufus gibi ünlü kişileri yetiştirmiştir.
İKİ TANRI BİR TAPINAĞA SIĞAR MI?
Ama bu Pers egemenliğinin oluşturduğu barışçı günler, yerini Büyük İskender’in önderliğindeki Makedon-Yunan güçlerinin saldırılarıyla, yerini savaş ve yıkımlara bıraktı kısa bir süre sonra. M.Ö. 334 senesinde, Büyük İskender Efes’e gelip, şehri imparatorluğuna katacaktı. Hatta kendi doğum gününde yakılmış olan Artemis Tapınağı’nın tamiratı nedeniyle, Efes’lilere büyük bağışlar yapmak istemiş ama tapınağa kendi adının verilmesini şart koşmuştu. Bunu hazmademeyen onurlu Efesliler, büyük İmparator İskender’in gazabına uğramamak için, çok düşünüp şu yaratıcı cevabı vereceklerdi: “Bir Tanrının başka bir tanrıya bağış yapması uygun olmaz sayın İmparatorumuz!” Bu cevapla, ona Tanrı diyerek hem İskenderin gururunu okşamışlar, hem de sevgili Artemislerinin tapınağını korumuşlardır. Başarılı diplomasinin önemli anlarından biri olmalı bu cevap.
EFES TAŞINMAK ZORUNDA KALIR
İhtiraslı İskender’in genç yaşta ölümü üzerine, 3 parçaya ayrılan imparatorluğun Batı Anadolu kısmı, generallerinden Lisimaskos’a düşer. Bu generalin kurduğu Efes, bizlerin bugün gezdiği Efes kentidir aslında. Çünkü daha önceki Efes, şimdikinin 1,5 kilometre doğusunda ve dağın öteki yamaçlarındaydı. Sürekli hale gelen erozyon ve su baskınları dolayısıyla Efes şehri yeni yerine taşınacak ve gelecek 1000 yılın en görkemli şehri haline gelecekti bundan sonra.
...NİHAYET EFES ROMALIDIR!
Ve sonunda, M.Ö. 133 senesinde, Romalılar Efes’in efendisi oldular. Bu, ağır vergiler ve Roma’nın yolsuzluklarıyla ünlü valilerinin elinde, Efeslilerin mağdur oldukları bir dönem oldu. Çok uzun yıllar Efes’in ekonomisi belini doğrultamadı. İmparator Augustus ile Efes’in hayatı normalleşti ve Efes’in Altın Çağlarından biri yaşandı bu sıralarda. Efes şehri, Roma imparatorluğunun Küçük Asya eyaletinin başkenti haline geldi ve Roma’dan büyük yardımlar gördü. Ticaretin, bankacılığın, sanatın ve üretimin son derece geliştiği bu senelerde, Efes’in nüfusu ikiyüz binlere ulaşmıştı.
Günümüzdeki depremlerden de bildiğimiz, Batı Anadolu’nun deprem kuşağının tam ortasında bulunan Efes, tarihi boyunca birçok kereler deprem yüzünden yerle bir olmuştur. M.S. 17, 262, 358, ve 366 yıllarında meydana gelen büyük sarsıntılar, Efes’in görkemli binalarının hemen hepsini yerle bir edecektir. Ekonominin iyi olduğu yıllarda, her depremden sonra toplanan vergilerle şehir yeniden inşa edilebildi. Ama özellikle de 4. yüzyıl ve sonrasındaki depremlerde, bozulan ekonomiye bağlı olarak onarım çalışmaları yapılamayacak ve şehir yavaşça küçülüp kaybolacaktı. M.S. 5. yüzyıldan itibaren, Efes denizle ilişkisi tamamen kesilmiş bir karasal şehir halindedir artık. Kent nüfusunun önemli bir kısmı, iki kilometre uzakta yükselen Ayasuluk Kalesi ve tepe üzerindeki St. John katedralinin etrafına taşınacaktır. MS. 7. yüzyıldan itibaren de tüm Anadolu, yeni ve yükselen güç İslam’ın ordularının hedefi haline gelecek ve Efes önemini iyice yitirip tarihin ve toprağın derinliklerine gömülecektir. 11. Yüzyıldan itibaren de, tüm Anadolu gibi, Efes bölgesi de Türkmenlerin yerleşim yeri olacak ve yeni şehirler oluşacaktı. İşte Ayasuluk tepesi etrafında oluşan Selçuk kenti de, bu dönemlerin eseridir. 14. Yüzyılın başından itibaren ise bu bölge Aydınoğulları Beyliği’nin toprağı haline gelecektir. 1425’ten sonra, Efes harabeleri ve Selçuk şehri Osmanlı egemenliğine girecektir. Bugün Efes antik şehrini gezerek gördüğümüz yapıtların hemen tümü, Efes’in en görkemli yüzyılı sayılan MS. 2. yüzyılda ortaya konulan eserlerdir.

ZENGİN EFESLİLERİN YAMAÇ EVLERİ

Mermer ana yolun hemen üzerinde, dağın yamacına inşa edilmiş yüzlerce villa bulunur. Bunlar Efes’in Manhattan’ı, ya da Teşvikiye’si sayılan mahallenin evleridir. Efes’in zenginlerinin yaşadığı bu evlerde, bir avlu ve çevresinde inşa edilmiş odalar bulunur. Avluda, yağmur sularını toplayan ve serinlik veren bir havuz ve fıskiye olur genellikle. Duvarlarda rengarenk doğa manzaraları, ya da o dönemin ünlü filozoflarının resimleri bulunur. Evlerin tabanları ise, birer halı gibi mozaiklerle bezenmiştir. Bunlar Roma ve Bizans dönemi yapılarıdır. Ve Pompei’deki evlerden bile daha güzel korunmuş ve restore edilmiş oldukları ifade edilir, görenler tarafından.

EFES’İN FOTO SEMBOLÜ: CELSUS KÜTÜPHANESİ
Efes’in sembolü haline gelen bu yapı, M.S. 135 yılında, diğer büyük yapıların arasında boş bulunan küçük bir arsaya yapılmış hissi verir ziyaretçiye. Ama, mimarının perspektif oyunları ile bakanların gözünü yanıltması sebebiyle, gerçeğinden çok daha büyük görünür. Romalıların Asya eyaleti valisi Celsus’un anısına yapılan bu kütüphane, İskenderiye ve Bergama kütüphanelerinden sonra 3. büyük kütüphanedir o dönemde. Rulolar halindeki 12 bin el yazması, içerdeki dolaplarda saklanırdı. Kütüphanenin ön tarafındaki 4 kadın heykeli; erdem, bilim, kader ve zekayı temsil ederler. Bunlar Celsus’ta var olduğuna inanılan özelliklerdir.

Halka çok açık tuvaletler!

Efes şehrinin ana caddesi olan mermer yolun üzerinde ve şehrin tam ortasında, halka açık tuvaletler yer alır. Mermer oturaklarının hala mükemmel şekilde korunduğu bu tuvaletler, Romalıların samimiyette sınır tanımayan kültürlerinin açık bir ifadesi gibidir. Geniş bir avluyu çevreleyen duvarların kenarında dizilmiş mermerden oturaklarda, yanınızdaki şahısla derin sohbetler yaparak işinizi görebilirdiniz. Bu arada, tuvaletlerin hemen altında, kanalizasyona akan kirli su kanalı bulunur. Oturakların hemen önünde ise temiz su kanalı şırıltı ile akar. Tuvaletin avlusunun ortasında da, büyük bir fıskiye ve havuz bulunur. Buradan akan suyun hem bir klima etkisi yarattığı hem de havayı sürekli taze tuttuğu düşünülür.

Yedi harikalar birincisi: ARTEMİS TAPINAĞI

Öteki antik Yunan kentlerinde olduğu gibi, Efes’te de çoktanrılı bir dinsel gelenek vardı. Ama bunların arasında Artemis en önemli tanrıça olarak yer alır. Çünkü Yunanlı göçmenler M.Ö.1000 yıllarında Efes civarına geldiklerinde, Anadolu’nun anatanrıçası Kibele ile karşılaştılar ve kendi tanrıçalarını Kibele ile bağdaştırıp Efes’li Artemis’i yarattılar. M.Ö. 8. Yüzyılda daha önceleri  Kibele’ye  ait olduğu düşünülen yerde Artemis tapınağı kurulur. Bu ilk tapınak Kimmerler tarafından tahrip edilir. M.Ö.6. yüzyılda, Lidyalılar Efes’e sahip olunca, yeniden inşa edilen daha da büyük Artemis tapınağının yapımı 120 sene sürer. Ve bittiğinde dünyanın yedi harikasından biridir artık. Ama bu muhteşem yapı, M.Ö.356 senesinde “tarihe adını yazdırmak ve hatırlanmak” isteyen bir psikopat olan Herostratos tarafından yakılır. Ya da ünlü hazineleri nedeniyle yaktırılır. Üçüncü Artemis tapınağı ise, Büyük İskender Efes’i ele geçirdiğinde hala inşaat halindedir. İskender tapınağa adını verdiremese bile, yardımlarını esirgemez. M.S. 313’teki Milano Emri ile Hristiyanlığın Roma imparatorluğunun resmi dini haline gelmesiyle, tüm antik tapınaklar gibi Artemis tapınağı da tarihin derinliklerine gömülecektir.,

Latif Bolat


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.