Tayyip ve Beşşar’ın mayhoş münasebeti


Mehmet Yuva

Mehmet Yuva

Okunma 10 Temmuz 2016, 09:23

Ahmak olanı kendisini savunmak için fena halde nahoş gaz bırakan Kokarca hayvanına benzetebiliriz. Bir önceki yazımızda taksiratlı Saddam’ın Hafız Esad’ın idaresindeki Suriye ile yaşadığı ahmakça ilişkiler sonucunda kendisi, ailesi ve en önemlisi ülkesi için sebep olduğu tahripkâr neticeleri ortaya koyduk. Irak’ın Suriye ile yaşadığı süreçler Türkiye’nin Şam ile yaşadıklarıyla benzerlikler taşımaktadır.
Hikâye malumunuz: Türkiye “Sünniciler” Suriye “Solcular” üzerinden bilek güreşi yaptı. Birbirine diş biledi. Türkiye, özellikle NATO üyesi ve Batı feleğine girdikten sonra efendileri önünde pısırık, boynu bükük, aşağılık kompleksi ve kölemen bir tavır sergilerken, Arap ve Müslüman Dünyaya, ecdat Selçuklu ve Osmanlı tarafından yönetilmiş arka bahçem olarak yaklaştı. Araplar pis ve ihanet içinde olmuş bir güvenilmez topluluk ve ismi köpeğe bile verilebilir addedildi.
Hele ki, hem Arap hem de Alevi olursanız “pis fellah-çiftçi” olmanız gayet normaldir. Zaten Arap aslında siyah ve zencidir. Batıya zencilik eden Türkiye, Araba beyazlık taslamayı uygun gördü. Bu kültür zihniyetinin hâkim olduğu Türkiye, Suriye’de hem Arap hem Alevi olan “pis fellah” Hafız Esad’ı muhatap alması bir yana onun iktidardan uzaklaştırılması için tüm araçları mubah kabul etti.

MEZHEP SİLAHINI KULLANDILAR
Bu iş için Sünniciler, 1950 sonrası laik veya anti-laik tüm Türkiye iktidarların Suriye’ye karşı kullandıkları en etkili silahı oldu. Münafık Müslüman Kardeşler Örgütü ve şürekâsının Türkiye’yi mesken edinmesi bir Made in and by AKP mamulü değildir. Aradaki fark bu dönemde Türkiye’nin sadece münafık Müslüman kardeşleri örgütünün değil onun yanında rengârenk dini-dar örgütlerin cirit attığı sahaya dönüşmesidir.
Buna karşılık Arap Dünyası içinde merkezi bir yer işgal eden ve bağımsızlığını Türkiye misali Milli Kurtuluş Mücadelesi sonucunda kazanan, ayrıca kadim bir medeniyet coğrafyasının kalbi olduğunu idrak eden Suriye ise Türkiye’ye ağır ithamlarda bulundu. Türkiye’nin, Fransa ve Siyonist çevrelerle gizli münasebetler yürüterek, Suriye’nin tarihi tabii hudutlarına tecavüz ettiğine inandı.
Türkiye’nin Hatay’ı kanunsuzca ilhak ettiğini, demografik yapısını planlayarak ve kasten değiştirdiğini, Fırat ve Dicle nehirlerini siyasi sopa olarak kullandığını, Arap milletinin en önemli düşmanı kabul edilen İsrail ile aşna fişne olduğunu, işgalci Fransa ve İngiltere ile paralel hareket ederek Arap Milli davasına ihanet ettiğini milli bilince kazıdı. Türkleri yakıp yıkan, medeniyet kuramamış bedeviler, yayılmacı, işgalci, talancı, barbar, tecavüzcü ve soykırımcı diye tanıttı. Türkiye’nin tecrit edilmesi ve istikrarsızlaştırılması için tüm araçlar mubah kabul edildi. Bu iş için 1980 askeri darbesinden kaçıp Suriye’ye sığınan “Sol” örgütler ama özellikle PKK istihdam edildi.
Türkiye NATO, ABD ve İsrail üçgeninde debelenip bu yapılanmaların güvenlik politikalarına uygun şekillenirken, Suriye, Bağlantısızlar Bloku ve Sovyet Rusya ile ciddi ilişkiler ağı ördü. İki ülke ilişkilerine musallat olan bu karanlık dönem, 1998 Adana Güvenlik Mutabakatı ile farklı bir boyutta ve çok hızlı bir iyileşme dönemine girdi. Baş döndürücü gelişmeler yaşandı. Ortak askeri tatbikattan, ortak bakanlar kuruluna kadar zahiren tek bir potada erimeyi amaç edindiği görülen ikili münasebetler yaşandı.

HÜLYA KABUSA DÖNÜŞTÜ
Erdoğan’ın 15 Ağustos 2010 tarihinde yaptığı ve Kardeşi Esad ile nelerin başarıldığını ve bu başarının getirdiği huzur, kazanç ve mutluluğu anlatan hutbesine şahit olduk. Ailevi dostluklar ve özel muameleler ile iki ülke derin bir hülya âleminde idi.
Mart 2011’de bu hülya derin bir kâbusa dönüştü. Erdoğan sultası bir Truva Atı mıydı, Suriye meselesine dahli çaresizlikten mi, mecburiyetler mi zorladı, şantaj ve tehditle mi yoksa hayali vaatlerle mi kafayı yedi, davranışı temsil ettiği dini-dar zihniyete mi uygundu bunu birçok yazı değerlendi ve yeni bulgular ışığında değerlendirecek. Birçok Suriye açıklamasına rağmen şu lahzaya kadar Erdoğan sultasının ortaya koyduğu tavır bu hafta Suriye İstihbarat şefini Roma’da ağırlayan İtalya kadar bile değil.
Erdoğan ve eski şürekâsını iktidar yapan en önemli sebeplerden birisi Suriye’dir. Onların iktidarını pekiştiren ve nüfuzlu hale getiren ülke Suriye’dir. Onları yıpratan ve derin bir krize sokan ülke Suriye’dir. Esad konusunda sergilenen ahmakça inat ve yalpalanmalar sürerse onları tarihin tozlu raflarına kaldıracak olan ülke yine Suriye olacak. Bizim dincilerin anlayacağı dilden izah edeyim:
“Soruyorlar bu kül yığını haline gelmiş kemiği kim tekrar ihya edebilir. De ki, onu ilk kez yapan onu tekrar ihya edebilir.”
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.