Savaş ya da barış: Çetrefil bir iş!-(TAMAMI)


Seyyit Nezir

Seyyit Nezir

Okunma 15 Eylül 2012, 18:22

 

Cumhuriyet’te o gün Muzaffer İlhan Erdost’un yazısı şöyle başlıyordu: “1 Eylül Dünya Barış Günü. Bugünü ananlar Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış!’ özlü sözüyle başlarlardı konuşmaya. Bugün ne yurtta barış diyebiliyoruz, ne de dünyada... Çeyrek yüzyıldır ‘barış’ sözcüğünü hemen her gün işitir olmuştuk. ‘Barış hemen şimdi!’ çığırışlarının gölgesinde, hemen her gün, ‘üç beş Memed’i’ toprağa verdik...”

Yazı, 1947 Truman Doktrini’yle Türkiye’nin bugünlere nasıl getirildiğini sergiledikten sonra, Osman Pamukoğlu’nun “Şemdinli verilmiştir” sözünü açan ve kanımızı donduran sorularla bitiyordu:

Verdiniz mi ABD’ye?

“Soru şu: Verdiniz mi ABD’ye? Sözünü mü verdiniz kendisini mi? PKK ya da etnik ayrılıkçı Kürtlere değil, ABD’ye verdiniz mi, vermediniz mi?

“İkinci soru şu: PKK, elinde kalırsa, Nesturi temel kilisesi Derareş’in (Karakilise’nin) bulunduğu Şemdinli’yi (Nehri dahil), Sevr Antlaşması’nda yazıldığı ve İstanbul Konferansı’nda İngiliz delegenin dile getirdiği gibi, Nesturi özerk bölgesi olarak, ABD’ye bırakacak mı?”

Aynı gün Aydınlık’ta Sanatçılar Girişimi’nin ‘Barışa Çağrı’sı şu sözlerle yer alıyordu: “AKP hükümeti Türkiye’yi savaş cehennemine sürüklemektedir. ... Böyle bir ortamda susmak, suça ortak olmak demektir. ... bütün yurtseverleri, kapımıza gelip dayanmış olan ölümcül tehlike karşısında uyanık olmaya, savaşa hayır demeye, barış için seslerini yükseltmeye, bu tehlikeli maceracı gidişe dur demeye çağırıyoruz.”

‘Barış Masallarıyla Uyutulmak’

Aydınlık “Rota”sında Doğu Perinçek, “Saf yürekli barışperverlerimiz” yazısıyla Enver Gökçe’nin dizelerini de anımsatıyor, 1 Eylül’ü, “Nazi savaş makinası”nın teslim alındığı zafer günü olarak kutluyordu: “... faşizme karşı 6 yıl canla ve kanla savaşanların günü!”

Daha sonra, “Barış şapşalların eseri değildir” diyerek, şöyle sürdürüyordu:

“Ve bugün Suriye, barış için savaşıyor.

“Barış, hiçbir zaman, ‘barış barış’ diye şiddete teslim olan şapşalların eseri olmamıştır.

“İnsanlık düşmanı cani, Gaziantep’te bombayı patlatıyor. Bizim barışseverlerimiz, barış teranelerini seslendirmeye devam!”

Yazı şöyle bitiyor:

“Hitler’in en baş sloganı ‘barış’ idi.

“Bugün ABD emperyalizminin ayaklarına bakın, Hitler’in çizmeleri! ...

“Barış masallarıyla uyutulan zavallı halkım!

“1 Eylül salaklar gününüz mübarek olsun!”

Lenin ne diyordu peki?

Ertesi gün bu köşede çıkan “Yaşar Kemal ve Barış” yazıma, az da olsa, Nihat Ziyalan ve başkalarından takdir iletisi geldi ama, başta Aydınlık yazarı Halit Payza’nınki olmak üzere, eleştiri ve üzüntü iletileri de ulaştı. Eleştiriler şurada buluşuyordu: Edebî değeri ideolojinin önüne koyuyorsun!

Nâzım Hikmet Barış Ödülü verilen usta yazar için şu söylediğime bozulmuştu kimi okurlar: “Yaşar Kemal, 70 yıllık edebiyatıyla barış davasının hep içindeydi. Gerçeği öbür edebiyatçılar da azıcık algılayacaksa, ödül amaca ulaşmış olacaktır.”

Dikili’deki barış etkinliğinde konuşan Rutkay Aziz’se, “Savaşarak barışın gelmeyeceğini biliyoruz. Ne kadar içini boşaltıyorlarsa da, ‘Yurtta barış, dünyada barış’ sözünü anımsatmak gerekiyor.” diye koydu.

İyi ama, ya Lenin, “Sosyalizm ve Savaş”ta (Sol Y., Mart 1970) sahi o ne diyordu?

Savaş ve barış... Kadeş’ten beri sürüp gelen çetrefil iş! Haftaya, haydi hep birlikte Lenin’i anımsamaya!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.