Sahnelerde Fosforlu rüzgarı esecek

Ayça Varlıer

Ayça Varlıer



Okunma 05 Ekim 2015, 12:39

Zeynep Bilgin

Tiyatrokare, bu sezonu Suat Derviş’in “Fosforlu Cevriye” romanından Tuncer Cücenoğlu’nun uyarladığı “Fosforlu Müzikali” ile açıyor. Eski İstanbul’un Galata semtinde yaşanan buruk bir aşk öyküsünün anlatıldığı oyunda güzelliği ve parlak zekasıyla adeta ışıldayan Fosforlu Cevriye karakterine hayat veren Ayça Varlıer’le konuştuk.

| Bu sezon Fosforlu Müzikali’yle sahnelerde olacaksınız. Öncelikle “Fosforlu”dan başlayalım sohbetimize... Nasıl bir kadın Fosforlu? Hikayesi nedir?
Fosforlu, İstanbul sokaklarının ta kendisi! Anasız babasız büyümüş, köprü altlarında yaşamış... Galata’yı, İstanbul sokaklarını karış karış biliyor. Onun evi İstanbul sokakları, gök ile yer arasındaki bütün alan, onun. O yüzden çok cesur, savaşçı bir kadın. Bir o kadar da çocuksu yönleri var. Boyun eğmez, dik ama bir yandan da fırlamalığı var ve mizah duygusu çok yüksek. Pratik zekası çok güçlü. Fakat ismini bile bilmediği, kimliğini saklamak zorunda olan biri çıkıyor karşısına ve hayatında ilk kez ona kadın muamelesi yapıyor, insan yerine koyuyor. O adamla karşılaşınca Fosforlu hayatında hiç bilmediği duygularla tanışıyor; utanmak, korkmak gibi. “Bu adamla karşılaşmadan önce dilenci kimliğim vardı, sokak çocuğu kimliğim vardı, sokak kadınıydım ama onun yanında kendim gibi olamıyorum, Fosforlu olmaktan çıkıyorum diyor. Kendisi hep sokaklarda yaşadığı için doğuştan namustan yoksun olduğunu zannediyor ama esasında öyle olmadığını anlıyor. Çünkü ruhu bakir. Ruh bekaretine inanan bir kadın.

| Birçok kavramı da yeniden sorgulamamızı sağlayacak yani bir bakıma...
İnsaniyet adına bütün değerlerimizi, şeref kavramını da, onur kavramını da, haysiyet kavramını da... Pek çok şeyden yoksun olduğumuz bu günlerde özellikle görüyoruz etrafımızda... Etrafımızda görüyoruz, bu damgayı yapıştıran, bu kavramları bağıra bağıra yapıştıran insanlar aslında bu değerlerden yoksun olanlar.
NEYDİK, NE OLDUK...
| Fosforlu Cevriye’de böyle kavramlar yok değil mi? Örneğin “azınlıklar” var Cevriye’nin yakın arkadaşları içinde. Yani insanları birbirinden ayırmıyor aslında...
Tek partili dönem o... Cevriye’nin karşısına çıkan o adamın da, kitapta çok fazla belirtilmese de solcu bir kimliği var. Ve düşüncelerini ifade edemediği için, matbaa hurufatları var, o paketleri sürekli taşıyor ve yasak... O bildirileri yayınladığı için idama mahkum oluyor. Çok sıkışık bir dönem o. Bir yandan da din, dil, ırk ayrımı olmadan, sokakta Ermenisi, Rumu, Lazı, Kürdü hep birlikte, dostça, kardeşçe yaşayabiliyor, zorluklar altından birlikte kalkabiliyorlar, birbirlerine tutunuyorlar. Şimdiki halimize bakalım bir de... Yani biz böyle değiliz ki, ne oldu da biz bu hale geldik, aklım ermiyor. O değerlerimizi kaybetmememiz lazım. Birbirimizi ötekileştirmeye gerek yok.

| Fosforlu’da ise bunu tam tersini görüyoruz.
Kesinlikle öyle. O adam karşısında çıktığı zaman, idamlık olduğu için kimliğini saklamak zorunda kalıyor, çünkü hem Fosforlu’nun başını yakar hem kendisi yanar. Devrimci ruhlu bir adam sonuçta ve o da bundan bahsediyor. Din, dil, ırk ayrımı olmadan, yoksulu, fakiri ayırmadan hep birlikte bir toplumun içinde yaşamayı öğrenebilmeliyiz diyor.

| Biraz da bu işi ortaya çıkaran ekipten söz edelim mi? Kimlerle çalıştınız oyunda?
Yönetmenimiz Serkan Üstüner. Cevdet Canver dramaturgluğumuzu yaptı ve aynı zamanda bazı şarkılarımızın sözlerini yazdı. Tuncer Cücenoğlu, Suat Derviş’in kitabından sahneye uyarladı ve birçok şarkımızın sözünü de o yazdı. Vokal koçumuz da Çelik Kasapoğlu. Onun dışında ekibimiz altı kişiden oluşuyor. O gizemli adamı oynayan, Fatih Dönmez. Fatih Dönmez’le biz “Leyla’nın Evi”nde birlikte oynuyoruz. Onun dışında da çok güzel bir ekibimiz var; Pınar Yıldırım, Cem Güler, Mert Carım ve Ece Duran.

| Sizin de katkınız var müziklerde bildiğim kadarıyla...
Kolektif bir çalışma oldu, çok güzel bir ekip çalışması oldu. Müziklerimizi Eylem Pelit yaptı, bence çok özgün, şahane aranjmanlar, çok güzel besteler. Ben müzikal tiyatrocu olduğum için, tasarım ve tüm yapım aşamasında, müzikalin matematiğini kurma aşamasında tabii ki ben vardım ama o kadar güzel bir ekibiz ki... Aslı Pelit dekorlarımızı yaptı. Ve Nedim Saban da sanat danışmanlığımızı yaptı.

MİNİMAL MASRAFLA KALİTE
| Türkiye’de müzikal yapmak zor mu?
Zor, gerçekten zor. Mesela keşke bu müzikali canlı orkestrayla yapıyor olsaydık. Ama biz bir yandan da bir turne tiyatrosu olduğumuz ve Tiyatrokare’nin kendisine ait bir sahnesi olmadığı için, masrafları en minimal hale getirebilmeliyiz ki hem kaliteli olsun, hem hikayeyi güzel geçirebilelim, hem de estetik açıdan ödün vermeyelim diye uğraşıyoruz. Mesela müziklerimiz yine canlı çalındı fakat stüdyoda gerçekleşti. Sahnede yarı playback yapıyoruz, canlı söylüyoruz ama müzikler hoparlörden geliyor.
Türkiye’de tiyatro ölüyor dense de hayır, insanlar gerçekten güzel işleri görmek için kendilerinden ödün veriyorlar. Hele ki böyle bildikleri bir hikaye olursa... Fosforlu Cevriye’nin romanını okuyanlar var, filmini izleyenler var, türküsünü bilip karakterini bilip hikayesini bilmeyen bence binlerce insan var. O yüzden de bu anlamda çok doğru bir proje yaptığımıza inanıyorum. Biz devletten yardım almıyoruz. Tiyatrokare’de çalışan bir insan olarak söylüyorum bunu, hakikaten tırnaklarımızla yapıyoruz bunu. Bütün Türkiye’yi dolaşmak, Avrupa’ya gidip oyunumuzu orada da seyirciyle buluşturmak muhteşem bir duygu. “Leyla’nın Evi”nde yaklaşık 600 oyun oynadık ve hayatımda hiç böyle bir deneyim yaşamadım daha önce.

| AVM’lerde bulunan tiyatro sahneleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Açıkçası kentsel dönüşümün getirdiği o binalaşma, gökyüzünü kaplayan yeryüzünü kaplayan o gereksiz betonarme olan, hatta mimarisi hiç İstanbul’a yakışmayan o kalıp kalıp inşaat blokları var ve o kadar çok AVM var ki... Tiyatroların yeri tabii ki buralar değil, başlı başına sahneler olması lazım. Fakat şu anda devlet tiyatrolarının sahneleri neredeyse yok, kapatıldı. Bu sahne yoksunluğunda alışveriş merkezlerinin içindeki sahneler güzel çıktıktan sonra ben bir şey demiyorum, sahne neredeyse ben oraya koşuyorum. Yani buna da şükür diyoruz...

| Oyuncular ne yazık ki sadece tiyatro yaparak yaşamlarını sürdüremiyorlar çoğunlukla. Dizilerde yer alma nedeni maddiyat mı? Mecbur mu kalıyor oyuncular buna?
Oyuncu oynayabildiği her alanda oynamak ister. Ama bu alanların oranını da kendi hayat tarzı ve tercihleri belirler. Kimse konservatuvar mezunu bir oyuncuya sadece dizilerde oynuyor diye “oyuncu değil” diyemez. Tabii ki maddi olanaklar dizilerde ve televizyonculukta çok daha fazla, tiyatronun ortalama 50 ya da 100 katı. (gülüyor) Ama tiyatro zaten para için yapılacak bir şey değil. Yani önceliği para olan bir sanat dalı değil. Burada bir aşk var.

NEDİM SABAN: ‘İKİ KALAS BİR HEVES DEVRİ GEÇTİ’

‘Fosforlu Cevriye’nin çok insancıl bir mesajı var. Beden ya da düşünce yapısı nedeniyle farklı olanın yalnızlaştırılmasına karşı sağlam bir duruşu var’

Tiyatrokare’nin kurucusu ve “Fosforlu Cevriye” müzikalinin sanat yönetmeni Nedim Saban sorularımızı yanıtladı.

| Tiyatrokare olarak yeni sezona yepyeni bir çalışmayla “merhaba” diyorsunuz. “Fosforlu Cevriye”yi neden seçtiniz? Ekibi nasıl bir araya getirdiniz?
Biz bir repertuvar tiyatrosuyuz ve çok farklı türde oyunlar sergileyebiliyoruz. Repertuvarımıza aldığımız oyunların söyleyecek sözleri olup olmadığı önemli. “Fosforlu Cevriye”nin çok insancıl bir mesajı var. Ötekileştirilmeye karşı, beden ya da düşünce yapısı nedeniyle farklı olanın yalnızlaştırılmasına karşı sağlam bir duruşu var. Politik düşünceleri nedeniyle yargılanan bir aydın ile sokakta yaşamaya mahkum kalan bir hayat kadının bir araya gelmesi, yalnız beden ve beyinlerin çarpışması, birbirlerine aşık olmaları ama bu aşkı çeşitli nedenlerle fizikselleştirememeleri beni çok etkiledi.
Tiyatrokare’de konuk yönetmen fikrine çok açık değiliz, ancak tiyatronun her alanında yeni isimlere şans verme isteğimiz var. Koşullar el verdiğince yeni tasarımcılar, koreograflar, dramaturglar, tiyatro mutfağının farklı alanındaki emekçilerine fırsatlar tanımaktan yanayız. Ben akademik kariyere de yöneldiğim için, provalara çok zaman ayıramayacaktım. Kafamın dolu olması da konuk yönetmen konusundaki tabumuzu kırmamıza yaradı. Oyunda oynayan genç arkadaşlarımı da sahnede farklı oyunlarda izlemiş ve çok beğenmiştim.

| Bu metin bizim sinemadan bildiğimiz “Fosforlu”dan farklı... Suat Derviş’in romanından uyarlama... Bu hikayeyi müzikal olarak anlatmaya nasıl karar verdiniz?
Sinemadaki uyarlamalar, romandan da farklı... Tiyatro uyarlamasını da Gülriz Sururi ustamız yapmış, geleneksel yapıda çok güzel bir iş çıkmış ortaya. Biz burada farklı bir anlatım tekniği deniyoruz. Gerek müzik seçimi, gerek öykünün anlatımı, oyuncuların rol kişilerine bürünmeleri klasik yapıdan biraz farklı. Yerel bir öyküyü, evrensel bir dille anlatmayı deniyoruz. Zaten altı yıldır beraber çalıştığımız Ayça gibi bir oyuncuyla çalışma şansı varken, onun müzikal bilgisi, yeteneğini sonuna kadar kullanmamak akıllıca olmazdı.

| Özel bir tiyatroda müzikal yapmak oyun çıkarmaktan daha zor bir iş mi?

Özel tiyatroda müzikal yapmak da, tek kişilik oyun yapmak da çok çok çok zor. İyi bir ekipseniz, beraber direniyor, bazı zorlukları aşıyorsunuz. Fosforlu Müzikali bu anlamda şanslı başladı. Yaptıkları işe inanan, disiplinli bir ekip. Öte yandan iki kalas bir heves devri geçti, seyirci bizden haklı olarak her yıl çıtamızı yükseltmemizi, başarılarımızı katlamamızı istiyor. Para olmadan bunu yapmak çok zor, ama seyirciye de bizim paramız yoktu, işimizi yapamadık demek olmaz. Hiç destek olmadığı için, bilet fiyatlarınızı zorunlu olarak yükseltiyorsunuz, işin kötüsü, bazen salon dolsa bile masraflarınızı karşılayamıyorsunuz. Devletin desteği artık yok, bildiğiniz gibi birkaç köklü tiyatroya kin güdülüyor. Daha da acısı, bizim mesleği yaptığını iddia eden bazı kişiler de bu komisyonlarda taraf olabiliyorlar.
Prova yapacak yeriniz yok, oyuncuların haklı olarak başka işleri var, oyun çıktıktan sonra oynayacak salon yok denecek kadar az. Oyunu duyurmak zor, devletin hiçbir desteği yok, muhalefet partilerinin köklü bir kültür/sanat politikası yok. Size destek sağlamaya çalışsalar bile, bürokrasinin yapısı, belediyelerin işleyişi nedeniyle onların da elleri kolları bağlı olabiliyor. Sorunlarla boğuşa boğuşa sanat yaptığınız zaman, kavga etmekten iş yapamaz duruma düşüyorsunuz. Öte yandan, ben sözümü sakınmadan gördüğüm tüm yanlış uygulamaları söylüyorum. Bunu sadece Tiyatrokare için değil, bizi takip eden genç toplulukların da önünü açmak için yapmaya çalışıyorum. Zaman zaman eleştirdiğimiz Beşiktaş ve Kadıköy belediyeleri prova mekanı konusunda çok destek sağladı, Şişli Belediyesi de ilk oyunu halkla buluşturdu ve prodüksiyonun genel provalarına, ilk oyununa kucak açtı. Sanırım başka destekçi de yok. Eminönü’ndeki esnaf bizi tanıyor artık, şapka, terlik, çanta, tabak, çanak filan aldığımız zaman, tiyatrodan para kazanmak zor deyip, indirim yapıyorlar. Onlara da minnettarım.

OYUN PROGRAMI:
4 Ekim 16.00 Caddebostan Kültür Merkezi / 6 Ekim 20.30 Kozyatağı Kültür Merkezi / 17 Ekim 20.30 İzmir Karşıyaka Suat Taşer Sahnesi / 18 ekim 18.00 İzmir Konak Atatürk Kültür Merkezi / 20 Ekim 20.30 Zorlu PSM Drama Sahnesi / 24 Ekim 20.30 Zorlu PSM Drama Sahnesi / 27 Ekim 20.30 Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi / 7 Kasım 20.30 Zorlu PSM Drama Sahnesi / 8 Kasım 17.00 Zorlu PSM Drama Sahnesi / 14 Kasım 20.30 Kadıköy Halk Eğitim Merkezi / 25 Kasım 20.30 Zorlu PSM Drama Sahnesi / 3 Aralık 20.30 Zorlu PSM Drama Sahnesi
Ayrıntılı oyun programı ve bilgi için www.tiyatrokare.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.