Açılım sürecinin kanlı bilançosu 6: Asker sürece hiç onay vermedi

AKP Hükümeti’nin açılım politikalarını devlet teamülü gereği ilgili yerlerde eleştiren TSK, süreç boyunca PKK’nın hareketliliğini de takip eltına aldı. Şehitler gelmeye başlayınca 30 Ağustos 2014’te sürece açıktan tavır alındı

Açılım sürecinin kanlı bilançosu 6: Asker sürece hiç onay vermedi
18 Eylül 2015 Cuma 20:28

Ceyhun Bozkurt

PKK ile hangi adım atılırsa atılsın, her zaman askerin bakış açısı merak edilmiştir. Ergenekon tertibi ile başlayan süreç hariç, askerin görüşleri de dikkate alınır, önemsenir. Çünkü terörle mücadelenin, teröristle mücadele boyutundaki en önemli aktördür asker. Batı bölgelerindekilerin bilmediğini, Doğu ve Güneydoğu’da bizzat sahada duran asker daha iyi bilir. “Operasyon yapmayın” talimatı verilse bile, Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelen tehdide karşı her an tetikte olduğu için tehdidin kaynağını izler ve önlemlerini almaya devam eder. Türk Silahlı Kuvvetleri de öyle yaptı. Açılım süreci boyunca PKK’nın hareketliliği takip altına alındı. Nerede kamp kurdu, nerede hareketli, hangi merkezde örgütleniyor... Tüm güvenlik güçleriyle beraber TSK da sürekli terör örgütünün hareketliliğini takip etti.

MİT’İN TSK’YA SİTEMİ

Aslında asker sürecin stratejisine en baştan itiraz etti. Bunu kimi zaman kamuoyuna açıklamayla, kimi zaman süreci yürüten hükümet kanadına, kimi zaman da dolaylı bir şekilde aktardı.
Bir örnek verelim:
2006 yılında İmralı’daki Öcalan ile, dolayısıyla PKK ile görüşme yetkisi MİT’e devredildiğinde Müsteşar Emre Taner’di. Taner, sık sık Türk Silahlı Kuvvetleri’yle iletişim kuruyordu. Dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ile görüşmeler yapıyordu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın tavrını eleştiriyordu. Çünkü Büyükanıt, açılımın yöntemine karşıydı. Emre Taner bir gün İsmail Hakkı Pekin’e bu sitemini “Yaşar Paşa bize hiç yardım etmedi, bu işi görmezlikten geldi” diyerek aktardı.
Genelkurmay Başkanları değişti. Yaşar Büyükanıt, İlker Başbuğ, Işık Koşaner, Necdet Özel Genelkurmay Başkanı oldu, ancak askerin yürütülen bu stratejiye, görüşmelere bakış açısı hiç değişmedi.
Destek vermediler. Yine de köklü devlet geleneğine uygun olarak eleştirilerini, uyarılarını kapalı kapılar ardında, kamuoyunda infial yaratmadan, kırmadan dökmeden yaptılar.

OPERASYON İZNİ VERİLMEDİ

2013 yılının başındaki yeni süreçte de benzer bir rahatsızlık söz konusu oldu. Ancak bu, kamuoyuna hiç yansımadı. Bakanlar Kurulu, Güvenlik Zirveleri bu şikâyetlerin aktarıldığı yerler oldu. Hatta açılımla ilgili bazı bilgilendirmeler, asker yokken yapıldı. Ancak askerin uyarıları sürdü.
25 Nisan 2013 tarihine dönelim. Murat Karayılan, 8 Mayıs’ta çekilmeye başlayacaklarını ilan etti. Ancak askerin çekilmeye göz yummayacağı, yalnızca yazılı emir verilmesi durumunda müdahale etmeyeceği basına yansıdı. Çünkü süreç tersine dönseydi, TSK “terörist geçişlerine müdahale etmediği” iddiasıyla suçlanabilirdi. PKK kampları tespit edildi, müdahale için izin istendi. Bu talepler de valiler tarafından “açılıma zarar gelmesin” diye reddedildi.

TEPKİ 30 AĞUSTOS’TA PATLADI

Saldırılar ise sürdü. Önceki günkü bölümde aktardığımız şehitler gelmeye devam edince ve PKK’nın örgütlenme faaliyeti artınca patlama 30 Ağustos 2014 tarihinde oldu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel 30 Ağustos resepsiyonunda açılım sürecini soran gazetecilere şu açıklamayı yaptı:
“Hükümetin bir politikası var, o politika yürüyor. Biz çözüm sürecine ilişkin yol haritasını bilmiyoruz, o çalışmanın içinde yokuz. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay çalışmanın kamu kuruluşlarına gönderileceğini söylemişti, henüz bir şey gönderilmedi. Görürsek biz de görüşlerimizi söyleriz.
“Kırmızı çizgiler aşılırsa gereğini yapacağımızı söyledik, gereğini de söyleriz. 30 senedir bu mücadeleyi biz yürütüyoruz. Şehit anaları, analar ağlamasın diyorlar. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Ancak bunun yanı sıra ülke bütünlüğü de önemli. Ülke bütünlüğü bizim kırmızı çizgimizdir.”

6-8 EKİM’DE SAHAYA İNDİ

Bu açıklama artık bardağın taşma noktasına geldiğinin işaretiydi. Bir taraftan Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin PKK’ya bir devletçik oluşturma çabaları ve ABD/İsrail koridoru tehdidi, öbür tarafta açılım sürecini fırsat bilen PKK’nın Türkiye ve Suriye’deki yıkıcı faaliyetleri, TSK’nın uyarılarını öne çıkardı. Terör örgütünün 6-8 Ekim şiddet eylemlerinde, bazı illerde polis yetmeyince asker takviyesi istenmesi, bazı karakolların komandolar tarafından kurtarılması, gözleri yeniden TSK’ya çevirdi. Artık ok yaydan çıkmıştı. Terör örgütü açılımdaki kazanımlarını korumaya ve bu kazanımları Türkiye’yi bölmek için kullanmaya başlayınca, Türkiye 24 Temmuz’a yürüdü.

HABUR’DAN ÖNCE UYARDI
Açılım süreçlerinin simgesi haline gelen Habur açılımının iki gün öncesinde Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, görüştüğü MİT Müsteşarı Emre Taner’e çekincelerini iletti, uyarılarını yaptı. Taner’e “Örgütün bunu psikolojik üstünlük olarak yansıtacağını, gövde gösterisi yapacağını” aktardı. Ancak siyasi bir karar alınmıştı. Süreci siyasi iradenin onayıyla MİT yürüttü. Terör örgütünün Avrupa’daki sorumluları, MİT’e bilgi aktardı. Habur’dan bir grubun giriş yapacağını, bunun da “barış”ın önünü açacak bir jest olacağını söylediler. Ancak öyle olmadı. Habur’da terör örgütünün gövde gösterisi kamuoyunda infial yarattı. 19 Ekim 2009 tarihindeki manzara için 22 Ekim Salı günü AKP Grup Toplantısı’nda “Bu manzarayı görüp umutlanmamak mümkün mü?” diyen dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan bile, büyük tepki karşısında dönemin Demokratik Toplum Partisi yetkililerini “şov yapmakla” eleştirmek zorunda kaldı. Ancak olan olmuştu. Hükümet topu MİT’e atınca, sürekli görev süresi uzatılan Emre Taner, hükümet üyelerinin de bulunduğu bir toplantıda siyasileri eleştirerek, kendisinin verilen emri yerine getirdiğini ve bu işi siyasilerin bu duruma getirdiğini söyledi. Taner’in bu sözleri sonrasında görev süresi uzatılmadı ve yerine Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Hakan Fidan getirildi.




İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.