Açılım sürecinin kanlı bilançosu 5: Oslo sonrası yığınak başladı

ABD, Türkiye’deki açılımın en başından itibaren yönlendiren kuvvetti. Irak’ı işgal eden ve başta İran ve Suriye olmak üzere bölge ülkelerini hedefine oturtan ABD, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyindeki petrolleri Batı’ya aktarmanın planını yapıyordu.

Açılım sürecinin kanlı bilançosu 5: Oslo sonrası yığınak başladı
18 Eylül 2015 Cuma 20:19

Ceyhun Bozkurt

ABD, Türkiye’deki açılımın en başından itibaren yönlendiren kuvvetti. Irak’ı işgal eden ve başta İran ve Suriye olmak üzere bölge ülkelerini hedefine oturtan ABD, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyindeki petrolleri Batı’ya aktarmanın planını yapıyordu. Bunun için adına sonradan “Kürt Koridoru” denen ancak özünde ABD-İsrail koridoru olan plan ile Akdeniz’e uzanan bir coğrafi alan açmaya çalışıyordu. Bölge ülkelerinin karşı çıktığı bu plan için, Türkiye, Suriye ve Irak’ı parçalamak zorundaydı.
2006’dan itibaren MİT’in İmralı ile görüşmesi, AKP’nin de bu politikaya sıcak bakması ile harekete geçildi. MİT, Norveç’li bir NGO üzerinden PKK ile iletişime geçirildi. Görüşmeler yapılmaya başlamıştı. Dönemin Genelkurmay yetkilileri, perde arkasındaki örgütü tespit etmişti. Görüşmeler İngiliz istihbaratı kontrolünde yürütülüyordu. Oslo’da görüşmeler gerçekleşti. Ancak bazı görüşmelerin yapıldığı yer Oslo değil Belçika’nın başkenti Brüksel’di. Meşhur konuşma kaydının olduğu görüşme de Brüksel’de yapılmıştı. Görüşmelerde yaşananlar basına yansımıştı. Esas olan yukarıda sözünü ettiğimiz ABD’nin rolüydü.
21 Ekim 2007’de, dönemin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve yine dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun tanımıyla “açılım”ı başlatan Dağlıca saldırısı gerçekleşti. Tesadüf olmadığı günümüzde daha iyi anlaşılan David Philips’in “açılım” raporuyla Dağlıca saldırısı arasında 5 gün oynuyordu. Ardından 5 Kasım 2007’de dönemin ABD Başkanı George Bush ile dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan Beyaz Saray’da buluştu. Buluşmada alınan kararlar özetle şöyleydi:
| Türkiye Irak’ın kuzeyindeki yönetimi tanıyacak,
| PKK’ya yönelik açılım sürecinin düğmesine basılacak,
| Bu planın önündeki engeller (Ergenekon tertibi ile başlayan süreç ile) kaldırılacak.
ABD’nin amacı, Akdenize uzanacak petrol boru hattının güvenliğini almaktı. Bu çerçevede bir engel için daha harekete geçildi: Suriye.
ABD merkezli politikalar, 2011’de Türkiye ve Suudi Arabistan’ın da doğrudan sürece dahil olmasıyla Suriye’yi iç savaşa sürüklenmişti. PKK terör örgütünün bu ülkedeki yapılanması Demokratik Birlik Partisi (PYD-Partiya Yekitiya Demokrat), 2012 yılının Temmuz ayında sırasıyla Ayn el Arap (Kobani), Afrin ve Haseke vilayetine bağlı Malikiye kasabalarının yönetimini ele geçirdi. Türkiye gelişme karşısında alarma geçerken hükümetten ilginç açıklamalar yapılıyordu. Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında “Bu aynı zamanda Kuzey Irak’taki yapılanmanın Akdeniz’e açılımı noktasında kendilerine göre bir plan da olabilir” diyordu.
Bağımsız Van Milletvekili ve KCK yapılanmasının sözde parlamentosu işlevi gören Demokratik Toplum Kongresi’nin Eşbaşkanı Aysel Tuğluk da Radikal 2’ye 23 Eylül 2012 tarihli “Yeni Stratejik Hamleler” başlıklı bir yazı yazdı. Yazıda Washington koridorlarında “Basra’dan Akdeniz’e uzanacak bir Kürt Koridoru’nun tartışmalarının yapıldığı” belirtiliyordu.

SURİYE OLAYLARINDAN ÖNCE PYD YIĞINAĞI BAŞLADI
Aydınlık’ın araştırması da bu söylenenleri/yazılanları doğruluyordu. Bu çerçevede PKK’nın Suriye hazırlığı çok daha önceleri başlamıştı. Güvenlik ve istihbarat kaynakları, PYD’yi kurulduğu 2004 yılından itibaren yakın takibe almıştı. PKK’nın kontrolündeki kamplardan Suriye’nin kuzeyine militan sevkıyatı da bu tarihlerde başlamıştı. Sevkıyat olayların henüz başlamadığı 2010’da yoğunlaşmaya başladı. İstihbarat birimlerinin tespit ettiğine göre, o dönem, PKK’nın üst düzey yöneticisi pozisyonundaki Suriyeliler dışında, grup komutanları olarak tanımladığı yöneticileri de görevlerini bırakmaya başladı. Bu yöneticiler, görevlerinden ayrıldıktan sonra sık sık Suriye’ye gidip gelmeye başladı. Hatta örgütün özel kuvvetinin başındaki Şahin Cilo kod adlı Ferhat Abdi Hali, 20 kadar adamıyla Suriye’nin kuzeyine gidip yaklaşık 2 ay kaldı.

HAZIRLIĞI ÖCALAN VE KARASU DA BİLİYORDU
Brüksel’deki görüşmelere katılan PKK yöneticilerinden Mustafa Karasu da örgütün yayın organı Bestanuçe sitesinde 19 Kasım 2013 tarihinde yayımlanan yazısında “PYD Arap Baharı olarak tanımlanan halk hareketlerinin Suriye’ye yansıyacağını öngörerek hemen örgütlenmesini geliştirmiş ve dışarıdaki kadrolarını Rojava’ya çekme inisiyatifini ortaya koymuştur. Erken harekete geçmesi kısa sürede örgütlü gücünü arttrdığı gibi, askeri gücünü de oluşturmuştur” diyordu.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın da KCK iddianamesinin 665. sayfasında yer alan 2010 yılı avukat görüşmesi ilginçti. İlgili bölümde Öcalan, Suriye’de bir hazırlığın talimatını veriyordu.

SURİYE’YE 4 BİN TERÖRİST KAYDIRILDI
Yaptığımız araştırma bu konuda çarpıcı rakamlara ulaşmamızı sağladı. Batı dünyasının IŞİD karşısındaki politikalarını ve bu örgüte karşı mücadeleyi meşrulaştırma aracı olarak kullanan örgütün Suriye’nin kuzeyine yolladığı tespit edilen toplam terörist sayısı 2015 yılının Ağustos ayı itibariyle 3 bin 800 - 4 bini bulmuştu.

ÇÖZÜM SÜRECİNE ETKİSİ
Suriye’de yaşananlarda Türkiye’de başlatılan “Çözüm Süreci”nin doğrudan etkisi vardı. PKK, Suriye’de ABD/İsrail koridoru için taşeron olarak kullanılacaktı. Bu nedenle hem Suriye hem de Türkiye cephelerinde savaşması çok zordu. Çok sayıda PKK militanı da Suriye’ye kaydırılmıştı. Bu nedenle birileri devreye girip Türkiye ile PKK’yı çatışmasızlık pozisyonuna getirmeliydi. Aslında PKK’nın çatışacak kuvveti zaten yoktu. Ancak TSK’nın operasyonları engellenmeliydi. Bu nedenle “Çözüm Süreci” icat edildi. Öcalan’ın mektubu sonrası Erdoğan’ın onayıyla süreç başlayınca PKK’nın Suriye’de eli rahatladı. ABD de istediği gibi “koridor” planını yürüttü. Ta ki, 24 Temmuz’a kadar...




İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.