Açılım sürecinin kanlı bilançosu 1: Düğmeye AKP kongresinde basıldı

PKK, TSK’dan ağır darbe alıyordu. Bu dönemde gerçekleştirilecek AKP Kongresi yaklaşırken, Erdoğan tarafından ilginç bir açıklama yapıldı. 26 Eylül 2012’de bir televizyonda BDP’nin tavrını eleştiren Erdoğan, ‘İmralı ile görüşmeler yine olabilir’ diyerek ilk mesajı verdi

Açılım sürecinin kanlı bilançosu 1: Düğmeye AKP kongresinde basıldı
18 Eylül 2015 Cuma 19:23

Ceyhun Bozkurt

24 Temmuz Cuma gecesi saat 23.00 sularında “Harekat olabilir. Uyanık kalmak lazım” bilgisi ulaşınca, bir yerleri telefonla aramak gerekiyordu. Ne harekatıydı bu? İlk akıllara gelen IŞİD’e yönelik bir harekattı. Çünkü 20 Temmuz’da Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde canlı bomba, Ayn el Arap’a gitmek için toplanan grubun içinde kendini patlatmış, 32 kişi hayatını kaybetmiş, ardından da 23 Temmuz Perşembe akşam saatlerinde Kilis’in Suriye sınırında 5 IŞİD militanı Türkiye’ye ateş açmış ve bir astsubayımızı şehit etmişti. Bu nedenle beklediğimiz IŞİD’e yönelik bir operasyondu. İlk bilgiler de bu tahminimizi doğruluyordu. Türk Silahlı Kuvvetleri, sınırın Suriye tarafındaki bazı tank ve topla ateş altına almıştı. Ancak bu bilgilerden yarım saat sonra, saatler gece yarısı 00.00’ı gösterirken asıl habere ulaştık.

ÇÖZÜM SÜRECİ 2,5 YILDA ÇÖKTÜ
Türk Hava Kuvvetleri, Irak’ın kuzeyindeki PKK kamplarını bombalamıştı. Harekat yapılan merkezler arasında Kandil’deki PKK’nın yönetim merkezi de vardı. İşte bu haber, gece yarısı olmasına rağmen Türkiye’de bomba etkisi yaptı. Türkiye açılım sürecinden bu yana örgüte sınır ötesi hava harekatı düzenlemiyordu. Hatta Türkiye içindeki PKK kamplarına yönelik operasyon bile gündemde yoktu. Ancak önce Haziran ayı sonundaki MGK’dan sonra yurtiçi kamplar, ardından da 24 Temmuz gece yarısı sınır ötesindeki kamplar Türk jetlerinin hedefi olmuştu. Yüzyılın projesi olarak adlandırılan “Çözüm Süreci” 2,5 yılda çökmüş müydü?
Kamuoyundaki ilk tepki, ne olduğunu anlama yönündeydi. Süreç bitmiş miydi? Yoksa bu bombardıman süreci bitirme değil de, süreçteki aktörlere ayar verme bombaları mıydı? Ayrıca ABD ile varılan mutabakatın Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmasıyla ilgisi var mıydı? Türkiye İncirlik’e karşılık PKK’yı mı almıştı? Sonraki ilk soru da PYD ne olacaktı? Çok sayıda soru birikmişti ve artmaya devam ediyordu.
Bombardıman sadece 24 Temmuz ile sınırlı kalmamış, sonrasında da dalgalar halinde sürmüştü. Çözüm süreci tartışmaların odağı haline geldi.

DEMİRTAŞ SAHNEYE ÇIKTI
7 Haziran seçimlerinden sonra sözü Kandil’deki PKK yöneticilerine bırakan liberal kesimin bağlama çalan güzel çocuğu Selahattin Demirtaş yeniden sahneye çıkmış ve 1,5 aylık molanın ardından “barış” cümleleri kurmaya başlamıştı. Sınır ötesinden de “Operasyon meşru ancak çözüm sürecine devam edilmeli” açıklamaları yapılmaya başladı. Daha sonra bu çağrıların dozajı yükseldi. Çin ziyareti öncesi havalimanındaki “Bu ülkede, milli birliğimize, kardeşliğimize kast edenlerle, bir çözüm sürecini devam ettirmek mümkün değil. Olması gereken nedir? Milli birliktir, kardeşliktir” açıklaması sürece doğrudan noktayı koyduğu düşünülen Tayyip Erdoğan daha sonra “Süreci buzdolabına kaldırdık” diyerek yine soru işaretleri bırakıyordu.
Türkiye’yi sözde çözüm kıskacına sokanlar kim ya da kimlerdi? Bütün fotoğrafı görmeden, “barış cephesi” çağrılarının arka planını ve hükümetin politikalarını anlamak mümkün değildi. Yazı dizimizde, sürecin tüm aktörlerini elimizden geldiğince kendi icraatları ile yansıtmaya çalıştık. Özel bilgilerin de olacağı yazı dizimizle Türk Milleti’ne unutturulmaya çalışılan gerçeklerin üstündeki perdeyi bir nebze de olsa kaldırmayı amaçladı...

FİTİLİ ATEŞLEYEN MEKTUP
2012 yılının Eylül ayında Başbakan Tayyip Erdoğan’a bir mektup gelir. Mektup, Erdoğan’a ulaştırılır. Mektubun gönderildiği adres İmralı Kapalı Cezaevi, gönderen ise PKK’nın ömür boyu ağırlaştırılmış hapisle cezalandırılan hükümlü lideri Öcalan’dır. Oysa PKK saldırılarını artırıyor, hatta BDP’nin Genel Başkanı Selahattin Demirtaş 3 Eylül 2012 tarihinde”‘Bitireceğiz’ dediğiniz PKK Şemdinli’de 45 gündür alan hakimiyeti yürütüyor” açıklaması yapıyordu. Daha ötesinde mektuptan iki ay önce PKK, Suriye’deki kolu PYD aracılığıyla bu ülkenin kuzey doğusundaki bazı yerleşim birimlerini ele geçirmeye başlamıştı. PKK ilk kez bir toprak parçasını kontrol etmeye başlamıştı. Tam da böyle bir dönemde Abdullah Öcalan Başbakan Erdoğan’a mektup yazarak yeni bir sürecin fitilini ateşledi.
Yıldıray Oğur, o dönem yazarı olduğu Taraf gazetesindeki köşesinde mektubun içeriğiyle ilgili bilgi vermişti (6 Ocak 2013, Taraf). Oğur’un “Her biji Erdoğan” başlıklı yazısında aktardıklarına göre; Öcalan, mektubunda Ortadoğu’daki güç mücadelesinin hedefinde Başbakan’ın ve kendisinin olduğunu söylüyor ve diyalog çağrısı yapıyordu. İçeriği günümüze kadar açıklanmayan mektup Hükümette karşılık buldu.
Ancak bu sürecin açılması için kamuoyu hazırlanmalıydı. Çünkü PKK ile güvenlik güçleri arasında aynı dönemde şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. Hatta gelen bilgilere göre, PKK özellikle TSK’dan ağır darbeler alıyordu. Tam da böyle bir dönemde yapılacak AKP kongresi yaklaşırken, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından ilginç bir açıklama yapıldı.
26 Eylül 2012’de katıldığı bir televizyon programında BDP’nin tavrını eleştiren Erdoğan, “İmralı ile görüşmeler yine olabilir” diyerek ilk mesajı verdi.

AÇILIMA HAZIRLAYAN KONGRE
30 Eylül’de gerçekleştirilecek AKP 4’üncü Olağan Kongresi’nde Tayyip Erdoğan’ın yeni bir paket açıkladı. Günler öncesinden, “demokratikleşme” adı altında bir politikanın hayata geçirileceği ve bunun da iktidar partisinin kongresinde kamuoyuna açıklanacağı belirtilen paket, açılımın psikolojik ve yasal zemininin hazırlanması için bir eşik oldu. Gazetecilere bir zarf içinde dağıtılan ve 63 maddeden oluşan “AKP’nin 2023 Hedefi” olarak açıklanan pakette Kürt açılımı maddeleri de yer alıyordu. 5 kritik madde şöyleydi:
21. Madde- Ana dilde savunma
22. Madde- Anadilde kamu hizmetlerine erişim
25. Madde- Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik komisyonunun kurulması
30. Madde- Kürtçe tercümanlık (kamu hizmetlerinde)
57. Madde- Nüfusunun 3’te ikisi büyükşehir belediyesi sınırlarında yaşayan bir Türkiye (İdari federalizmin önünü açan madde)
Bunlar, Kürt açılımının sürdüğünün Başbakan’ın ağzından beyanıydı. Ancak ortada bir sorun vardı. PKK da şiddetli çatışmalar yaşıyor ve Öcalan’ın liderliğinden çok Kandil’deki Murat Karayılan, Cemil Bayık gibi PKK yöneticilerinin ismi ön plana çıkmıştı. Oysa planlanan süreç için Öcalan’ın mutlak liderliği gerekiyordu. Çünkü müzakereler Öcalan ile yürütülecekti.

AÇLIK GREVLERİ
Tam da bu süreçte Kandil merkezli olup olmadığı netleşmeyen, Türkiye içindeki cezaevlerinde kalan PKK’lılardan bir hamle geldi. Uzunca bir süredir avukatlarıyla görüştürülmeyen Abdullah Öcalan’ın durumunu “tecrit” olarak tanımlayan tutuklu ve hükümlü militanlar, “tecrit kaldırılsın” diyerek açlık grevleri başlattı.
68 gün süren açlık grevini Abdullah Öcalan’ın, 17 Kasım 2012 tarihinde kardeşi Mehmet Öcalan aracılığıyla yaptığı çağrı bitirmişti.
Eylem amacına ulaştı;
| Öcalan kardeşi ile görüşmüş, bir süre sonra da “Çözüm Süreci” adı verilen açılımda BDP heyetleriyle görüşmeye başlamıştı.
| Türkçe bildiği halde ısrarla Kürtçe savunma yapmak isteyen KCK’lılara “ana dilde savunma hakkı” ile ilgili tasarı 13 Kasım 2012’de Meclis’e sunuldu, 24 Ocak 2013’te de TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
| Ana dilde eğitim talebi ise masada duruyordu. Açılımın en önemli maddelerinden biri olarak sürekli müzakere unsuru olarak kullanıldı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 22 Aralık 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda söylediği “Dil, eğitim, kimlik hakkı ne varsa vereceğiz, bu cebimizden verdiğimiz bir şey değil” sözleri gündemde tutuldu.
Hükümet, çatışmalardan dolayı öne çıkan Kandil’i geri plana iterken Öcalan’ı ön plana çıkardı. Selahattin Demirtaş ise 6 Ekim’de muhatap listesine Öcalan’ın yanısıra BDP ve Kandil’i ekledi. Beklenen açıklama ise 2013 yılına sayılı günler kala geldi.




İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.