Yönetemeyen demokrasi

"“Yönetemeyen Demokrasi” kavramı siyaset bilimi literatürüne Prof. Dr. Giovanni Sartori tarafından kazandırılmıştır. Öncelikle, siyaset bilimci Prof. Dr. George Bordeau’nun “Yöneten Demokrasi” adlı 3 ciltlik yapıtından kısaca söz etmeliyiz."

Yönetemeyen demokrasi
19 Ekim 2015 Pazartesi 19:48

Dr. M. Alev Coşkun

“Yönetemeyen Demokrasi” kavramı siyaset bilimi literatürüne Prof. Dr. Giovanni Sartori tarafından kazandırılmıştır. Öncelikle, siyaset bilimci Prof. Dr. George Bordeau’nun “Yöneten Demokrasi” adlı 3 ciltlik yapıtından kısaca söz etmeliyiz.
Bordeau, bu önemli kitabında demokratik yaşamı sakatlayan en önemli olguların “demagoji” ve “halk dalkavukluğu” olduğunu belirtmiştir. Demokratik kuralları ve demokrasiyi özümseyememiş kimi liderler, demagoji ve halk dalkavukluğunu ön plana çıkararak, özellikle kutsal din duygularını kullanıp tepkisel ve duygusal oyları hedef alarak bir süre için oylarını artırıp siyasal iktidarı ele geçirirler. Ancak bir süre sonra toplumda onarılması mümkün olmayan derin ve etkili yeni sorunlara neden olurlar.
Yukarıda ismini verdiğimiz, ABD’de ünlü Columbia Üniversitesi siyaset bilimi öğretim üyesi Prof. Dr. Giovanni Sartori, “Demokrasi Teorisine Geri Dönüş” adıyla dilimize kazandırılmış olan kitabında özellikle Prof. Dr. Bordeau’nun bu analizine gönderme yaparak “Yönetemeyen Demokrasi” kavramını ortaya atmış ve bu konuya açıklık getirmiştir. Yönetemeyen demokrasinin başlıca 2 büyük unsuru vardır: “Aşırı Yük” ve “Çözülemeyen Sorunlar.”

SORUN ÇÖZMEK Mİ SORUN ÜRETMEK Mİ?
Dr. Sartori, bir ülkede siyasal iktidarın çözmekle yükümlü olduğu sorunları çözmek konusunda etkinliğini kaybetmesi, toplumsal sorunları çözememesi ve bu sorunların giderek birikmesini “overload” (aşırı yük) kavramıyla anlatmıştır. Buna göre, bir ülkede çözüm bekleyen ekonomik, toplumsal ve siyasal sorunlarının çözümünü beceremeyen, siyasal iktidarlar, güçlerini sürdürebilmek için “halk dalkavukluğu ve demagoji” yoluna başvururlar. Oysa “yöneten demokrasilerde” sorun üreten değil, sorun çözen liderlere ve siyasal iktidarlara gereksinim vardır.
Toplumsal sorunlar birikiyorsa, toplumun gerçek ihtiyaçlarına yönelmek yerine sürekli yeni sistem ve rejim arayışları (başkanlık sistemi gibi) ortaya atılıyorsa, o ülkede “sorun çözücülüğü” yerine “sorun üreticiliği”, “sorun yaratıcılığı” var demektir. Böylesi ülkelerde, “yönetilememe” ya da “yönetilmezlik” (ungovernability) olgusu baş gösterir. Özetlersek, Dr. Sartori’ye göre, bir ülkede “aşırı yük” (ağır sosyal ve toplumsal sorunlar) varken siyasal iktidar bu sorunları çözmek yerine “çatışma yöntemlerini” kullanarak toplumu kutuplaştırıyorsa, oy toplamak için “çatışma ve demagoji” yöntemlerini kullanıyorsa, o ülke sonunda “yönetemeyen demokrasiye” dönüşmektedir.
Prof. Sartori, bu noktada bir başka demokrasi teorisyeni Karl Mannheim’e gönderme yapıyor ve “...toplumdaki (pozitif) liderlik yokluğunu” vurgulayarak şu önemli noktaya işaret ediyor: “...demokrasi dışı istekleri bulunan gruplara fırsat veren olgu işte bu genel yönetememek sorunundan kaynaklanır...” (s.179)
Toplumsal sorunları çözemeyen siyasal iktidarlar güçlerini sürdürmek için ilk önlem olarak basın özgürlüğünü kısıtlarlar, insan hak ve özgürlüklerine aşırı denetim getirirler, siyasal hakların özgürce kullanılmasını engellemek için ceza yollarına saparlar. Bu yetmez; basın kuruluşlarına tehdit yağdırırlar, onları kimi zaman ağır vergi cezalarıyla, kimi zaman halkın önünde aşağılayarak kimi zaman da kaba kuvvet kullanıp döverek (Ahmet Hakan olayı gibi), kimi zaman da öldürerek (Uğur Mumcu gibi) susturmak isterler. Sonunda kaçınılmaz olarak böylesi siyasal iktidarlar uluslararası arenada itibar ve güvenlerini kaybederler.
Bu bağlamda ülkemizin durumuna bakalım. İşte çok özet olarak, yoğunlaşan sorunlar:
Ekonomi alanında Türkiye, dünyada en kırılgan ülke olarak tanımlanıyor. Türk Lirası son 6 ayda dolar karşısında yüzde 25’e varan oranda değer kaybetti. Bu açıkça büyük bir devalüasyondur. Cari açık yılların birikmiş sorunudur. Türkiye özellikle genç işsizliğin dünyada en üst düzeyde seyrettiği ülkedir. Gelir dağılımı dünyanın en adaletsiz olanıdır. Bir ülke düşünün ki, bağımsız olması gereken Merkez Bankası Başkanına, o ülkenin Cumhurbaşkanı basın toplantısında, bütün dünyanın gözü önünde çok ağır cümlelerle hakaret edip azarlayabilmektedir. Böyle bir ülkede ekonomi rasyonel bir düzeyde sürdürülebilir mi ve yabancı sermaye böylesi bir ülkeye gelip yatırım yapar mı?
2000’li yılların başlarında en alt düzeye inmiş olan terör, hatalı politikalar sonucunda yeniden güçlenmedi mi? “Barış süreci” politikası iflasla sonuçlanmadı mı? O sürecin yaratıcısı eski Başbakan, şimdiki Cumhurbaşkanı “PKK bizi aldatmış” demedi mi?
Siz siyasal iktidar olarak “paralel yapı” ile birlikte yürümediniz mi? “Ne istediniz de vermedik” demediniz mi? Bu yapı ile birlik olup düzmece iddianamelerle en güzide genç komutanları görevden alıp Silivri zindanlarına atmadınız mı? Onların geleceklerini torpillemediniz mi? Sonunda, “Orduya kumpas kuruldu” demediniz mi? Şanlı Türk ordusunun Genelkurmay Başkanını terör örgütü kurucusu olarak zindana atmadınız mı? “Bizi yanılttılar” denilerek bu derece önemli bir konu geçiştirilebilir mi?
Komşularla sıfır sorun deyip, güney sınırlarımızın kevgire çevrilmesine neden olmadınız mı?Ülkemizi Ortadoğu’da Mısır, Suriye, İran ve Irak merkez hükümetleriyle çatışan, sorunlu hale getirmediniz mi? Kör bir mezhep politikası izleyerek ülkemizin itibarına gölge düşürmediniz mi? Bu konular daha çok uzayabilir, ama bu kadarı nasıl yoğunlaşmış sorunlarla sarıldığımızı göstermeye yeterlidir. Tarihimizin en kanlı terör olayını Ankara’da yaşadık. Kesin olmayan rakamlara göre 102 şehidimiz var. Evrensel demokrasilerde sorumlu siyasi liderler (İçişleri, Adalet Bakanı) hemen istifa ederler. Ama bizde hiçbir hareket yok. Cumhurbaşkanı “Her olayda istifa mı gerekir” diyor. İnsaf... 102 vatandaşımız ölüyor ve cumhurbaşkanı bu olayı alelade bir olay gibi değerlendiriyor.

TOPLUMSAL AYRIŞMA POLİTİKASI
Siyasal iktidar sürekli, toplumsal ayrışma yaratıyor, toplum içinde yarattığı sözde düşman cephelere karşı sert bir kavga vererek hem tabanını güçlendirmeye çalışıyor, hem de sorunlardan uzaklaşarak gündem değiştiriyor. Oysa, evrensel demokrasinin temel unsuru çatışma değil uzlaşmadır. Çağdaş demokrasi kuramının önde gelen düşünürlerinden Prof. Dr. Robert A. Dahl, “Demokrasi ve Eleştirileri” adlı eserinde, gerçek demokrasinin “sayısal çoğunluktan” değil “çoğulculuktan” geçtiğini belirtir. Amaç, bütün kesimlerin demokrasi sürecine katılımının sağlanmasıdır. En çarpıcı olanı, 12 Eylül ürünü seçim yasasının getirdiği yüzde 10 barajı ile gerçek temsil, gerçek çoğulculuk sağlanabilir mi?
Ülkemiz gerek ekonomik, gerek toplumsal birikmiş bunca sorunun çözümünü beklerken, siyasal iktidar bunları çözmek yerine kavga ve çatışmaya dayalı politikasını inatla sürdürüyor. 7 Haziran seçim sonuçlarını beğenmiyor, ya tutarsa diyerek 1 Kasım’da tüm ülkeyi yeniden seçime götürüyor. Peki sonuçlar aynı çıkarsa o zaman ülkeyi kendi çıkarları için seçimlere götüren bu siyasal iktidarın sorumluluğu ne olacaktır?

YÖNETEMEYEN DEMOKRASİ KONUMUNA DÜŞMEK
Tekrar AKP siyasal iktidarına dönelim: AKP siyasal iktidarının yıllardır uyguladığı bir politika var... Sürekli çatışma siyaseti, birikmiş toplumsal sorunları çözememek ve demagoji yoluyla, kutsal din duygularını kötüye kullanma metotlarıyla zaman kazanmak. Artık, bu yolun sonuna gelindi, her şey açık ve seçik kamuoyunun önünde. Bu süreç, AKP siyasal iktidarını bir süre sonra kesin olarak “yönetemeyen demokrasi” konumuna düşürecektir.

Kaynakça:
1. Giovanni Sartori, Demokrasi Teorisine Geri Dönüş,(Çev.T.Karamustafaoğlu ve M.Turan) Yetkin Yayınları,1993.
2. Karl Mannheim, Man and Society in an Old Age Reconstraction, London, Routledge & Kegan, 1940.
3. A.D.Lindsay, The Modern Democratic State, London, Oxford Press, 1943.
4. Robert A.Dahl, Demokrasi ve Eleştiriler (Çev.L.Köker),Yetkin Yayınları, 1996.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.