Seller yazgı değildir!

Seller yazgı değildir!
27 Ağustos 2015 Perşembe 19:18

Yücel Çağlar / Çevre ve Ormancılık politikaları uzmanı

Son 13 yılda yaşamın her alanında yaygınlaşıp kurumsallaşan her türlü aymazlığın, işbilmezliğin yol açtığı ekolojik ve toplumsal yıkımların “kaçınılamaz bir yazgı olarak” algılanması pekiştirilip iyiden iyiye yerleştirilmiştir. Böylece “sorumsuz sorumlular” da kolaylıkla sorumluluktan kaçınabilmektedir. Ne yazık ki, bilir olması beklenen ilgili meslek örgütleri ile “hocaların” da, yetersiz bilgileriyle yaptığı açıklamalar, bu sorumsuzluğun değirmenine su taşımaktadır. Artvin’de yaşanan sel yıkımlarından sonra yapılan kimi açıklamalar bu gerçeği bir kez daha açıklıkla ortaya koymuştur.
Çoğunluğu Artvin dolayındaki sellerin alçak yerlerdeki “betonlaşmadan”, dahası, küresel iklim değişikliğinden kaynaklandığı anlamına gelen söz konusu açıklamalara katılabilmek olanaksızdır: Artvin’deki sellere yol açan son yağışlar denizden yüksekliği en fazla 500-700 metreler, kısmen de daha yüksek yerlerde yoğunlaşmıştır. Bilindiği gibi bu yükseltilerde “betonlaşma” yok denebilecek düzeydedir ve son derece yaygındır. Ancak, bölgede bile ender olarak görülen şiddetli yağışların yanı sıra aşağıda başlıcalarına değinilen olumsuzluklar, bu türden yıkımları kaçınılmazlaştırmıştır:
Bölgedeki söz konusu yükseltilerde sığ kök yapısına sahip çaylıklar, kısmen de fındıklar, mısırlıklar yaygındır; bu, özellikle yüksek eğimli yerlerde toprakların su tutma kapasitesini artırmakta, bu, belirli bir düzey üzerine çıktığında toprak kaymalarını daha da kolaylaştırmaktadır; tarımsal etkinlikler ise hiçbir toprak koruma önlemi alınmaksızın yapılmaktadır.
Bölgedeki köylerde, mahallelerde yapılaşmalar denetimsizdir; engelleyici kimi hukuksal düzenlemelere karşın isteyen istediği yerlerde istediği gibi ve istediğince çok katlı yapılar yapabilmektedir. 1985 yılında yürürlüğe konulan, 1999 yılında düzenlenen ve 2001 yılında da adı Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği olarak değiştirilen yönetmelik genel olarak tüm köylerde, özel olarak da Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki köylerde gerektiği gibi uygulanmamaktadır. Ayrıca bu yönetmeliğin 1999 yılında değiştirilen 30. maddesinde;
“Muhtarlık izni: Köy ve mezraların yerleşik alanı ve civarında, köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanlarca, konut, hayvancılık veya tarımsal amaçlı yapı yapılabilmesi için ilgili köy ihtiyar heyetince verilen yazılı izindir” biçiminde yapılan “muhtarlık izni” tanımı, günümüzde de geçerlidir. Açıktır ki, bu kuralın uygulanmasından birinci derecede valilikler sorumludur.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 27 maddesi, 2011 yılında çıkarılan 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle;
MADDE 27 - Belediye ve mücavir alanlar dışında köylerin köy yerleşik alanlarında, civarında ve mezralarda yapılacak konut, entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ile köyde oturanların ihtiyaçlarını karşılayacak bakkal, manav, berber, köy fırını, köy kahvesi, köy lokantası, tanıtım ve teşhir büfeleri ve köy halkı tarafından kurulan ve işletilen kooperatiflerin işletme binası gibi yapılar için yapı ruhsatı aranmaz. Ancak etüt ve projelerinin valilikçe incelenmesi, muhtarlıktan yazılı izin alınması ve bu yapıların yöresel doku ve mimari özelliklere, fen, sanat ve sağlık kurallarına uygun olması zorunludur. Etüt ve projelerin sorumluluğu müellifi olan mimar ve mühendislere aittir. Bu yapılar valilikçe ulusal adres bilgi sistemine ve kadastro planlarına işlenir. Köy yerleşik alan sınırları dışında kalan ve entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapıların yapı ruhsatı alınarak inşa edilmesi zorunludur. Tarım ve hayvancılık amaçlı yapıların denetimine yönelik fenni mesuliyet 28. madde hükümlerine göre mimar ve mühendislerce üstlenilir.”
olarak değiştirilmesiyle kırsal yerleşmelerdeki arazi kullanımında yaşanan başıbozukluk durumu iyiden iyiye pekiştirilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun yine 27 maddesinde yapılan söz konusu değişiklikle;
“Köy yerleşik alan sınırı içerisinde, 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri uygulanmaz.”
kuralı getirilmiştir. Böylece, köy sınırları içinde de toprak koruyucu önlemlerin alınması zorunlu olmaktan çıkarılmıştır.
Denizden daha yüksek yerlerde orman ekosistemlerinin yönetilmesindeki teknik yanlışlıkların yol açtığı orman yıkımları, sanıldığının tersine, bölgede son derece yaygın bir ormansızlaşmaya; yerine kök yapıları sığ ağaççıkların, otlukların yaygınlaşmasına yol açmıştır. Bu durum toprakların yağışları tutma kapasitesini azaltmasının yanı sıra, daha önce de belirtildiği gibi, toprakların tutunabilme olanağını da azaltmıştır.
Yaylalardaki yoğun otlatma, yapılaşma, kullanıcı yoğunluğu bitkisel örtüsüzleşmeyi daha da hızlandırmaktadır.
Bölgedeki akarsularda selleri önleme, en aza indirme amaçlı alt yapı çalışmalarının hemen hemen hiç yapılmamış olması, selleri hem tetiklemiş hem de yaygınlaştırmıştır; “Yeşil Yol” vb yapılaşmalar bu süreci daha da hızlandıracaktır;
Bölgede HES’lerin yapım sürecinde yaşanan bitki örtüsü, özellikle de orman ekosistemi yıkımlarının bölgedeki yağışlar-bitki örtüsü dengesini iyiden iyiye bozduğu açıktır; ancak, bu, ötekilerle karşılaştırıldığında, daha alt sıralarda yer alacak bir etkidir
***
Kısacası bölgedeki seller, bu kez; deniz seviyesindeki kentsel yerleşmelerdeki alt yapı yetersizliği ile “betonlaşmadan” kaynaklanan bir durum değildir; hemen hemen tümüyle, 500-700 metrelerdeki, kısmen de daha yüksek yerlerdeki arazi kullanım biçiminden, doğal ağaçsı bitki örtüsünün özellikle de doğal orman ekosistemlerinin yerlerinin azaltılmasından kaynaklanmaktadır.
Sellerin temel nedeninin yalnızca alçak yerlerdeki “betonlaşmalar” olarak algılanmasına yol açabilecek söylemler, bölgedeki yukarıda başlıcaları örneklenen köklü yapısal nedenlerin, dolayısıyla, “sorumlu sorumsuzların” yine gözlerden kaçırılmasına yol açabilecektir. Orman ve Su İşleri Bakanı’nın bölgedeki sellerle ilgili açıklamalarına bakılırsa, bölgede hemen hemen her yıl yaşanan bu tür yıkımlardan hiç ama hiç ders çıkarılmamış. Bu, söz konusu Bakan yönünden hiç de şaşılacak bir durum değildir. Şaşılacak durum; başta bölgelerdeki eskisiyle yenisiyle üniversiteler olmak üzere “ilgisiz ilgililer” ve “bilgisiz bilgililerin” akıl almaz denli yüzeysel açıklamalarıdır.
Sonunda, selleri de bir “kaçınılmaz yazgıya” dönüştürebilmiştir ya, “siyasal iktidara “helal olsun”!

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.