Safa ile git Fikret Otyam

"Birisi, Ülkü Tamer’dir. Kendisi de Gazianteplidir. Bu nedenle “Alleben”i, “Gavur Dağları”nı, “Fevzipaşa Tren İstasyonu”nu en iyi o anlatabilir. Diğer isim ise Fikret Otyam’dır."

Safa ile git Fikret Otyam
14 Ağustos 2015 Cuma 18:47

Ali Taş

1980’li yılların sonları. Ankara’da tıfıl bir lise öğrencisiyim. Her ne kadar ilkokuldan itibaren Ankara’da yaşasam da, ruhum, kimliğim Gaziantep’te, İslahiye’de. Özlüyorum oraları. Kavurucu sıcağını, soluk kesen “alaz”ını (hortuma benzeyen ve tozu toprağı havaya kaldıran bir tür rüzgar) ve hartlap odununu... Bu özlem, memleketimi, Gaziantep’imi öğrenmek için beni okumaya zorluyor. Habire kitap, yazı, dergi arıyorum. Üzerinde Gaziantep yazan ne varsa okuyorum. İşte bu zorunlu gönüllülük hali beni iki kişiye ulaştırıyor.
Birisi, Ülkü Tamer’dir. Kendisi de Gazianteplidir. Bu nedenle “Alleben”i, “Gavur Dağları”nı, “Fevzipaşa Tren İstasyonu”nu en iyi o anlatabilir. Diğer isim ise Fikret Otyam’dır. Ülkü Tamer’i biliyorum. Onun eserlerini tercihen okuyorum ama Fikret Otyam tamamen tesadüf eseri çıkıyor karşıma.
Ankara’yı bilenler anımsayacaktır. Kızılay’da Zafer Çarşısı vardır. Yeraltı çarşısıdır ve o dönemlerde Ankara’nın en esaslı sahaflarının olduğu bir yerdir. İşte bu sahaflardan birisinin (Mustafa Kitabevi) sahibi, Mustafa Amca, elime tutuşturuyor.
“Bunu oku!”
“Mayınlı Topraklar Üzerinde” diye bir kitap. Yazarı, Fikret
Otyam.
Eve gelmemle kitaba başlamam bir oluyor. Bir oluyor, çünkü Kilis’i, Kilis’in köylerini, “Seve”yi, “Tilhabeş”i, “Alimantar”ı anlatıyor. Kaçakçıları, kaçağa gitmek uğruna kolundan, bacağından olanları anlatıyor. Bizim köyün “Şarapçı Hasan”, “Pissikbaş”ı kitapta yeniden yanı başıma geliyorlar.
Dedim ya, aslında derdim Gaziantep. Ama Fikret Otyam’ı okudukça, tanıdıkça, aslında Urfa’nın ne kadar da Gaziantep, Mardin’inin ne kadar da Konya olduğunu öğreniyorum. Hepsinde aynı dert, aynı bitmek bilmez geçim kaygısı, aynı ezilenler dünyası.
İşte bu “aynı”lık, benim dilime “bu topraklar” ifadesini, bir daha çıkmamacasına yerleştiriyor. “Bu topraklar”ın aslında ne kadar büyük, Gaziantep’in aslında ne kadar küçük olduğunu öğreniyorum. Memleket özlemini okuyarak gidermeye çalışan tıfıl liseli, “bu topraklar”a karşı sorumluluk duyan bir insana dönüşüyor.
Otyam’ın deyimi ile “Gök Çadırlı” (Gök Tanrı), zamanla beni Fikret Otyam ile bir arada bulunma, onunla aynı masada oturma onuruna eriştiriyor. Kendisini tanıdıkça anlıyorum neden Fikret Otyam olduğunu ve onun bana öğrettiği “insan-ı kamil” olmanın dört şartını yaşama geçirmenin aslında ne kadar zor olduğunu.
Üyesi olduğu Vatan (İşçi) Partisi’ne bağlılığından öğreniyorum, örgütlü olmanın ne demek olduğunu. Yazarı olduğu Aydınlık Gazetesi’ndeki yazılarından öğreniyorum kalemin gücünü. Bir de, keçilerine olan sevgisinden öğreniyorum saf sevginin nasıl bir şey olduğunu.
İki gün önce İdris Abi (Özyol) köşesine almıştı aşağıdaki dörtlüğü. Biliyorum, tekrara düşeceğim ama bazen tekrar lazımdır diyerek affınıza sığınarak tekrar alıyorum
Garipoğlu bu bir ilm-i hikmettir
Muhabbet hemi farz hemi sünnettir
Ne kadar çok otursak sonu gitmektir
Dostlar safa ile gönderin bizi
Doğu Perinçek, yaklaşık bir yıl kadar önce Fikret Otyam’a “Fikret Abi’nin keçileri Aydınlıkçılara emanettir” demişti.
Şimdi bu sözü güncelleme zamanı.
Safa ile git Koca Otyam.
Keçilerin artık bu topraklara emanettir...
(Antalya Körfez-13.08.2015)

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.