Kadın kıyımından testosteron mu sorumlu?

Kadın kıyımından testosteron mu sorumlu?
23 Mart 2015 Pazartesi 11:19

Prof. Dr. Yaman Örs 

Önümde, kısa bir metin var. Ben bu yazımın girişinde, başlığı “Testosteron” olan bu metinden aktarımlar, yer yer de bunlara küçük eklemeler yapmak istiyorum. Söz konusu sözcük, erkeklerde testislerde (hayalarda) ve böbreküstü bezlerinde, kadınlarda yumurtalıklarda, kolesterolden üretilerek kana verilen bir içsalgının (hormonun) adıdır. Erkeklerin seslerinin kalınlaşması, vücut ve yüz kıllarının artışı gibi ikincil denen cinsellik özelliklerini ortaya çıkarmakta; kas miktarının artmasına, yaralanmalarda vücudun kendisini yenilemesine ve başka birtakım özelliklere yardımcı olmaktadır. Genç yaşlarda oldukça yoğun bir biçimde üretilen bu içsalgı, yaşın ilerlemesiyle gittikçe azalmakta, kadınlarda ise menopoz döneminde artmaktadır. Genel olarak, erkeklerdeki miktarı kadınlardakinden 30 kat yüksektir. İlkbaharda düzeyi artan testosteron, düzenli cinsel yaşamı olan erkeklerde de daha yüksek düzeyde bulunmaktadır. Bu içsalgının, göbeklenme, şeker hastalığı, kalp hastalıkları gibi birtakım durumlarla ilişkili olduğu ileri sürülmüştür. Erkeklerin kadınlara uyguladığı şiddet ve cinsel saldırı durumlarındaki “sorumluluğunun” ise açıkça ortaya konmamış olduğunu görüyoruz. 

Yukarıdaki satırlarda yer alan bilgilerin büyük bölümü, bir tıp kitabından değil, “Testosteron” adlı bir sahne oyununun tanıtımından alınmıştır. Onun yazarı, Andrzej Saramonowicz adlı bir Polonyalıdır. Oyun ilk kez 2002 yılında Varşova’da, ülkemizde ise 2008’de Kemal Aydoğan’ın yönetmenliğinde, İstanbul’daki Oyun Atölyesi’nin yedi erkek sanatçısı tarafından oynanmıştır. (Bu yapıt bana, özgün olmakla birlikte, kurgusu ve özellikle sövme sözlerinin yoğun denebilecek sıklıkta yer aldığı dili dolayısıyla yer yer itici de gelmiştir. Ama oyuncuların başarısının olağanüstü olduğunu söyleyebilirim.) 

Oyunda hiç kadın oyuncu yoktur ama, erkeklerin kendi aralarındaki saldırganlıkları, genelde de şiddet öyküleri seyrek olmayacak ölçüde gündeme gelmektedir. Benim buradaki bağlamımızda bu oyunu dile getirişimin nedeni, son yıllarda kadınların ülkemizde (ve dünyada) yaşadıkları, gittikçe artan, nitelik olarak yoğunlaşan, çoğunda cinselliğin işe karıştığı erkek şiddetinin açıklanması ve tartışılması sorunudur. Diyebiliriz ki genelde olduğu gibi bu konuda da, tıp adamları, ruhbilimciler, toplumbilimciler, iktisatçılar ve başka araştırıcılar, kadınlar ve kadın kuruluşları, sanatçılar, düşünürler, aydınlar vb. olup bitenlere kendi alanları ve görüşleri açısından bakmaktadırlar. Bunu da, insan toplumlarında tüm önemli olaylarda ileri sürülen açıklamalarda olduğu gibi doğal karşılamalıyız. Bu durumlardaki temel nokta, konuyla ilgili hangi açıklamanın ne ölçüde kabul edilebilir olduğu, sınırları, başka açıklamalarla birlikte ele alınıp alınamayacağı gibi yönlerdir.  

BİLİM, SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRMAZ 

Ancak konunun bilimsel ya da öyle görünen yönleri üzerinde durulmasının yanında çok önemli olarak, ahlâki/etik ve hukuk yönleri bulunmaktadır. Kuşkusuz konumuzun bu iki temel yönü, her durumda birbiriyle yakından bağlantılıdır. Bilimsel yönün, daha doğrusu yönlerin yanıtı, insanların eylemlerinin, hangi koşullarda, nasıl, ne ölçüde açıklanabileceğiyle; ikinciler ise, onların bu açıklamalardan sonra söz konusu eylemlerinden ne ölçüde sorumlu tutulabilecekleri ile ilgilidir. Kadın kıyımları bağlamındaki erkek vahşetinin, içsalgılara bağlı olarak, görülen eğitim ve içinde bulunulan ekinç (kültür) ortamı vb. değişik yönlerden bir ya da birkaç düzeyde açıklanması olanaklıdır. Ama bunlarla kişilere yüklenen sorumluluklar, “neden” sorusunun yanıtına yönelik olacaklardır. Etikte ve hukukta ise, kişinin yaptıklarının yanıtı, ayrıca, “niçin” ya da “hangi amaçla” sorularında yatmaktadır. Bunlar, yazının başlığındakinden farklı, genel olarak kullandığımız anlamdaki “sorumluluğu” belirtmektedir.  

Bu durumda şunu söyleyebiliriz. İnsan eylemlerindeki / davranışlarındaki açıklamalar ne ölçüde bilimsel olurlarsa olsunlar, bireyin sorumluluğunu ortadan kaldıramazlar; yeter ki, bu sorumluluğu şu ya da bu ölçüde hafifletebilecek ya da ortadan kaldırabilecek, adli tıp ve adli psikiyatriyle ilgili bir açıklama bulunabilsin. 

Cinsiyetin tutum ve davranışlarımızda çok önemli bir yer tuttuğunu söylemek kuşkusuz bir abartı olmayacaktır. Kadın-erkek ilişkilerinde, erkek cinselliğinde zaman zaman işkencenin işin içinde olduğu bir büyük acı çektirme ve kıyıma ulaşan şiddet olaylarında ise, içinde insan duyarlığı olanlarımızı derinden üzen, onları “kahreden” durumlar söz konusudur.  

Ülkemizde ve bütün dünyada, fiziksel ve cinsel şiddet gören kadınlar, genç kızlar, giderek kız çocukları varken, üstelik bunların sayısı ciddi biçimde artarken, olup bitenleri umursamayan insanlara ne denebilir? 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nurettin Acar - 5 yıl önce
kadınları öldüren erkek müsveddelerinde testesteron varda ! bende testesteron yokmu ? hadiyin oradan.
Avatar
dilek gençer - 5 yıl önce
kadın kıyımından ataerkil sistem sorumlu tüm dünyadada böyle,bu sistem ne kadar güçlüyse kıyım o kadar büyük..yani bu kıyım biyolojik dediğiniz zaman hem hormonlara haksızlık ediyorsunuz hemde çaresizlik belirtisi gösteriyorsunuz demektir..yeniden ve yeniden öğrenilerek tekrarlanan bu yapıya tek tanrılı dinlerinde katkısı büyük..sosyologlar bu işi çözdü bence yazılarınızı bu alana yöneltin..