İnönü’nün yeri Atatürk’ün yanıdır

İnönü’nün yeri Atatürk’ün yanıdır
25 Aralık 2014 Perşembe 05:59

Tansel Çölaşan / ADD Genel Başkanı

Hatıralarımda soğuk, karlı bir kış gecesinde Ankara’da Meclis’in çok uzağındaki bir noktadan başlayan uzun bir kuyrukta saatlerce bekledikten sonra onun Meclis’teki katafalkının önünden saygıyla geçtiğimiz anlar var.

O milli mücadelede Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisliğinden, Garp Cephesi Kumandanlığı’na kadar değişen askeri görevlerini, Mondros Mütarekesi ve Lozan Barış Konferansı Başdelegesi gibi siyasi görevlerle tamamlamıştır. Cumhuriyet kurulduktan sonra uzun yıllar başbakan, Atatürk öldükten sonra 12 yıl Cumhurbaşkanı olarak görev yapmış, 1950 sonrasında ise muhalefet lideri olarak siyasette hep en ön planda yer almıştır.

Cumhurbaşkanlığı döneminin en önemli dünya meselesi 2. Dünya Savaşı’dır.

Türkiye, bu savaşta çok dengeli ve du- yarlı bir tarafsızlık siyaseti yürütmüş, dünyada yaklaşık yetmiş milyon kişi hayatını kaybederken, Türkiye’de kimsenin burnu kanamamış, hiçbir çocuk bu nedenle babasız kalmamıştır.

Bırakın geçmiş ve gelecekteki hizmetlerini, tek başına bu olaydaki siyaseti yönetme başarısı bile, ona milletçe şükran duymamız için yeterlidir.

1935 nüfus sayımına göre, erkek nüfusun yüzde 23’ü, kadın nüfusun yüzde 8’i okur yazar olan Türkiye’de nüfusun yüzde 80’i köylerde oturuyordu. Var olan köy okullarının çoğu 3 yıllıktı. Cumhuriyet yoksuldu. Çoğu köyün yolu, elektriği, okulu yoktu. Okul yapılsa bile kentli öğretmeni o günkü şartlarda köyde oturtmak zordu.

KÖY ENSTİTÜLERİ BAŞARISI

İşte, 1940’larda açılan Köy Enstitüleri Türkiye’nin bu gerçeğine uygun bir eğitim politikasının hayata geçirildiği devrim niteliğinde bir çalışmadır. 1948’e kadar sayıları 21’e çıkarılmış 1942’de Hasanoğlan’da 3 yıllık bir yüksek bölüm açılmıştır. Bu okullarda tamamen kapatıldıkları 1954 yılına kadar 25 bin öğretmen yetiştirilmiştir.

Savaş yıllarında, yokluk içinde 25 bin öğretmen yetiştirmek, ancak devrimin laik Cumhuriyet ilkesini benimsemiş inançlı insanların başarabileceği bir iştir.

Bu başarı İnönü, Yücel ve Tonguç’un eseridir.

Fakir Baykurtlar, Mahmut Makallar, Talip Apaydınlar bu enstitülerden çıkmıştır.

Bu sistem devam edebilseydi, bugün toplumsal, kültürel ve siyasi yapımızın çok farklı bir noktada olacağını tahmin etmek zor değil.

Bu okullardan Tayyip Erdoğanlar çıkmazdı.

İnönü 1939’da 5. CHP Kurultayı’nda seçilecek 21 kişilik müstakil bir grubun Meclis’te hükümeti denetleme işlevini yürütmesi fikrinin de sahibidir. Kurulan grup etkili bir denetim işlevi yürütememiş olsa da bu düşünce İnönü’nün eskiye oranla daha demokratik, daha çoğulcu bir yaklaşımdan yana olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

ATATÜRK DEVRİMLERİNİN SAVUNUCUSU

Nitekim, daha sonraki yıllarda 1876’dan beri süren iki dereceli seçim sistemi değiştirilmiş, tek dereceli seçim sistemine, 1946’da Demokrat Parti’nin kurulmasıyla da çok partili siyasi yaşama geçilmiştir.

Ne var ki getirilen “çoğunluk” sistemi ile belli bir seçim çevresinde bir oy fazla alan bir siyasi parti, o çevredeki tüm milletvekilliklerini kazanıyordu. Terakkiperver Fırka ve Serbest Fırka’nın devamı sayılabilecek olan Demokrat Parti’nin demokrasi anlayışı bu seçim sisteminin sağladığı olanaklarla birleşince 1950’li yılların kırılmalarını yaşadık.

Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’ndan bahsetmezsek İnönü’ye haksızlık etmiş oluruz. Toprak reformuna olanak verebilecek bu yasa tasarısında topraksız yada az topraklı çiftçiyi topraklandırmak için devlet, büyük toprak sahiplerinin topraklarını (ellerinde 50 dönüm kalacak kadar) kamulaştırabilecekti. Ne var ki, tasarı önce büyük toprak sahiplerini rahatsız etti. Adnan Menderes tasarıya en ağır eleştirileri getirenlerin başındaydı.

Tasarı yasalaştı ama bu yönüyle hiç uygulanamadı. Bir kısım hazine toprağının köylüye dağıtılması sağlanabildi.

Bugün Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim   afişlerinde Menderes ve Özal’la birlikte boy göstermesi tesadüf değildir. Aynı zihniyet bugün de geçerlidir ve 1950 sonrasında hep iktidardadır.

Toprak reformunu uygulama imkanı bulunabilseydi Türkiye bugün Doğu, Kürt ya da terör sorunu adı altında yaşananları belki hiç yaşamayacaktı. Evet bugün çok partili bir siyasi yaşam var. Ama bu demokrasi var demek değil. İnönü, Varlık vergisi uygulamalarından, 1946-1950 arasında CHP’nin laik cumhuriyet ilkesinden verdiği ödünler ve demokrasi anlayışıyla uyuşmayan kimi uygulamaları nedeniyle eleştirilebilir. Doğrudur da.

Ama İnönü hakkında genel bir değerlendirme yapacaksak; Atatürk devriminin savunucusu ve devrime çok önemli katkıları olan bir siyaset adamı olarak nitelendirmek gerekir. Bugün halk iktidardaki Cumhuriyet yıkıcılarına karşı, siyasi muhalefetten daha etkin bir mücadele yürütüyorsa bu, genetiğine işleyen ulusal bilinç ve demokrasi kültürü nedeniyledir.

Bu bilinç ve kültürü yerleştiren kurucular arasındaki yeri ise Atatürk’ün yanıdır.

Onu saygı ile anıyoruz.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.