Hedef Cumhuriyetle hesaplaşmak

"21. yüzyılda uzay bilimleri çalışmalarına ömrünü vermiş bir öğretim üyesini bir kez daha hapse göndermeden önce akıl ve vicdanının sesine kulak vermenin hak ve adaletin gereği olduğunu düşünenler için konuyu irdelemekte yarar var."

Hedef Cumhuriyetle hesaplaşmak
02 Ekim 2015 Cuma 17:07

Prof. Dr. Kürşat Yıldız / TÜMÖD İstanbul Şubesi Başkanı

Ege Üniversitesi Astronomi Bölümü Emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü hakkında öğrenim özgürlüğünü engellediği iddiasıyla İzmir 9. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan ikinci davada, 2 Ekim günü hâkimin kararını açıklaması bekleniyor. 18 Eylül günü yapılan son duruşmada Davacı avukatları, benzer bir dava nedeniyle 4,5 ayını hapiste geçirip Nisan ayında tahliye edilen bir bilim insanının daha da şiddetli bir cezaya çarptırılması talebinde bulundular.
Ayrıntılara önem vermeden taraf olanlar, bu davayı bir “türban davası” olarak sınıflandırıp türbana karşı tutumlarına göre taraf olarak işin kolayına kaçabilirler. Ama 21. yüzyılda uzay bilimleri çalışmalarına ömrünü vermiş bir öğretim üyesini bir kez daha hapse göndermeden önce akıl ve vicdanının sesine kulak vermenin hak ve adaletin gereği olduğunu düşünenler için konuyu irdelemekte yarar var. Aksi durumda bir kez daha Türkiye’de bulunamayan adaleti Avrupa’da aramaya çıkacağız.

CEMAAT KUMPASI
Ege Üniversitesi Matematik Bölümü’nün biri ikinci öğretime devam eden dört öğrencisi, 16 Mayıs 2012 günü Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü’nün kendilerini derse almayarak öğrenim haklarını engellediği için davacı oldu. Dava açılabilmesi için önce üniversitede soruşturma açıldı ve Ege Üniversitesi Senatosu Pekünlü’nün mahkeme edilebileceğine karar verdi. Yargılama sürecinde öğrencilerden biri davadan çekildi. Son duruşmada Mazlum-Der adına davayı üstlendiklerini açıklayan iki avukat, bir kısmı aşağılama ve hakarete varan bir tavır içinde Rennan Pekünlü’yü suçladılar.
Türban konusunda Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan hakları Mahkemesi’nin kararlarını, o dönemde yürürlükte olan genelgeleri ortaya koyan Pekünlü ve avukatları karşısında davacı avukatlar yargılama sürecinde “türbanın yasal olup almadığını tartışmıyoruz” diyerek geri adım attılar. Şikayetleri, davacı öğrencilerin öğrenim özgürlüğünün engellenmiş olmasıydı. Delilleri ise o gün her nasılsa bölümün kapısında olan Cihan Haber Ajansı kameralarının görüntüleri ve ajans muhabirleri oldu. Davacılar matematik bölümü yöneticisi iki öğretim üyesini de tanık gösterdiler.
Oysa şikayetçi öğrencilerin devam belgeleri incelendiğinde devamsızlıklarının olmadığı, devamsızlığa bağlı herhangi bir başarısızlıklarının olmadığı, Rennan Pekünlü’nün fiilen kendilerini derse girmekten alıkoyan bir tutum içinde olduğuna dair delil gösteremedikleri ortaya çıktı. Rennan Pekünlü’nün türban konusundaki tavrını katı buldukları ifadelerinden anlaşılan komşu Matematik Bölümü’nün iki yöneticisi ise arka arkaya verdikleri ifadelerde çelişkiye düşerek, birbirlerini yalanladılar. Üniversite yönetiminin olaydan etkilenmemesi gayretinde oldukları, “bir tatsızlık olmadan” işleri idare etmeye çalıştıkları anlaşılıyordu.
Son duruşmalarda olay günü Cihan Haber Ajansı muhabirlerinin yanında öğrencilerle birlikte olan diğer bir kişinin de sivil polis memuru olduğu ortaya çıktı. Neden orada olduğu ve görevli olup olmadığı ise ortada kaldı.

12 EYLÜL’DEN FARKI YOK
Sonuç olarak 21. yüzyıl Türkiye’sinde bir uzay bilimleri öğretim üyesi, üniversite yönetiminin politik iklime göre değişen tavrı nedeniyle birçok kez sanık sıfatıyla hakim karşısına çıktı. Görevini yapmanın, yasalara uygun davranmanın haklı onuruyla davacı avukatların saygısızlıklarına katlandı.
Aslında temel mesele, gücünü yasalardan değil batıl inançlardan ve cemaatlerden alanların bu dava üzerinden Cumhuriyetle hesaplaşmasıdır. Pekünlü’yü ezerek Cumhuriyet üniversitelerini yeniden şekillendirmeye, bilim dışı kuvvetler önünde boyun eğmesini sağlamaya çalıştıkları ortada. Üniversite yönetimleri yanında öğretim üyelerinin önemli bir kısmı da haklının değil güçlünün yanında saf tutsalar da Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan önemli bir kesim de Pekünlü ile dayanışma içinde olmaktan geri durmadılar.
12 Eylül Döneminde YÖK Yasası ve Sıkıyönetim Yasası’na dayanılarak iki kez üniversiteden uzaklaştırılan, şimdi de özel hukuk mantığıyla bir kez daha cezalandırılmak istenen Profesör Rennan Pekünlü’nün özgürlüğünün, hukuk güvenliği, bilimin özgürlüğü, üniversitenin özerkliği anlamına geldiğini çok iyi biliyorlar.
Yargı kararları, yürürlükteki hukuk kurallarına değil, dönemin politik güç dengelerine ve esen rüzgârlara göre verilirse; hukukun, Anayasa’nın ve Anayasa Mahkemesi’nin anlamı kalmayacağını savunuyorlar. Üniversite yöneticileri muktedirler karşısında boyun eğse bile, Türkiye’nin aydınlık geleceğine inanan akademisyenler ve öğrenciler Prof. Esat Rennan Pekünlü’nün yasaları ve bilimi hiçe sayan güç odaklarına kurban verilmesine seyirci kalmayacaklarını eylemleriyle ortaya koymaya devam ediyorlar.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.