Gri devlet

Gri devlet
26 Mart 2015 Perşembe 13:21

Dr. Fuad Hilalov
Region Dergisi Siyaset Masası Başkanı
Hani meşhur bir deyim vardır: Bir hadise bir kere olursa kazadır, iki kere olursa tesadüftür, üç kere olursa istikrardır. Peki ya birkaç gün içinde peş peşe yaşanan dört üzücü olayı birbirine bağlayan nedir? Geçtiğimiz ay, "Investmentwatch" web sayfası tuhaf bir rastlantıdan bahsetti. Şubat’ta iki gün içinde (ayın 12’si ve 13’ünde) Ned Colt, Bob Saymon ve Davis Karr adındaki üç Amerikalı gazeteci ansızın öldü. Bir diğer gazeteci olan Bob Hayger ise yaptığı trafik kazası sonucu ölümden döndü. 
Ned Colt “NBC” muhabiri idi. Irak savaşıyla ilgili röportajlar yapan Colt bir süre orada esir olarak tutulmuştu. Ölümü ise beyin kanaması sonucu gerçekleşti. Ünlü araştırmacı, “CBS” muhabiri Bob Saymon da aynı gün trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Hayger gibi o da Irak’ta militanlar tarafından esir edilmiş fakat daha sonra serbest bırakılmıştı. 
David Carr, uzun yıllar “New York Times”da çalışan bir meşhur gazeteciydi. Eski CIA çalışanı, Amerika gizli servislerini ifşa eden sızıntıları ile gündeme gelmiş Edward Snowden’le yaptığı röportajın hemen sonrasında hayatını kaybetti. Carr’ın ölüm nedenleri açıklanmadı. 
Investmentwatch olayı; “24 saat içinde dört olay! Üç gazeteci ölümü. Ve bu savaş alanında değil, ABD’de yaşanmakta. Belki onlar bizim bilmediğimiz şeyleri biliyorlardı. Kimler, hangi gerçekleri gömüyor?” şeklinde gündeme taşıdı.
17 Ocak 2015’te, ABD’de daha vizyona girmeden büyük yankı uyandıran “Gri devlet” filminin yönetmeni ve yapımcısı David Crowley’in cesedi bulundu. Yanında eşi ve 5 yaşındaki kızının da cesedi vardı. Hepsi kurşuna dizilerek öldürülmüşlerdi. Olay yerinde bulunan delillere göre, Irak ve Afganistan savaşları gazisi Crowley’in güya eşini ve kızını katlettiği, daha sonra da intihar ettiği sonucuna ulaşıldı. Fakat Dacota polis dairesinden “ölüm olayının şaibeli” olduğu ve soruşturmanın sürdürüleceği belirtildi. Olayın intihar olmasından yalnız polis değil Crowley’in yakınları da kuşkulanmaktadırlar. Çoğu gözlemciler Crowley’in ve ailesinin ölümünün onun yaptığı son proje ile doğrudan ilgili olduğunu ve yapılanın sanki bir ceza olduğunu varsayıyorlar. 

David Crowley son yıllarda yönetmeni olduğu “Grey State” (Gri Devlet) filminin konsepti üzerinde çalışmaktaydı. Filmin konusu,  ABD’nin giderek sert ve yozlaşmış engizisyon ve polis devleti olma sürecidir. Uzmanlara göre, filmin ana teması zaten günümüzde  yaşanan gerçeklikleri aktarıyor. “Gri devlet” her bir vatandaşını izler ve gözlemler, mevcut rejimi sorgulama cüretinde bulunan her bir Amerikalının evine istediği zaman girebilen özel askeri timler bulundurur. 
Eleştirmenler, filmi kurumsal totalitarizm ve çok uluslu şirketlerin diktatörlüğüne karşı bir “meydan okuma” olarak değerlendirmişler. Nitekim filmin yaratıcılarına göre halkların düşmanları çok uluslu şirketler ve onların kuklası haline gelmiş olan modern devletlerdir. Ölümünden önce, Crowley filme başlamak için gerekli parayı topladı. Bu işte ona sadece halk yardım etti. Zaten filmin fragmanı milyonlarca Amerikalının dikkatini çekmişti. Bir kaç yıl önce, Amerikan toplumunun ileri gelenlerinin katıldığı “Gri devlet” filminin konseptinin tanıtımı gerçekleştirildi. Din adamı ve muhafazakar “Anayasa Partisi” devlet başkanı adayı Chuck Baldwin şunu söylüyor: “Filmin konsepti müthiş. Vatandaşlarımızın birçoğu, giderek içine girdiğimiz gri gerçekleri kabullenmek istemiyorlar. Film şu anda ne durumda olduğumuzu ve bizi hangi gerçeklerin beklediğini anlamamızda bizlere yardım etmektedir.” 
Senarist Guillermi Jimenez, Irak ve Afganistan Savaşları gazilerinin devletin anayasaya aykırı ve savaşa karşı olan görüşlerini aktaran “oathkeeper.org” web sayfasının kurucuları Stewart Rodos ve Stieve Rodos’da “Gri devlet” projesini açıkca destekleyenler arasındaydılar. Onlara göre, NDAA - National Defence Autorization Law (Milli Savunma Yasası) - Amerikan vatandaşlarına savaş ilanından başka bir şey değildir. 2001 yılında Başkan Obama tarafından imzalanmış olan söz konusu yasa terörizm konusunda en ufak şüphe yüzünden, asker ve polise ABD ve diğer ülke vatandaşlarını hiçbirresmi suçlama veya yargılama olmadan hapse atma veya infaz etme hakkı tanımaktadır. Günümüzde bu varsayımlarla yüzlerce ABD vatandaşı hapislerde çürümektedir. Crowley, filmi “yaklaşan gerçeğin yansıtması” şeklinde tanıtarak, filmin gerçek yurtseverlerle rejimin destekçileri arasındaki derinlikleri gösterdiğine inanıyordu.
Film bittikten sonra ne kadar popüler olacağını, tanıtım filminin bile ne kadar ses getireceğini saptamak mümkündür. Tabii ki Amerika’daki bazı çevreleri rahatsız etmeye devam ediyor. Crowley’in arkadaşlarına göre, film çekimlerinin tamamlanmasını engellemek nedeni ile onun ölümünden bizzat hükümet sorumludur. Bu konuda Facebook’ta “Justice for David Crowley of Gray State” adlı sayfa bile mevcuttur. Ünlü Anonymous hacker grubu üyeleri ise Crowley’in öldürülmesine ilişkin kendi kanaatlarini Twitter’da paylaştılar. 
Yönetmenin intiharı ile ilgili resmi açıklamayı arkadaşları, meslektaşları ve yakın akrabaları reddetmekteler. Onlara göre, Crowley çevresi tarafından ciddi bir desteğe sahipti, ailesini çok seviyordu. Vatansever olan Crowley, Irak ve Afganistan savaşlarına katılmıştı. Peki, hayatını tuhaf bir şekilde kaybeden Amerikalı vatansever araştırmacı bir tek Crowley midir? Hayır. Gerçekleri söylemekten korkmayan ve hayatlarını şüpheli bir şekilde kaybeden Amerikalı araştırmacıların listesi oldukça uzun. 
Aaron Russo, “Amerika: Özgürlükten Faşizme” adlı belgeselin yönetmeni idi. Filmde, Amerikan vergi sistemi ve bağımsız Federal kurum olmasına rağmen, Merkez bankası işlevlerini yürüten, ABD ticari banka sisteminini yöneten “Federal Reserve System” eleştirilmekte. Film bizleri Yeni Dünya Düzeni’nin gelişi konusunda uyarmaktadır. Bu yeni düzenin başında dünya bankaları ve çokuluslu şirketler duruyor. Bu filmden başka Aaron Russo’nun Amerikanın ünlü muhabiri Alex Jones’a verdiği röportajı da unutamayız. Söz konusu röportajda Aaron Russo, Rockfeller ailesini 11 Eylül New York’taki ikiz kulelere saldırı olaylarının hazırlanması konusunda suçladı. 
“Ben Rockfeller’le tanıdık bir bayan avukatın aracılığıyla tanıştım” diyen Russo şunları söylüyor: “Bir gün beni arayarak, Rockfeller’lerden birinin benimle buluşmak istediğini söyledi. O zamanlar yapmış olduğum “Mad As Hell” adlı videoyu seyreden Rockfeller benimle buluşmak istemişti. Ve benim Nevada eyaletine vali adaylığımdan haberi vardı. 
Ben, tabii ki memnuniyetle böyle bir buluşmaya hazırdım. Onunla buluştuk. Onu çok beğendim. O çok ve çok zeki bir insandı. Biz onunla sohbet ederek fikir alışverişinde bulunduk. Ve o bana 11 Eylül olaylarına 11 ay kala “bazı olayların yaşanacağını” söylese de tam olarak nelerin yaşanacağını benden sakladı. Sadece “yaşanacak bazı” olaylar sonrası nda Afganistan ve Irak’a girileceğini,oradaki petrol kaynaklarının ele geçirileceğini, Orta Doğu’da üsler kurulacağını ve bunun Yeni Dünya Düzeni’nin bir parçası haline getirileceğini, daha sonra ise Venezuela’da Hugo Chaves’in ortadan kaldırılacağını söyledi.  Ve gerçekten de 11 Eylül olayları yaşandı. Bana Afganistan ve Pakistan’da mağaralarda insanları arayan askerlerimizi göreceğimizi, tüm bu yerlerde “terörle savaşılacağını”,oysa gerçekte hiçbir düşmanın bulunmadığını ve bunun Amerika halkını tam denetim altında tutmak için hükümetin uydurduğu büyük bir yalan olduğunu söylediğini hatırlıyorum.”
2007 yılında, gazeteci ve yönetmen kanserden öldü. Sosyal ağlarda yaygın olarak tartışılan ve hastalığın kasıtlı şekilde bazı kimyasal bileşikler yoluyla ortaya çıkarılması varsayımı resmi olarak hala inkar edilmemektedir.
Yukarıda bahsi geçen durumlarda kasıtlı cinayet teorisi varsayımları olsa da, gazeteci ve bağımsız araştırmacı Gary Webb’in “intiharı” sadece trajikomedi konusu olabilir. Nikaragua’daki “kontraslar”la CIA ilişkilerini gösteren, kokain üretiminin finanse edilmesi, ABD’nin güney eyaletlerine getirilerek satışını CIA’nin nasıl kontrol ettiğini ortaya çıkaran makaleleri bir araya getirerek “Gizli İttifak” adlı röportajın yazarı Gary Webb’in, hayatı boyunca solak olmasına rağmen güya sağ eli ile kendi kafasına iki kurşun sıkarak “intihar” ettiği bildirildi. 
Bir başka araştırmacı, CIA sivil uçak pilotu Phillip Marshall, en çok satan: “Yanlış bayrak altında operasyon: Bush, Cheney ve Suudi Arabistan 11 Eylül sonrası nasıl Yeni Dünya Düzeni kurdular?” adlı kitabın yazarıydı. Bu kitabında o, ABD yönetiminin 11 Eylül saldırılarını nasıl düzenlediğini ortaya koydu. Marshall 10 yıl üzerinde çalıştığı ve George Bush’un Suudi istihbaratı ile ilişkileri ispat eden “En büyük yalan: 11 Eylül 2001 ve teröre karşı mücadele” adlı kitabını bitirmek üzereydi. Hep söylerdi: “Bir düşünsenize... Dünyanın bir başka ucunda mağarada yaşayan bir hayaletin (Usama bin Ladin) bizim tüm askeri ve istihbarat yönetimimizi yenmesi saçmalıktan başka bir şey olabilirmi?” Ölümünden kısa bir süre önce, Marshall arkadaşlarına, hükümet üyeleri konusunda bazı ifşa edici bilgilere sahip olduğunu anlattı. Resmi bilgilere göre, Şubat 2013 yılında Philip Marshall kendi çocuklarıyla köpeğini öldürdü ve daha sonra intihar etti. 
Andrew Breitbart, ünlü Amerika gazetecisi ve ölümünden sonra bile popülerliğini kaybetmemiş olan www.breibart.com web sayfasının sahibi idi. Resmi kayıtlara göre Breitbart’ın ölüm nedeni kalp krizi olsa da, yakınları onun sağlık durumunun çok iyi olduğunusöylemekteler. İşin enterasan tarafı, Breibart’ın otopsisini yapan doktor Michael Cormier aynı gün arsenikle zehirlendi. 
Mark Ebner’le beraber yazdığı“Hollywood, kestik: Babil’deki deli şık – ünlülere karşı dosya” kitabında Andrew Breibart,  Hollywood ortamlarını ve buranın sakinlerini alaycı bir şekilde karşımıza çıkarır. Kitap ayrıca starların ahlaksız davranışlarını ve mensup oldukları şeytani mezhepleri sert dille eleştirir.   
Gizemli ölümünden bir kaç gün önce Breibart,  elinde devlet başkanı Barack Obama’nın siyasi kariyerini bitirebilecek kanıtların olduğunu arkadaşlarına anlatmıştı. 
ABD’de istenmeyen, muhalif görüşlü yaratıcı insanların saf dışı bırakılması geleneği eskilere dayanmaktadır ve uzmanlara göre bu ülkede bağımsız gazetecilik dönemi artık bitmiştir. Günümüzde onun yerini kurumsal diktatörlük almıştır. Çok uluslu şirketlerin yürüttükleri politikaya uyum sergilemeyen veya onları ifşa eden gazeteciler her an işten atılabilir, takip edilebilir veya öldürülebilir. Son dönemlerinbir modası var: gerçeği söyleyenlere “komplo teorisine kafayı takmış uğursuz” yaftası yapıştırma. Medyaya uygulanan baskıya birçok örnek verilebilir. Mesela, ABD eski Dışişleri Bakanı, Başkan Bush döneminde dış politika danışmanı olarak çalışmış olan Condolezza Rice “New York Times” muhabirini Beyaz Saray’a çağırarak İran’ın nükleer politikası konusunda Amerika politikasını konu edinen yazının gazetede basılmaması için “onu ikna ettiğini” kısa süre önce itiraf etmişti. 
Bu tür “ricalarla” karşı karşıya kalmamak için “demokrasi beşiği” olan ülkenin bir çok gazetecisi işini bırakarak daha özgür olan internet medyasına yönleniyor ve kendi web sayfalarını kuruyorlar. Peki internette bile kendi görüşlerini açık ifade edebiliyorlarmı? 
Amerika yönetimi internete bile sansür uygulamaya hazırlanıyor. Geçtiğimiz senenin sonlarında, Cumhuriyetçi Parti üyesi, Federal Seçim Komisyonu başkanı Lee Goodman, ülke parlamentosunun Youtube sayfasını kontrol edebilmek konusunda “Denetleme Kurulu” oluşturmak için görüşmelere başlanacağını belirtti. “Fox News” haber ajansına göre Goodman, başkanı olduğu komisyonun internet yayınlarını devletin kontrol etme olasılığını göz önünde tuttuğunu belirtti. 
Peki ABD yönetiminin ve onu yöneten çok uluslu şirketlerin bu kadar korktuğu şey nedir? Neden özgür basının son kalesi durumuna gelmiş olan internet bile kontrol altına alınmaya çalışılmakta?
Sadece şunu belirtelim: 1983’te Amerikan medya alanının %90’ı 50 şirket elinde toplanmıştır, günümüzde ise bu %90’lık payı sadece 6 büyük şirket (General Electric, News Corporation, Walt Disney, Viacom, Time Warner ve CBS) kontrol etmektedir. 
Yukarıda anlatılanlar, tüm dünyayı konuşma özgürlüğü ve diğer “demokratik değerlere” zaman zaman savaş yolu ile bile “saygı duymaya” zorlayan Gri devlet – ABD’deki medya ilgili gerçeklerin sadece küçük bir bölümüdür. Fakat ne yazık ki Batı dünyası dışındaki devletlerin gazeteci ve araştırmacıları solak olmalarına rağmen sağ elleriyle kafalarına iki kurşun sıkmayı hala öğrenememektedirler.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.