Erkan Yücelsiz 30 yıl

"Sevgili arkadaşım Erkan Yücel, aramızdan ayrılalı demek 30 yıl olmuş. Bunu Aydınlık gazetesinin Erkan’ın ölüm yıldönümü için benden istediği yazının başına oturduğumda hayretle fark ettim. Zamanın nasıl hızlı geçtiğini işte böyle durumlarda anlıyoruz."

Erkan Yücelsiz 30 yıl
09 Eylül 2015 Çarşamba 19:44

Sarper Özsan

Sevgili arkadaşım Erkan Yücel, aramızdan ayrılalı demek 30 yıl olmuş. Bunu Aydınlık gazetesinin Erkan’ın ölüm yıldönümü için benden istediği yazının başına oturduğumda hayretle fark ettim. Zamanın nasıl hızlı geçtiğini işte böyle durumlarda anlıyoruz. Oysa onunla ilgili birçok anımı sanki dünmüş gibi hatırlıyorum.
Erkan’la o kadar ortak yanlarımız var ki; örneğin, aynı yıl doğmuşuz. Yalnız bir ay farkla ben onun ağabeyi oluyorum. Aynı sınıfa denk gelmedik ama Ankara’nın eski ve köklü ortaöğretim okullarından ünlü Atatürk Lisesi’nde okuduk. Bu okulun çevresindeki semtin çocuklarıydık. O tiyatro, ben müzik dalından; yani ikimiz de mesleğimizi sanat alanından seçtik. Aynı ideolojiyi benimsedik; ayni partiyi (Türkiye İşçi Köylü Partisini) seçtik ve üye olduk. (Erkan bu konuda benden önce davranmıştı ve hiç unutmuyorum beni partiye o üye yapmıştı.) Devrimci gecelerde ve birçok mitingde birlikteydik. Hatta 1971 Askeri Darbesi döneminde bir ara Mamak tutukevinde de yaşamımız kesişti.
Bunların hiçbiri bizim kararlaştırarak yaptığımız şeyler değildi. Tüm bu ortak yanları, yaşama bakışımız, bilincimiz, halkçı yönümüz, içimizde yaşattığımız adalet duygumuz vb. belirlemişti.
Doğal olarak bütün bu ortak yönlerimiz, arkadaşlığımızın en güzel şekilde sürmesine ve gelişmesine neden oldu. Gerek parti çalışmaları içinde toplantılarda, gerekse sanat alanında ortak çalışmalarda bulunduk. Ankara Sanat Tiyatrosu’nda (AST) oynadığı bazı eserlerin, daha sonra AST’tan ayrıldıktan sonra kurduğu Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu (DAST) ve Ankara Halk Tiyatrosu (AHT) döneminde yazdığı, yönettiği ve oynadığı birçok oyununun müziklerini yaptım. Anlatacak daha çok şey var ama bu konuyu fazla uzatmak istemiyorum.
Erkan’la çocukluğumuzdan başlayarak, aramızdan ayrılana kadar süren arkadaşlağımızda, zaman zaman ayrı görüşlerde olduk; bazen onu eleştirdiğim durumlar da yaşadık. Bunların hiçbirinde olumsuz bir durum oluşmadı. Çünkü Erkan kimseyi kırmak istemeyen, yumuşak huylu, sakin ve olgun bir kişiydi. Bazı tartışmalarda gerginlik oluştuğunda, gülerek yaptığı şaka ya da esprileriyle ortamı yumuşatırdı. Kendisine karşı yapılan eleştirilere (aynı görüşte olmasa bile) son derece hoşgörülüydü. Öfkelenip celallendiği bir durumu hiç hatırlamıyorum. Onun ciddi bir tutumla, çok net ve kararlı olarak savunduğu, arkadaşlarını eleştirdiği belki de tek durum, büyük bir iç disiplinle bağlı olduğu Parti, devrimcilik, parti politikası ve kurallarıydı. Bu konularda şakası yoktu. Yüzünün mimikleri, sesinin tonu ve konuşma vurgusu bile konunun ciddiyetini yansıtırdı.

ERKAN DOĞUŞTAN OYUNCUYDU
Erkan’ı Erkan yapan en başat özelliğini ise sona sakladım: Yani oyunculuğunu... Bu konuya bir genellemeyle başlayacağım:
Hemen herkes, başta kalıtım olmak üzere başka birçok nedenle daha doğuştan bazı mesleklere, konulara yatkın olur. Yani yaşam içinde karşılarına çıkan o konulara kolaylıkları vardır. Bu türlü işlere kolayca adapte olur ve başarılı işlere imza atar. Kiminin spora, kiminin müziğe, kiminin ise makinelere, elektroniğe vb. merakları ve yatkınlıkları vardır. Bir kişi, kendindeki kolaylıkları, yatkınlıkları iyi bilmeli ve mesleğini buna göre seçmelidir. Ancak ülkemizdeki uygulamada sistem, gençleri sanki inadına, kendi istekleri ve yatkınlıklarına aykırı mesleklere yönlendirmektedir. Oysa doğru meslek seçimi, kişisel mutluluğun önemli şartlarından biridir. Ve Erkan kendine en uygun mesleği seçti.
Çünkü hepimiz görüyorduk ki, Erkan doğuştan oyuncuydu. Bu yeteneği çocukluğundan beri kendini gösteriyordu. İstediği oyunculuk mesleğine ulaşabilmek için, o daha baştan sistemin çarkını reddetti. O, iyi bir oyuncu olmak istiyordu; ve oldu. Gerçi, 60’lı yılların başında iki kez, (benim de Kompozisyon bölümünde okuduğum) Ankara Devlet Konservatuvarı’nın Tiyatro bölümüne başvurdu. Ama üzücüdür ki “sistem” yeteneğe değil, ağız yapısına bakıyordu. O ağızla tiyatro yapılmazdı ve Erkan’ı okula almadılar. Oysa oynadığı her oyun ses getiriyordu. Nitekim 1975’te San Remo Film Şenliğinde, “Endişe” filmindeki başrolüyle “En iyi erkek oyuncu” ödülünü aldı. Bildiğim kadarıyla bu ödül, film dalında yurt dışında alınmış ilk ve tek ödüldür.
Erkan, çocukluğundan başlayarak tüm yaşamında mutlu bir insan olarak yaşadı. Çevresine neşe saçıyordu. Yaşamı içinde yaptığı bu kadar şaka, espri, her şartta yaşama olumlu tarafından bakma, en zor anlarda bile insanları güldürebilme ve bunların yanında sakin ve olgun bir kişilik... onun mutluluğunun şaşmaz belirtileriydi. Yoksa Erkan’daki bu özellikler, yaşamdan tedirgin, kendine güvensiz, mutsuz bir insanda bulunmaz.
Dolu dolu geçirdiği sanat yaşamından daha uzun olan bu Erkan’sız 30 yılda eğer yaşayabilseydi, kimbilir daha kaç oyun ve filmde oynayacak, yeni oyunlar yazacak ve yönetecek, arkadaşlarına daha yüzlerce şaka ve espri yapacak, etrafını şenlendirecekti. İnanıyorum ki; Erkan Yücel’siz geçen bu 30 yıl, millet olarak hepimizin, bu süre içinde onun yaratacağı güzelliklerden mahrum kalmışlığımızın da göstergesidir.

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.