Bağımsız ve çağdaş Türkiye’nin kapısı

30 Ağustos Zaferi, bağımsız ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda çok önemli bir dönemeçtir. 30 Ağustos, mazlum milletlerin emperyalist yayılmacılara dur dediği ve onları püskürttüğü bir anti-emperyalist zaferdir.

Bağımsız ve çağdaş Türkiye’nin kapısı
29 Ağustos 2015 Cumartesi 11:57

Dr. Mehmet Alev Coşkun

30 Ağustos Zaferi, bağımsız ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda çok önemli bir dönemeçtir. 30 Ağustos, mazlum milletlerin emperyalist yayılmacılara dur dediği ve onları püskürttüğü bir anti-emperyalist zaferdir. 30 Ağustos Zaferi, laik esaslara dayalı çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş kapısıdır.
Bir an için düşünelim, eğer 30 Ağustos Savaşı, zaferle sonuçlanmasaydı, Anadolu ve Trakya emperyalist süper güçlerin kararları çerçevesinde parçalanacak, Anadolu’da Yunan -İyonya devleti, Ermenistan ve belki de Kurdistan devletleri kurulacaktı. Türklere de orta Anadolu’da birkaç ilden oluşan bir kırsal alan her an yıkılmaya hazır küçük bir devletçik olarak bırakılacaktı. Trakya tamamen Yunan’lılara terk edilecekti. Ama, bütün bu emperyal planlar, Mustafa Kemal’in önderliğinde Kuvayı Milliyecilerin örgütlenmesi, halkın katıldığı ve üç buçuk yıl süren kanlı bir mücadeleyle sona erdirilmişti. İşte bu Anadolu ihtilalinin, bu isyanın ve bu emperyalist paylaşım ve işgallere karşı direnişin son savaşı 30 Ağustos zaferidir.

BÜYÜK DEVLETLERİN TUZAĞI
Sakarya Savaşının başarısızlıkla sonuçlanması, Avrupa’daki emperyalist yayılmacı güçleri yeniden harekete geçirmişti. Bir yandan Sakarya önlerine kadar eğemen olan Yunan işgal güçlerini destekleyerek güçlendiriyorlar; öte yandan da Paris ve Londra barış görüşmeleri çerçevesinde Ankara hükümetini oyalamak istiyorlardı. Hatta, Meclis içindeki bir grup madem büyük devletler barış istiyorlar neden savaş için çalışmalar yapıyoruz diyerek muhalefet ve bozgunculuk yapıyorlardı.
Afyon-Eskişehir çizgisine yerleşen Yunan işgal güçleri her geçen gün mevzilerini ve siperlerini güçlendiriyordu. Bu işgal bölgesini teftiş eden İngiliz savaş uzmanları “Türkler 6 ay boyunca saldırsalar da bu siperleri aşamazlar ve bu bölgeyi ele geçiremezler” yönünde değerlendirmeler yapmışlardı.
Oysa Başkomutan Mustafa Kemal liderliğindeki Türk ordusu, Sakarya Savaşından itibaren tam on aydır hazırlanıyordu. Mustafa Kemal, işgalci güçlerin Anadolu’dan sökülüp atılması için bir saldırı savaşı yapmanın zorunluluğuna inanmıştı. Ancak, saldırı savaşı yapmak için düşman silahlı güçlerinden en az bir misli daha büyük ve donanımlı bir orduya sahip olmak gerekiyordu. Anadolu ordusu ise, ancak işgalcilere yakın bir güç toplayabilmişti. Bu nedenle, Yakup Şevki Paşa gibi kimi komutanlar, binbir emekle, binbir zorlukla oluşturulan ordunun bir anda telef olabileceği düşüncesiyle saldırı savaşına karşı çıkıyorlardı. Başkomutan, ani ve beklenmeyen bir saldırı için, Kuzeyde bulunan kuvvetlerimizi gece hareketiyle gizlice taşıyarak ve düşmanı hiçbir biçimde kuşkulandırmadan güneyde, Afyon karşısında mevzilendirmiş bulunuyordu. Binlerce mevcudu olan bir ordunun gece karanlığında ve günlerce süren gayretler sonunda güney cephesine kaydırılması ve bu hareketin düşmanın şüphe ve kuşkusunu çekmeden başarılması başlı başına ve dünya ölçeğinde bir savaş stratejisiydi.

BÜTÜN SORUMLULUK BENİMDİR
Batı Cephesi Karargâhında Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Cephe Komutanı İsmet İnönü ve ordu komutanları Sakallı Nurettin Paşa ve Yakup Şevki Paşa toplandılar. Cephe Komutanı savaş konusunda sunuş yaptı. 26 Ağustos 1922 sabaha karşı saldırı savaşının gizlice güneyde yığınak yapan kuvayı milliye birlikleri tarafından başlatılmasına karar verildi. Saldırı savaşı konusunda kesin kararlı olan Başkomutan Mustafa Kemal, bütün sorumluluğun kendisinde olduğunu bir kez daha yineledi. Bütün komutanlar bu durumda, Başkomutanın yanında tereddütsüz yer aldıklarını söylediler.
Başkomutanlık Ordu karargâhı küçük bir çadırın içinde Cephenin tam orta yerindeydi. Yunan işgal güçleri Başkomutanının karargahı ise, cepheden yüzlerce ve yüzlerce kilometre ötede İzmir’deydi.
26 Ağustos 1922 Cumartesi sabaha karşı, Anadolu Kuvayı Milliye Ordusu’nun top atışıyla başlayan saldırı savaşı çok çetin seyrediyordu. Savaş kendisini 28 Ağustos pazartesi günü belli etti ve Yunan İşgal güçleri 30 Ağustos günü arkadan sarıldı. Mustafa Kemal savaşı cephenin tam orta yerinden yönettiği için bu savaşa “BAŞKUMANDAN SAVAŞI “ adı verildi.
Atatürk, 30 Ağustos Savaşını, daha sonraki bir konuşmasında “1363 Yılındaki Rum Sındığı Savaşı” ile karşılaştırmıştır. Bilindiği gibi, Türklerin Rumeli’de tutunmalarını sağlayan “Rum Sındığı” Savaşı da bir saldırı savaşıydı. Atatürk, 30 Ağustos zaferiyle Anadolu’nun Türklerden alınamayacağının kanıtlanmış olduğunu belirtmek istiyordu.
Başkomutan Mustafa Kemal, 1 Eylül’de, ordu birliklerine yayınladığı emirde, Türk ordusunun, Akdeniz’e kadar Yunan ordusunu kovalamaları emrini verdi. İşte bu tarihi emirden birkaç cümle:

“TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ORDULARI!
Büyük Meydan Savaşında zalim ve mağrur bir ordunun esas unsurlarını inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve soylu ulusumuzun fedakarlıklarına layık olduğunuzu kanıtlıyorsunuz. Sahibiniz olan büyük Türk ulusu, geleceğine güvenmekte haklıdır...
Ordular, İlk hedefiniz Akdenizdir; İleri!”
Sonuç, 9 Eylül günü Türk ordusunun İzmir’e girmesi ,Yunan işgal güçlerinin canhıraş kaçışları, kaçarken köyleri, kasabaları ve kentleri kalleşçe ve haince yakıp yıkmaları ve sonunda mağlup olmalarıdır.
Böylece, Birinci Dünya Savaşı sonrası Anadolu üzerindeki emperyal paylaşım planları çöp tenekesine atıldı. Böylece mazlum milletlerin ilk bağımsızlık savaşı kazanıldı.
Böylece devrini tamamlamış olan Halifelik ve Padişahlık yönetiminin ortadan kaldırılması mümkün oldu. Böylece laik bir Cumhuriyet ve çağdaş bir toplumun kurulması olanağı yaratıldı.
Bugünlere gelirsek... 30 Ağustos zaferinin 93. yıldönümünde ister dışta, ister içte herkesin bilmesi gereken önemli nokta şudur: Türkiye Cumhuriyeti bir savaşla, kan dökülerek kuruldu... Bir zaferle gerçekleşti. Ülkenin bölünmez bütünlüğü tartışılamaz... Ve Türkiye Cumhuriyeti yıkılamaz... Bu böyle biline...

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.