Vicdanların isyanı! -(TAMAMI)

İlk kurtarılacak olanlar Silivri’deki hazinelerimiz

Vicdanların isyanı! -(TAMAMI)
20 Nisan 2013 Cumartesi 17:20

 

Türkiye’nin gerçeklerini Türk milletine anlatmayı görev edinen ünlü tiyatro sanatçısı Levent Kırca, yeni oyunu İçerdekiler’de, Silivri ve Hasdal gerçeklerini işledi. İçerdekiler’i Aydınlık’a anlatan Kırca, Silivri ve Hasdal’da yatan tutsakların, ilk kurtarılması gereken tutsaklar olduğunu vurguladı

Azınlık oyunu ile Ergenekon tertibini Türkiye gündemine sokan Levent Kırca, şimdi de İçerdekiler ile Ergenekon ve Balyoz tertiplerini işliyor. Oyununda Silivri ve Hasdal Cezaevi’ndeki yaşanmışlıkları da işleyen Levent Kırca ile bu iki cezaevinde yatan yurtseverleri ve onların ailelerine yapılan baskı ve zulümleri konu alan yeni oyunu “İçerdekiler”i konuştuk.

‘Akillere yanıtı halk veriyor’

- Yeni oyununuz ‘İçerdekiler’in Türkiye’nin nabzını tutacağı bir oyun olacağı düşüncesindeyiz. Burada hukuksuz yere yatan, özel görevli mahkemeler tarafından Silivri ve Hasdal zindanında tutulan siyasi parti başkanları, profesör, milletvekili, gazeteciler ve askerlerle ilgili bir oyun. Bu oyunun içeriğini ve boyutunu bize anlatır mısınız?

Bu oyunun en önemli tarafı bizlerin, hepimizin kafa yapısının dünya görüşünün ne olduğu belli. Bir kere her şeyden önce İşçi Partili bir sanatçıyım, yurtseverim, Atatürkçüyüm, cumhuriyetçiyim iki kere iki dört. Şimdi böyle baktığımız zaman meseleye Türkiye’nin gündeminde yaşadığı, bugüne kadar hiç yaşanmamış bir yapı var. Bu yapı çok kestirmeden söyleyecek olursak, cumhuriyetin yok edilmesine yönelik, Türkiye’nin dönüştürülmesine, bölünmesine ve parçalanmasına yönelik bir yapı. Burada teröristle işbirliği yapılıyor. Adeta teröristler ülkeyi yönetiyor. Tabi işin başında emperyalist ülkeler var, en başta ABD’nin direktifinde oluyor bunlar. Türkiye şu an için inanılmaz bir çıkmazda. Halk yeni yeni reaksiyonunu, tepkisini göstermeye başladı. Bir de akil adamlar furyası çıktı başımıza, o akil adamlar da gereken cevabı halktan alıyorlar. Bunlar Türkiye’yi dönüştürürken, senin de sorunun başında söylediğin gibi önlerine çıkabilecek her türlü engeli yok etmeye çalıştılar ve büyük bir olasılıkla da bunu başardılar. Dünyanın en güçlü ordularından birisi olan Türk ordusunu susturup, yok etme başarısını gösterdiler. Bir sürü asker içeride, dediğin gibi aydın içerde, cerrah içerde, profesör içerde, milletvekili içerde, gazeteci içerde, içerde de içerde. Şimdi önce buradan yola çıkmak gerekiyor bence, çünkü bu içeride olanlar yangında ilk kurtarılacak insan hazinemizdir. Ben bu içeride yatan dostları gerek köşe yazılarımda, gerek bundan önceki oyunum ‘Azınlık’ta çok dile getirdim. Azınlık oyunu umduğumuzun çok üstünde ilgi gördü, çok büyük kitlelere ulaştı. Yaz aylarında açık havada binlerce kişiye oynadık. Orada önemli olan halkın söyleyemediği, söylenmesini istediği şeyleri bizim oyunda dile getiriyor olmamızdı. Bu Türk halkının, cumhuriyetçilerin bizimle özdeşleşmemizi sağladı. İçerdekiler oyunu, Azınlık oyunun devamı bir uzantısı. Sosyal bir oyun, ciddi bir taşlama, mesaj veren bir oyun, içerikli bir oyun, oyunun en büyük özelliği, edebiyatımızda artık bir hapishane edebiyatı gelişti. Hapishanede gerçekten yazar olup da yazı yazanlar, yazar olup da fazla fazla üretenler, yazar olmayıp da sorununu derdini sıkıntısını kalemiyle anlatmaya çalışanlar sayesinde bir hapishane edebiyatı başladı. Biz burada yatan insanların sadece, AKP hükümetinin ayağına dolaşmasın diye içeri atıldığını ve bu insanların Atatürkçü, cumhuriyetçi, yurtsever olduklarını biliyoruz. Bunun dışında da düzmece bir takım olaylarla içerde tutulduklarını biliyoruz.

‘Hepimiz tutsağız’

Bu içerdeki insanlar hakkında inanılmaz hapis cezaları isteniyor; kimisi hakkında müebbet, kimisi hakkında onlarca yıl hapis cezası. Bunlar içinde bizim çalışan arkadaşlarımız da var; İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek başta olmak üzere, Mehmet Perinçek, bizim Ulusal Kanal’ın yöneticileri, Aydınlık Gazetesi’nin yöneticileri hepimiz bir anlamda tutsağız. Bir yandan hapishanelerde tutsak olanlar var, bir yandan da bizim gibi bu düşünceyi savunup tutsak olanlar var. Bir tarafta da hapishanedeki insanların aileleri, yakın çevrelerinin çocuklarının yaşadıkları var. O çocukları okudukları okullardan kovuluyorlar. Bu durumu her geçen gün daha iyi görüyoruz. İçerdeki insanların aileleri işlerinden atılıyorlar, kovuluyorlar. Bu insanlar özellikle hükümet tarafından dışlanıyorlar.

‘5 kitaptan yararlandım’

İçerdekiler oyununu oluştururken Silivri ve Hasdal’da yazılan hangi kitaplarından yararlandınız?

Şimdi biz, o hapishanelerde yazılan, hapishane edebiyatı dediğimiz o kitapları önce oturup ardı ardına okuduk, okumayı ekibimle birlikte yaptık. Arkadaşlarımızdan birisi bu kitapları yüksek sesle okudu. Bu kitaplardan bir sahne oyununda yer alabilecek pozisyonları tespit ettik. İlk aşamada beş tane kitaptan yararlandık. Önce Soner Yalçın’ın Samizdat kitabıyla yola çıktık, Samizdat’ı okuduk. Soner Yalçın çok değerli bir dostum, çok seviyorum kendisini, görüşüyoruz. Samizdat’ta her şey anlatılıyor, Samizdat çok vazife yapan bir kitap.

Açıkçası Samizdat’ın içinden çıkamayıp, onu bir kenara bırakıp, diğer kitaplarla işte Amiral Semih Çetin’in Hasdal’da Bir Amiral adlı kitabını okuyup, oradan birçok sahneler aldık. Hasdal’da bir Amiral kitabı oyunumuzun ilk bölümünü oluşturuyor. Orada tutuklanma sürecini, nasıl tutuklandığını, mahkemelerin nasıl yapıldığını, mahkemelerin ne kadar düzmece olduğunu Semih Çetin’in kaleminden birebir aldık. Sadece bir dramaturjik yapı gerçekleştirerek, onun ve ailesinin çektiklerini, onun kaleminden anlatıyoruz. Semih Çetin’in kitabını okurken şöyle bir sahneye rastladık: Kızı evlenmiş, o içerdeyken. Dolayısıyla kızı gelinliği üstünde yanında damatları, karısı Hasdal’a geliyorlar. Hasdal’da yeniden pasta kesiliyor. Yeniden bir nikah kıyılıyor. İlk hikayemiz bununla başlıyor.

İkinci hikayemiz, Mustafa Balbay, Gülşah Balbay’ın hikayesi. O hikayede de Gülşah Balbay’ın bir boyalı gazetede yapmış olduğu bir röportajdan esinlenerek, yine dramaturjisini ben yaptım. Burada da nasıl bir durumda yaşıyor. Çektiği sıkıntıları konu alıyoruz. Kocasının kirli çamaşırlarını alıyor, onları eve getiriyor. Hemen yıkamıyor. Yani bir dram, trajedi, komedi iç içe yaşanıyor.

Üçüncü hikayemiz de Nilgün Doğan’ın yazdığı Adını Siz Koyun adlı kitaptan, bu kitapta kocası Çetin Doğan’ın tutuklanıp serbest bırakılması, sonra tekrar tutuklanması, Nilgün Doğan’ın mücadelesini konu alıyor.

Bu arada iki yerde Genel Başkanımız Doğu Perinçek’in mahkemedeki savunması ve adeta o hakimleri yargılamasını da bir bölümde işliyoruz.

Ondan sonra Tuncay Özkan’ın Hapiste Yatacaklara Öğütler kitabından da yararlandık.

Finali de Güldal Mumcu tarafından kaleme alınmış kitabı, orada Uğur Mumcu’nun nasıl katledildiğini, bu ailenin o süreç içinde neler yaşadığını anlatıyor. Bu kitaptan da yaralanıyoruz. Bu oyunun Sonunda da Uğur Mumcu’nun bundan 25 sene önce Harp Akademisinde yaptığı bir konuşma var. O konuşmayla final yapıyoruz.

‘Kitap sayfalarındaki yaşanmışlıklara ses olmaya çalıştık’

Sizi böyle bir tiyatro eseri oluşturmaya iten nedeni öğrenebilir miyiz?

Bunların hepsinin yaşanmış olması, birebir gerçek olması çok önemli. Bunlar bu gerçekleri cesaret edip, yazmışlar. Ama şöyle bir gerçek de var; bizim ülkemiz kitap okumayı çok seven bir ülke değil. Bu gerçekler, bu kitapların sayfaları arasında kalmamalı, kütüphane raflarında kalmamalı. Onlar cesurca Türkiye’nin gerçeklerini dile getirmişler. Onlara bir ses lazımdı, ben ve arkadaşlarım o ses olabiliriz düşüncesiyle bu işe giriştik.

Oyunu kaç kişilik oyuncudan oluşuyor ve oyunun müzikleri kime ait?

Bu kez ben arkadaşlarımla birlikte altı kişi birden oynuyoruz oyunu. Altı, çok değerli oyuncu hepsi akademik oyuncu. Müziklerimizi Fazıl Say yapıyor. Fazıl Say’ın burada olması, müziklerinin olması başlı başına bir hoşluk, başlı başına bir güzellik. Eksik olmasın lütfetti. Fazıl Say’da Ömer Hayyam’dan rubai okudu diye başına trajikomik olaylar geldi.

Oyunun programı

İlk gösterimi nerede ve ne zaman yapacaksınız?

İlk oyunumuzu 27 Nisan’da Ankara’da yapıyoruz. Ankara’da iki oyun oynayacağız. 1 Mayıs’ta Eskişehir’de oynayacağız. Daha sonra Niğde’de olacağız. Böyle bir oyunu, kapı kapı oynamak lazım. Bu oyun çok şey söylüyor.

Ön plana aldığınız iller var mı?

Bizi İşçi Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, TGB ve ADD davet ediyor, oyunumuzu bulundukları ilde oynamamız için. Oralardan gelecek davete göre Türkiye’nin her yerine gitmeye hazırız. İlk aşamada altmış günlük bir turnemiz var. Tabi bunun bir de yurtdışı ayağı var. Yurtdışından da birçok davet gelmekte. Bunların hepsini değerlendirmeye çalışacağız.

‘Akil adam olmayıp da partili olmak paha biçilmez bir değer’

Bu oyunu salt bir tiyatro eseri olarak düşünmemek lazım sanırım. Bu oyunuza vicdanların isyanı diyebilir miyiz?

Evet bu oyun vicdanların isyanıdır. Zaten benim tiyatroculuk anlayışımda bir şey öğretmeyen tiyatro benim tarzım olmadı. Şu an olayların üzerine daha sert gidiyoruz. Çünkü iklim sert. Biz de gerçekleri yalın haliyle halkımıza anlatacağız. Şu dönemde devletin akil adamlarından olmayıp da partili olmak paha biçilmez bir değerdir benim için.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.