Türkiye özgürleşmeden üniversiteler özgürleşemez

Dönem dönem kesintilere uğramış olsa da 1945’lerden itibaren adım adım dönüştürülen cumhuriyetin fiilen yıkıldığı bugünlerde başta üniversiteler olmak üzere devletin bütün üst yapı kurumlarındaki çürümeler giderek...

Türkiye özgürleşmeden üniversiteler özgürleşemez
06 Kasım 2014 Perşembe 08:27

aykutdis

Dönem dönem kesintilere uğramış olsa da 1945’lerden itibaren adım adım dönüştürülen cumhuriyetin fiilen yıkıldığı bugünlerde başta üniversiteler olmak üzere devletin bütün üst yapı kurumlarındaki çürümeler giderek derinleşiyor. 1980’li yıllarda YÖK’ün kuruluşu ile ilan edilen ve uygulanmaya başlanan üniversiteleri emperyalist sisteme ve uluslararası piyasalara eklemleme, bilimi prangalama stratejisinin etkileri daha derinden hissedilmeye başlandı. Üniversite giderek bilimsizleşirken öğrenci nesneleşiyor.

YENİ ORTAÇAĞIN MEDRESELERİ

Üniversiteleri emperyalist sisteme ve uluslararası piyasalara eklemleme ve bilimi prangalama stratejisinin iş bitiricisi konumundaki AKP, kadrolaşmadan susturmaya, gericiliğe alan açarak bilimsizleştirmeden kamu kaynaklarını özel üniversitelere aktarmaya ve sanatsızlaştırmaya kadar üniversitelere çok yönlü ve sistemli bir saldırı politikası izledi. Altın çağlarını yaşattığı mafya düzeninin ucuz ve nitelikli iş gücü ihtiyacını gözeterek, tabela üniversiteciliğini geliştirerek gençliği geleceksizleştirme programını uyguladı. Köklü üniversitelerdeki bazı kazanımların da kaybedildiği bu sürecin sonunda bilimle ve bilimsel üretimle uzaktan yakından ilgisi olmayan şahıslara fahri ve resmi doktora ünvanları veren, safsata ve hurafeleri kaynak gösteren, insanı ve toplumsal çıkarı değil maddi kazancı esas alan niteliksiz yapılar oluşturuldu. Parası olmayanın okuyamadığı, bir tarikatın ya da cemaatin üyesi olmayanın kadro alamadığı, lisansüstü eğitime başlayamadığı yeni medreseler türedi.

ÜNİVERSİTE NASIL OLMAMALI?

Bilimsel özgürlüğün temeli olan düşünsel özgürlük, safsata ve hurafe ile bilimsel gerçekliğin aynı sınırlar içerisinde bulunması değildir. Newton, Einstein, Darwin ve Freud’u “uyuşuk, tembel, pis, sapık” olarak tanıtan yaklaşımla Newton, Einstein, Darwin ve Freud aynı ortamda var olamaz.  Çağdaş çağrışımlar yaptığı için heykel kaldırtan anlayışla sanat aynı ortamda yaşayamaz. Bilimsel ve düşünsel özgürlük ortamı, emperyalizm destekli gericiliğin ve onun tüm uzantılarının mahkûm edilmesiyle, gerçeğin biricik ölçüt kabul edilmesiyle oluşur. Bilimin ve eğitimin metalaşması, üretimin bilimsellikten ve insandan soyutlanması, çok uluslu şirketlerin ihtiyaçlarının esas alınması ve kamusallığının göz ardı edilmesi gibi doğrudan neoliberal politikalar bilim üretme, öğretme ve yayma amacı bulunan üniversiteleri üniversite olmaktan çıkardı.

Yeni Ortaçağ’ın yeni medreseleri olan AKP Türkiye’sinin üniversiteleri “Bir üniversite nasıl olmamalıdır?” sorusuna verilecek en iyi cevap, gösterilecek en güzel örnektir.

NASIL BİR ÜNİVERSİTE?

Rektörlük de dâhil olmak üzere üniversitenin akademik ve idari yapısına dair tüm atamalarda, üniversitenin sevk ve idaresinde üniversitenin tüm bileşenleri söz sahibi olmalıdır. Bugün işlevsizleştirilen ve bireysel çıkar sağlama aracı haline getirilen Öğrenci Temsil Kurulları, öğrencilerin talep ve ihtiyaçlarını yetkili organlara taşıyabilecek önemli organlar olarak özüne kavuşturulmalıdır.

Fakültelerde odaları olan ve sınırsız yetki ile hareket eden polisler üniversitenin dışına çıkarılmalı,; öğrencinin ve öğretim üyelerinin ifade özgürlüğünü bariz bir şekilde kısıtlayan yönetmelikler değiştirilmelidir. Tarihsel ve siyasal olarak gerici bir kurum olan YÖK ise derhal kapatılmalı; yerine yükseköğrenimde sağlıklı bir planlama ve eşgüdümü sağlayacak yeni, cumhuriyetçi, aydınlanmacı bir merkezi yapı kurulmalıdır. Ayrıca öğrencinin sosyal ihtiyaçlarına cevaplar verilmelidir.

TÜRKİYE ÖZGÜRLEŞMEDEN ÜNİVERSİTELER ÖZGÜRLEŞEMEZ

Türkiye’de ve dünyada üniversiteler her döneminde hâkim sınıfların çıkarlarına ve ihtiyaçlarına göre şekillendiler. (Somut olarak bu durumu üniversitelerimizde iktisattan tarihe, felsefeden sosyolojiye liberalizmin ve idealizmin müfredata egemenliğinde görebiliriz.) Devrimci süreçlerin ve zaman içerisinde verilen mücadelelerin sonucunda bazı kazanımlar elde edilse de bu gerçek değişmedi. Fakat elde edilen kazanımlar üniversitelerde bir mücadele kültürü yarattı. 1968 yılında ve sonrasında yükselen gençlik hareketleri bugün de dâhil olmak üzere hep bu zeminde geliştiler. Bugün üniversiteler ve bilim camiası bilimi ve üniversiteleri hâkim sınıfların denetiminden kurtararak bütün toplumun hizmetine sunmak göreviyle karşı karşıya.

YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya’nın da bizzat ifade ettiği gibi* YÖK’ün artık yapacağı bir şey kalmamıştır. YÖK, üniversitelerle beraber kendisini de tüketmiştir. Bu düzen artık yama tutmaz. Türkiye artık A’dan Z’ye bütün sorunlarını devrimle çözebileceği bir sürece girmiştir. Yalnızca bağımsız, devrimci ve cumhuriyetçi bir Türkiye üniversiteleri ve bilimi gericiliğin ve emperyalizmin esaretinden kurtarabilir. Bu, üniversiteler ve bilim düzleminde ancak ve ancak kazanımlara yaslanan kararlı bir mücadele ve yeni tasarımla olabilir. Bu mücadele ve tasarım aynı zamanda Türkiye’nin sorunlarına da çözümler içermelidir. Çünkü Türkiye özgürleşmeden üniversiteler özgürleşemez. Üniversitenin sorunları Türkiye’nin sorunlarından bağımsız düşünülemez. Artık neye karşı değil ne için mücadele ettiğimizi daha kararlı haykırma zamanı: Özgür Bilim, Özerk Üniversite, Tam Bağımsız Türkiye!

Aykut Diş


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.