Taksim-Kadıköy ya da doğru eylem nedir?

Haziran’da omuz omuza direndiğimiz arkadaşların bir kısmıyla ayrı meydanlarda, ayrı öncelikleri esas alarak mücadele etmeyi seçtik. Taksim ve Kadıköy’den bahsediyorum. Bu yazı da esasen iki meydanın muhasebesine dayanıyor. Bu...

Taksim-Kadıköy ya da doğru eylem nedir?
08 Mayıs 2014 Perşembe 11:43

taksimkadikoy

Haziran’da omuz omuza direndiğimiz arkadaşların bir kısmıyla ayrı meydanlarda, ayrı öncelikleri esas alarak mücadele etmeyi seçtik. Taksim ve Kadıköy’den bahsediyorum. Bu yazı da esasen iki meydanın muhasebesine dayanıyor. Bu muhasebeden doğru derslerle çıkacağımız takdirde despota karşı mücadelede, F tipinin kazınmasında birlikte olacağımız günlerin geleceğini biliyorum. Bildiğim diğer bir gerçek de dışımızdaki nitelikli arkadaşların basit benzerlikler/analojiler üzerinden Aydınlıkçıları AKP ile anan psikolojik savaşa tamah etmeyecekleri. Çünkü aynı mantık Ufuk Uras’ın, Nagehan Alçı’nın ve Abdülkadir Selvi’nin Taksim’i isteyen konuşmalarıyla kendi ayağına sıkmış olur. Dolayısıyla sosyal medya üzerinden yürüyen bu sığ tartışmaları bırakıp esası, yani doğru eylem çizgisini konuşmaya başlayalım.

İyi niyet taşlarıyla döşenen başarısızlık

Ne yazık ki yenilgiye atfedilen sempati saflarımızda hâlâ yaygın ve gerçeklikle yüzleşmeye engel teşkil ediyor. Bu öyle anlamsız bir romantizm ki halkı ezdirse “Galiptir bu yolda mağlup” diyor, mağlup oldukça Beckett’in “Hep denedin, hep yenildin. Olsun bir daha dene, daha güzel yenil” sözünü dolaşıma sokuyorlar. 1 Mayıs-Taksim sonrasında bu meyanda kurulmuş cümleler işitilmeye başlandı bile. İlk çıkış ÖDP Genel Başkanı Alper Taş’tan geldi. Kendisi 1 Mayıs’ı “Taksim’e çıkmak istedik, olmadı. Olsun önemli olan niyettir” cümlesiyle yorumladı. Alper Taş’ın niyetini tartışmak abeste iştigaldir; çünkü siyasi pratikleri açıklamada en son parametre niyetlerimiz olmalıdır. İlk parametrenin zafer olduğu muhakkak. Geniş yığınlar zafer ihtimalinin ve güven duygusunun olmadığı siyasi odağa ilgisiz kalırlar. Gezi sonrasında yaşanan 1 Mayıs’ın, kendinden önceki 1 Mayıs’lardan dahi düşük profilde seyretmesi bu çerçevede düşünülmelidir.

Değerli yalnızlık

Bilinir ki eylemin başarısı dayandığı sınıflar ve katmanların çeşitliliğinden geçer. Kadıköy sınıf ve sınıfın öncü partisinin katılımı konusunda başarılı sayılsa da Haziran’ın örgütsüz cesur gençleri ve kadınları alana damgasını vuramadı. Taksim ise çok açık söylenebilir ki sınıfta kaldı. Alanda örgütlerin kadrolarından başka neredeyse kimse yoktu. Ne bir sendika ne de Haziran taarruzuna katılmış kalabalıklar Taksim’i tercih etmedi. Sizce Gezi’nin kırmızılı kadını diktatörden korktu mu ya da otobüsler iptal edilince Boğaz Köprüsü’nü yürüyerek geçen binlerce genç ulaşım sorununu aşamadı mı? Kendinizi kandırmak isterseniz bu sorulara yanıtınız “evet” olacaktır ama önerim toplumsal süreçlerin dalga dalga ilerlediğini, kitlelerin geri çekilme anlarında neye ihtiyacı olduğunu düşünmenizdir.

Erken doğum beklentisi

Toplumsal muhalefetin durakları olduğunu bilenler için derleniş, Taksim’deki arkadaşlar için Haziran’ı getirmek için “erken doğum” hamlesiydi yaşadıklarımız. Taksim’e katılan birçok bileşen afişleri ve söylemleriyle Haziran’ın erken geldiğini müjdeliyorlardı; ancak birileri istiyor diye Mayıs ayı 1 gün sürüp ertesi aya atlamadı. Açık konuşursak kendi sembollerini, duygusal yoğunluklarını halka yükleyen anlayış yalnızlaştı. Kadıköy-Yatağan-Tandoğan hattı ise Haziran’ı Mayıslarla örme, Haziran’a işçi tulumu giydirme yolunda atılan adımdı. Böylelikle eksen belirlenebilir ve eylemin güvenliği sağlanabilirdi. Tertiplerin giderek çoğalacağı süreçte bu formül yanı başımızda bulunmalıdır.

Süreç ve ‘an’

Güvenlik meselesinin ne kadar yakıcı olduğunu 1 Mayıs vesilesiyle yaşamış bulunuyoruz. Bu anlamda Taksim kuvvetlerinin takkeyi önüne alıp düşünmesi gereklidir. Kani Beko beklenen ilk açıklamayı yapmış ve aralarında provokatörlerin olduğunu kabul etmiştir. Despotun doğasına ve onun zor aygıtlarına işaret eden açıklamalar ise tümüyle perde işlevi görmektedir. Des-potun ne olduğunu ve neler yapabileceğini biber gazından boğulan çocuklar dahi bilmektedir. Dolayısıyla devrimci yapıların bugün sorgulaması gereken; neden bir tertip komitesinin kurulamadığıdır. Nasıl olup da DİSK’in güvenlik için dahi kimseyi seferber edemediği, flamasını dahi yüzü kapalı sıradan kişilere emanet ettiği yanıtlanmalıdır.

Haziran Direnişi akarsu gibi içerisindeki kiri dışa atmayı başaracak geceli-gündüzlü bir aylık sürece yayılmışken, 1 Mayıs sadece “an”dan ibaretti, yani durgun suyu andırıyordu. Dolayısıyla kışkırtmayı engellemek hem zamansal olarak imkânsız hem de halk sigortasından yoksundu. Ortaya çıkan tabloyu anlatırken kullandığımız keskin dil, işaret ettiğimiz noktaları ne yazık ki gölgeledi. Ancak süreç ve an arasında salınan “umut” hep var olacak ve içtenlikle tartışıp harekete geçtiğimizde zaferle taçlanacaktır. Yazının başında adı geçen Beckett’e, Godot’yu Beklerken’e referansla ifade edecek olursak:

Ne ertelenmiş umutların bizi perişan etmesine izin vereceğiz ne de beklentilerimizle gerçeklik arasındaki ipi keseceğiz.

Gökhun Göçmen


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.