Şiirde doruk yalınlıktır

Cemal Süreya, “Bir ödülün değeri, onu alanla değil, verenlerle ölçülür” derdi. Beni bu ödülle değerlendiren, sevdiğim sanatçılar. Onun ötesinde “Melih Cevdet Anday” adı var bir kere. Anday sevdiğim, saygı duyduğum sanatçıların...

Şiirde doruk yalınlıktır
14 Ağustos 2014 Perşembe 08:53

ulkutamer

Melih Cevdet Anday’ın anısına bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’nü ‘Bir Adın Yolculuktu’ adlı kitabıyla alan Ülkü Tamer aldığı bu ödül üzerine ilk kez Aydınlık’a konuştu

“Anday sevdiğim, saygı duyduğum sanatçıların tepelerinde yer almıştır hep. Sanatıyla, kişiliğiyle beni hep etkilemiştir” diyen Ülkü Tamer şiir anlayışı, çevirdiği şiirler, sinema, sanat ve en yeni ödülü üzerine sorularımızı yanıtladı.
Dört ay önce, “Bir Adın Yolculuktu” adlı yeni şiir kitabınız için söyleştik... O zaman şiirlerdeki yalınlığa çarpıldığımı, kendimi kitaptan alamadığımı söylemiştim. “Seni seviyorum / Benim için dünyanın en taze sözü bu” dizelerinin sıcaklığı sürekli içimde dolaşıyor... Dünyanın en eski sözünün en taze olduğunu söylüyorsun. Oysa Susan Sontag, “dilin en kirli sanat malzemesi” olduğunu yazmıştı (1979). Ne diyorsunuz bu işe?    
Neredeyse özdeyiş gibi kabullenilen bu tür sözlere pek fazla aklım ermiyor benim. Dilin “en kirli sanat malzemesi” olduğunu söylemiş Sontag. Ben ilk sizden duyuyorum. Dil “en temiz sanat malzemesi” de olabilir pekâlâ. Onu kullanan kişiye bağlı. Anlatımla anlatılanın bütünlüğüne, birlikteliğine bağlı.
Gezi direnişini hazırlayan toplumsal duyarlılığın oluşumunda şiirinizin önemli payı var. Son kitabınızı 20 yılda bitirdiniz, bu arada doğayla iç içe oluş büsbütün koyulaştı. Yaşamla ölümün kesintisizliğini düşündürüyor insana. “Neden toprağın altında arar  / Yıldızları salkımsöğüt” dizelerinde olduğu gibi...
Doğa benim için çok önemli. Sadece kuşlar, böcekler, çiçekler değildir doğa. Manzara hiç değildir. Yaşamın, varoluşun özüdür. Elbette kuşlarıyla, çiçekleriyle, böcekleriyle... Dağlarıyla, ırmaklarıyla... İnsanoğlunun onlara ekledikleriyle... Bir sevgidir. Bir bakıma, kendini korumadır. Yaşamın bütünüdür. Biz o yaşamı geliştireceğimize, almışız ellerimize kazmaları, boyuna hırpalıyoruz, yıkıyoruz. Kendimizi yıktığımızın farkına bile varmadan.
Günümüzde imge bataklığına ve yalana gömülen şiirin yalınlığa çıkış yolu da önümüze geliyor mu?   
Şiir yazmaya ilk adımlarımı attığım dönemi saymazsam, şiirde yalınlığı hep savundum, hep önde tuttum. Yalınlık, “basitlik” değildir elbette. Nice uğraşlardan, çabalardan sonra erişilen doruktur.
‘Gerçek olan sanattır’
Çok büyük bir söz bu. Şiir üstüne bugün daha devrimci bir söz edilemez... Lorca’yı da çevirmiştiniz. Dünya şiir sarkacının Anglosakson ve Latin uçları arasında büyük serüvenler yaşadınız ve yaşattınız...
Ortaöğrenimimde temel yabancı dilimiz İngilizceydi. Dolayısıyla, İngiliz ve Amerikan edebiyatından çok çeşitli, çok zengin örneklerle karşı karşıyaydık. Shakespeare diye bir dersimiz bile vardı lise sıralarında. Bu dilin klasik yazarlarından T. S. Eliot’a, Ezra Pound’a,  C. Day Lewis’e uzanan geniş bir yazar yelpazesiyle tanıştık. İster istemez, yabancı edebiyat denince ilk göz ağrım onlar oldu. Sonra öteki edebiyatlarla ilgilenince, “bize daha çok benzeyen” yazarların bana daha sıcak geldiğini gördüm. Sözgelimi, Lorca’nın, Neruda’nın, Guillen’in, Andrade’nin. Dünyam onların dünyalarıyla daha çok örtüşüyordu. Genelleme yapmayı sevmem, ama sanırım bir Latin Amerikalı okur da Türk edebiyatını sözgelimi İskandinav edebiyatından daha yakın bulacaktır kendine. Elbette Türk edebiyatıyla tanışabilse...
Latin sineması da çok güçlü. Bunları sizden öğrendik hep... Sahi siz şiiri sinema ve tiyatrodan uzak düşünmediniz hiç. Sizi sinema ve tiyatro ile sacayağı kurmaya yönelten şeyler nelerdi?
Sinema çocukluğumun mucizesiydi. Bizim kuşak için dünyaya açılan tek pencereydi. Tutkuydu. Neredeyse her şeydi. Dolayısıyla, yaşamım boyunca beni bırakmadı. Yazdıklarıma yansımasından doğal ne olabilir ki...
Her anı özgür bir savaşım duyarlılığıyla örülü örnek bir sanat yaşamı sizinki... Şimdi TÜSAK’la boynuna kement atılmak isteniyor sanatın. Niye korkuluyor sanattan hep?
Tarih boyunca korkulmuştur. Gerçek olan, sanattır çünkü. Ama korkunun ecele faydası var mı?
Tam bu yaşta, hem de şimdi, umutsuzluğa pabuç bırakmamış bir şair olarak, Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü kazanmak nasıl bir duygu?
Cemal Süreya, “Bir ödülün değeri, onu alanla değil, verenlerle ölçülür” derdi. Beni bu ödülle değerlendiren, sevdiğim sanatçılar. Onun ötesinde “Melih Cevdet Anday” adı var bir kere. Anday sevdiğim, saygı duyduğum sanatçıların tepelerinde yer almıştır hep. Sanatıyla, kişiliğiyle beni hep etkilemiştir. Onun adını taşıyan bu ödülün bende yeri ayrı olacak.

Seyit Nezir


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.