Sıfır sorun değil sırf sorun

Davutoğlu döneminde, Afrika açılımı da yapıldı. Ancak bu açılım tamamen Gülen Cemaati endeksli yürütüldüğü için, Erdoğan-Gülen çatışması baş gösterdiğinde, Türkiye’nin Afrika konusunda atmış olduğu bütün adımlar boşa...

Sıfır sorun değil sırf sorun
23 Ağustos 2014 Cumartesi 09:50

sirfsorun

Başbakanlığı Erdoğan tarafından açıklanan Ahmet Davutoğlu ile özdeşleşen AKP dış politikası dikkate alındığında, özellikle terör ve radikalleşme tehdidi ile harman olan Ortadoğu’yu  parlak günler beklemiyor

Recep Tayyip Erdoğan’ın Çankaya Köşkü’ne çıkmasından sonra koltuğunu bırakacağı isim olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ankara’da görev yapan çoğu yabancı diplomat için “sürpriz” olmadı. Davutoğlu’nun, 2002-2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali öncesinde yapılan “Mutabakat Muhtırası” görüşmelerine katılmasına “güvenlik kleransı” olmadığı için izin verilmediği de ortaya çıktı.
RADİKAL SÜNNİ EKSEN
Davutoğlu ile özdeşleşen AKP dış politikası dikkate alındığında, özellikle terör ve radikalleşme tehdidi ile harman olan Ortadoğu’yu hiç de parlak günler beklemiyor. Irak’ta terör estiren IŞİD’e “terör örgütü” demekten bile kaçınan Davutoğlu’nun Başbakanlık koltuğuna oturmasından sonra Türk dış politikasını çok daha fazla radikal Sünni merkezli bir eksene çekmesine kesin gözüyle bakılıyor. Bu da bütün Ortadoğu için “kâbus” anlamına geliyor. Davutoğlu’nun dış politikada İhvan-ı Müslim ile olan yakınlığı çok daha fazla hissettirmesi bekleniyor.
ÖNCE VE SONRA
Başkentteki diplomasi kulislerini yakından takip eden dış politika uzmanları, analistler, diplomatlar ve akademisyenler, Türk dış politikasını “Davutoğlu’ndan önce” ve “Davutoğlu’ndan sonra” diye iki ana zaman dilimine ayırıyorlar. Ancak, zamanlama, Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olduğu 2009 yılından itibaren değil, Başdanışman olarak Başbakanlık’ta göreve getirildiği 2002 yılından sonra başlatılıyor. Yani Davutoğlu, Bakanlık koltuğuna oturmasından çok önce diplomasinin dümenine geçmiş olan bir isim olarak görülüyor.
DAVUTOĞLU’NDAN ÖNCE...
1990’lı yıllar boyunca Türkiye koalisyon hükümetleri ile çalkantılı bir dönem geçirmiş olsa da, Türk dış politikasının ekseni, Türkiye’nin ulusal çıkarlar temelinde, Dışişleri Bakanlığı bürokrasisi ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından belirleniyordu. Türkiye bu dönemde Kıbrıs, Ege ve Karadeniz gibi hassas konularda ulusal çıkarlarından taviz vermedi. Kardak krizinde Yunanistan geri adım atmak zorunda kalırken, Türkiye Kıbrıs’ta hiçbir baskıya boyun eğmedi. Türkiye için en hassas bölgelerden biri olan Karadeniz’e, ABD gemilerinin “terörle mücadele” gerekçesiyle çıkmasına vize verilmedi. Özellikle Irak ve Ortadoğu konularında Atlantik ötesi etkilerin sınırlanmasında hem Dışişleri Bakanlığı hem de Genelkurmay Başkanlığı önemli bir rol oynadı.
Ortadoğu ülkeleri ile ilişkiler belirli denge içinde yürütülürken, Türkiye, İsrail-Filistin anlaşmazlığında “iki tarafın güvenine mahzar tek ülke” olabildi. Arap ülkeleri ile “Türkiye’nin ulusal çıkarları” temelinde ilişkiler sağlamlaştırıldı, terörle mücadelede önemli mesafeler alındı.
DAVUTOĞLU’NDAN SONRA...
Türkiye’nin “ulusal çıkar” temelli dış politikasında, Davutoğlu’nun diplomasinin dümenine geçmesinden sonra ciddi bir eksen değişikliği yaşandı. Dış politikadaki “akılcılık” yerini, Davutoğlu’nun din ve mezhep eksenli yaklaşımına bıraktı. Davutoğlu, Başdanışmanlık döneminde bile, “paralel diplomasi mekanizması” kurup, dış politika uygulayıcısı olan diplomatları by-pass etti, özellikle Ortadoğu’da devletlerarası ilişkilerle değil, İhvan-ı Müslim’in üzerinden politika yürütmeye başladı.
Erdoğan’dan aldığı yetkiyle, başta Mısır, Suriye ve Irak olmak üzere, İhvan-ı Müslimin’in önde gelenleri ile gizli/yarı gizli görüşmelerle, İhvan zihniyetinin bu ülkelerde iktidara taşınması için yoğun temaslar yürüttü. İhvancılara, Türkiye adına garantiler verilirken, Türkiye’nin bu ülkelerde görev yapan büyükelçileri dışlandı.
Bakanlık bürokrasisinin devlet geleneklerine uygun olarak merkeze yani Dışişleri Bakanlığı’na Davutoğlu konusunda yaptığı bütün uyarılar sonuçsuz kaldı. Erdoğan, Davutoğlu üzerinden politika yapmayı sürdürdü.
‘GÜVENLİK KLERANSI YOK’ (*)
2002 yılı sonu ve 2003 yılı başlarında ABD’nin Irak’ı işgali öncesinde Washington yönetimi ile Ankara’daki “Mutabakat Muhtırası” görüşmeleri sırasında Baş Müzarekeci Büyükelçi Deniz Bölükbaşı, “Güvenlik kleransı” olmadığı gerekçesiyle Davutoğlu’nun toplantılara katılmasına bile izin vermedi. Dönemin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal’in de, yetkisiz ve sorumsuz bir Başdanışmanın, sürekli olarak ABD’nin Irak’ı işgal etmesine Türkiye’nin koşulsuz destek vermesini isteyen Davutoğlu’na, “bekara karı boşamak kolay hocam” diyerek tepki gösterdiği biliniyor.
Davutoğlu yavaş yavaş diplomasinin dümenine hakim olduktan sonra bu kez açıktan İhvan üzerinden yeni Ortadoğu kurma hayallerini gerçekleştirmeye çalıştı. Bu hayalleri, Suriye’de binlerce insanın yaşamına mal oldu.
* klerans: Herhangi bir şeyin gerçekleşmesi veya devam etmesi için yetkili birimlerce verilen müsaade.

BOŞLUĞU SELEFİ HAREKETLER DOLDURDU

Irak’ta, Şii yönetimine karşı, İhvan’ın önde gelen ismi Tarık el Haşimi’yi benzer şekilde destekleyen Davutoğlu’nun bu ülkede Sünni blok oluşturma çabaları da boşa çıktığı gibi, el Haşimi de ülkeden kaçmak zorunda kaldı.
Suriye’de İhvan-ı Müslimin’in İslami alanda boşalttığı yeri özellikle ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra güçlenen Iraklı Selefi hareketler doldurdu. Ortadoğu, tarihinde görmediği kadar dinci radikalizmin kucağına düştü. Katar üzerinden Suudi Arabistan aracılığı ile desteklenen Selefiler Ortadoğu kadar Türkiye’yi tehdit eder duruma geldi.
Davutoğlu döneminde, Afrika açılımı da yapıldı. Ancak bu açılım tamamen Gülen Cemaati endeksli yürütüldüğü için, Erdoğan-Gülen çatışması baş gösterdiğinde, Türkiye’nin Afrika konusunda atmış olduğu bütün adımlar boşa çıkmış oldu!

Deniz Kahraman


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.