Sıcak paranın kaçısı cari açıkta finansman sorunu yaratır -(TAMAMI)

Ekonomist Neslihan Vural 2013’ün ilk çeyreğindeki ekonomik gelişmeleri değerlendirdi

Sıcak paranın kaçısı cari açıkta finansman sorunu yaratır -(TAMAMI)
30 Mart 2013 Cumartesi 19:00

Gelişmekte olan ülkelerdeki sıcak para merkez ülkelere dönmeye başladı. Merkez Bankası’nın bu çıkışlara müdahalesi ise elindeki rezervlerle sınırlı. Sıcak para ile finanse edilen cari açık, önümüzdeki dönemde çok daha ciddi bir sorun oluşturacak

Kırklareli Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ekonomist Neslihan Vural, son dönemde Türkiye ekonomisinde görülen gelişmeleri Aydınlık’a değerlendirdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) açıkladığı kredi genişlemesi hedefinden son para politikası kararlarına ve ucuz döviz politikası nedeniyle oluşan sorunlara ilişkin sorularımızı cevaplandıran Vural, Güney Kıbrıs’ta yaşanan ekonomik krize ilişkin de önemli tespitler yaptı.

Merkez Bankası, mali sektörün 2013 yılı için kredi hacmindeki genişleme hedefini yüzde 15 olarak açıkladı. Fakat, 2013’ün ilk iki ayında bu hedefin tutturulamadığı ve kredi genişlemesinin yüzde 21.8 olarak gerçekleştiği görülüyor. Artışın nedeni ise, ekonominin sağlıklı büyümesini sağlayacak olan firmaların yatırım ve üretim için gereksinim duyduğu finansmandan ziyade tüketim için kullanılan kredilerden kaynaklanıyor. Tüketim için alınıyor görülen kredilerin de hane halklarının mevcut borçlarını döndürmek için kullandığı yönünde değerlendirmeler var. Sizin bu konudaki görüş ve tespitleriniz nelerdir?

Neslihan Vural: Merkez Bankası’nın yayımlamış olduğu bankacılık verilerine baktığımız zaman aslında krediler açısında durum oldukça net. Mevduat bankalarının 15 Mart 2013 tarihi itibariyle vermiş olduğu toplam kredi 361 milyar lira. Bu tutarın 194 milyarı tüketici kredileri, 90 milyarı ticari kredi ve 76 milyarı kredi kartlarına ait. Katılım bankalarının aynı tarih itibariyle vermiş olduğu toplam 14 milyarlık kredinin 7.9 milyarı tüketici, 4.2 milyarı ticari, 1.9 milyarı da kredi kartlarına ait. Kalkınma ve yatırım bankalarından alınan 993 milyon liralık kredinin 953 milyonu ise tüketici kredilerine aittir. Bu rakamlardan hareketle, ülkemizde borçlanmanın yatırım ya da üretim için değil, hayatımızı devam ettirmek için yapıldığı görülmektedir.

Kalkınma ve yatırım bankalarındaki tüketici kredilerinin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 43 oranında artmış olması ve ismi kalkınma ve yatırım bankacılığı olan bankacılık türünün ticari kredilerinin yalnızca 40 milyon lira seviyesinde olması endişelendiğimiz tablonun rakamsal gerçekliğini yansıtmaktadır. Normalde olması gereken, kullanılan kredi oranlarının tüketici ve ticari tarafta başa baş olmasıdır.

Firmalar tüketici kredisi kullanıyor

Ancak burada bir nokta daha var ki o da birçok firmanın kayıt dışı çalışmasından dolayı gerçeği yansıtan mali verilerinin olmaması, bu tip durumlarda firmalar firma sahibi adına kredi almakta ve şirkete aktarmaktadır. Bu kredi tipi elbette şirket için çok daha maliyetli olmaktadır. Biz şu anda üretimi zayıf, tüketime dayalı bir büyüme modeli uygularken tüketim içinde gerekli finansmanı borç ile sağlamaktayız. Hane halkının satacak bir şeyi olmadığı için borçlanıyor.Bu tablo sürdürülemez. Üretim yapmayan bir ülke ithal mala bağımlı olurken kendi katma değerini yaratamadığı için sürekli borçla fonlanmak durumundadır. Bu da asla sürdürülebilir değildir. Hane halkı borcunu borçla dahi çeviremeyecek aşamaya geldiğinde ne yazık ki vahim tablo herkesin gözleri önüne serilecek.

Merkez Bankası kredi genişlemesine bir sınır çekeceğini açıkladı. Ancak açıklanan bu yüzde 15’lik hedef tutturulsa bile, uluslarası alanda imalat sanayindeki rekabet gücünü yitiren Türkiye, özellikle ucuz döviz nedeniyle de ihracatta kâr edememe sorunu yaşarken nasıl büyüyecek?

Vural: Öncelikle kredi hızının yüzde 15’ler seviyesine gelmesini ben çok olası görmüyorum. Eğer kredi muslukları yüzde 15 büyüme sınırında kısılırsa reel sektörde ciddi bir üretim daralması olur. Özel sektörün bilançolarına bakacak olursak, pasif tarafta banka borçlarının oranı oldukça yüksektir. Siz kredide büyümeyi azaltmak istiyorsanız önce reel sektörün ve vatandaşın finansman sorununu çözmelisiniz. Aksi halde reel sektör kendi içinde bu sorunu gayri resmi yollarla çözmeye çalışacaktır ki bu da finansman maliyetlerinin artmasına, kayıt dışına, pazardaki rekabet gücü yüksek firmaların vadeli ödeme gücünü kullanmasına, rekabet gücü olmayan firmaların, özellikle KOBİ’lerin, ödeme sıkıntısını bertaraf edememesine sebep olur. Böyle bir durumda uluslararası alandan bahsetmeden önce Türkiye’de çok uluslu firmaların ayakta kalacağı yerli firmaların ise iflasın eşiğine geleceğini söylemek mümkündür. 2013 yılında Türk şirketlerinin satılmasına ve yabancı şirketlerle birleşmesine şahit olacağız.

Dünyada kur savaşlarının yapıldığı, gelişmiş ülkelerin dahi pazar paylarını ve ihracatlarını artırmak için kurlara para politikaları ile ciddi müdahaleler yaptığını biliyoruz. Bu anlamda Türkiye’nin değerli TL yerine ihracatı destekleyen kurların oluşturulması için para politikası gerçekleştirilmesi gerekiyor. Ancak, böyle bir politika tek başına anlam ifade etmez. Sanayisi gelişmeyen ülkemizin kendi marka ve baştan sona kendi üretim süreçlerini kullanarak üretim yapmadığını, montaj sanayisi olduğunu, Avrupa’nın fason üreticisi olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bu bakış açısı ile sorun aslında ihracatın arttırılması iken hammadde ve ara malda ithal bağımlılığının da azaltılması gerekiyor. Sonuç olarak Türkiye’de ihracat yapan bir üretici, iki aşamalı kur riskine maruz kalıyor, ilk olarak üretim sürecinde ara mal ithalatı gerçekleştirirken, ikincisi ise nihai ürünün yurtdışına satışı sürecinde. Böyle bir ortamda Türkiye elbette üreterek büyüyemeyecek. Nitekim üreterek değil, tüketerek büyüyoruz zaten. Büyümenin göstergesi olan GSYİH’de açıklanan rakamlar harcama yoluyla hesaplanan rakamlardır. Büyümemizde gerçek tabloyu görmek için GSYİH’nın üretim yoluyla hesaplanan rakamlarına ihtiyacımız vardır. İnsanlar matematiği her zaman doğru kabul eder ancak rakamların sosyal bilimlerden hiçbir farkı yoktur ve hesaplama yönteminizi değiştirdiğinizde ekonomide birçok göstergeyi değiştirebilirsiniz.

Merkez Bankası’nın son Para Para Politikası Kurulu (PPK) kararlarına baktığımızda önemli uyarıların yer aldığı görülüyor. PPK, cari açığın artış eğiliminde olduğuna ve küresel ekonomideki belirsizlikler nedeniyle, sermaye girişlerinde azalma yaşandığına işaret etti. Bunun kısa ve orta vadeli yansımalarının ne yönde olmasını bekliyorsunuz?

Vural: Ülkemizde cari açık deyince, iki aşamalı sorundan bahsediyoruz aslında. Bunlardan ilki cari açığın bizatihi kendisi ikincisi ise bu açığın finansmanıdır. Cari açığın en önemli kalemi olan enerji ithalatımız ile ilgili ucuz kaynak bulma sıkıntısı üstelik kaynaklara coğrafi olarak bu kadar yakın iken oldukça manidar. Diğer önemli cari açık kalemi olan dış ticaret dengesinde bir türlü kabul edilebilir seviyelere gelemiyor olmamızdan dolayı ağırlık verdiğimiz nokta cari açığın finansmanıdır.

Sıcak paranın etkisi tahrip edici

Finansmanda en önemli kalemler ise yurtdışından ülkemize gelen doğrudan ve dolaylı yatırımlardır. Bu yatırımlardan doğrudan gelen yatırımlar uzun vadeli ve görece daha çok sıcak bakılanı ve tercih edilenidir. Doğrudan yatırımlar yerli şirketleri satın alma ya da sıfırdan şirket kurma yoluyla olabilir. Ancak, hisse senetleri ve borç senetlerine yatırımın gerçekleştiği dolaylı yatırımlar, yani kısa vadede kâr et ve ülkeden çık mantığı ile gelen sıcak para yani portföy yatırımları, kısa vadede ferahlama yaratsa da etkileri oldukça tahrip edici niteliktedir. Küresel ekonomide yaşananların yanı sıra ülkemizde yapılan bir takım politika hataları ne yazık ki cari açığı sıcak para ile finanse etmemize sebep olmuştur. Bu ise orta ve uzun vade de cari açık sorunumuzun finansmanının sürdürülemeyeceğini göstermektedir. Şöyle ki, portföy hesabı yükümlülükler kaleminde (sıcak para girişi) Ocak 2012’de 100 milyon dolar iken Ocak 2013’de 1 milyar 136 milyon dolara yükselmiştir. Bu rakamın 2012 yılı için toplamı 38 milyar 132 milyon dolardır. Artışın rakamlarla netleşmesi açısından 2011 rakamı ise 19 milyar 298 milyon dolar olduğunu söylememiz gerekir. Yıllık artışın yüzde 100 gerçekleşmesi durumun vahameti açısından önem arz etmektedir.

Düşük büyüme yaraya merhem değil

Orta ve uzun vadede cari açığın finansmanı sıkıntısı bizi beklediği için ithalatı azaltacak önlemler peşi sıra gelecektir. Zaten kredilerin kısılmasının altında yatan temel sebep de ithalatın azaltılması gerekliliğinden dolayıdır. Bunun dışında enerji fiyatlarına gelecek artışlar olabilir. Ancak bu en çok sanayi sektörünün maliyetlerini artırıcı etki yapacaktır ve elbette en önemli önlem büyümenin yavaşlatılması olacaktır. Yumuşak iniş diye tabir edilen 2012 büyüme oranlarının aslında sert düşüş olması da yine cari açığın azaltılması önlemleri kapsamında gerçekleşmiştir. Fakat azalan büyüme, durağanlık bizim yaramızın merhemi değildir. Bu konuda son söz dünyadaki krizi fırsata çeviremeyen bir Türkiye’nin çok önemli bir şansı kaçırdığıdır.

Sıcak para merkez ülkelere geri dönüyor

Öte yandan, son dönemde özellikle ABD gibi gelişmiş ülkelerin sistemlerine yaşanan kısmi iyileşme sonucu, gelişmekte olan ülkelerde bulunan sıcak para bu ekonomilere geri dönmeye başladı. Bunun sonucu da TL’nin aşırı değer kaybı, sıcak parayı tutmak için faizlerin artışı kaçınılmazdır. Merkez Bankası’nın bu para çıkışlarına müdahalesi ise elinde bulunan rezervlerle sınırlı. Bu anlamda sıcak para ile finanse edilen cari açığın çok daha ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkması, çok büyük bir olasılık.

AB krizinin kazananı güçlü ülkeler

Avro Bölgesi krizinin bir türlü atlatılamaması ve özellikle güney ülkelerinde ağırlaşan sorunlar küresel ekonomideki belirsizliğin sürmesine neden oluyor. Güney Kıbrıs’ta yaşanan gelişmeler ve kabul edilen ‘kurtarma paketi’ sonrası faturanın halka çıkarıldığına yönelik eleştiriler yükseliyor. Avrupa’daki finans sistemini kurtarmak için bedel gerçekten de halka mı ödetildi?

Neslihan Vural: Bedel halka ödetilecek. Çünkü, AB krizden kurtulmak için para arzını arttırıyor. Bu karşılıksız paralar ne yazık ki halktan vergi yoluyla toplanacak. Ancak burada Avrupa’daki durum biraz daha farklı, çünkü ekonomisi kötü durumda olan ülkelere yapılan mali desteğin yükünü ekonomisi güçlü ülkeler çekmekte, örneğin Güney Kıbrıs’taki mali darboğazının sıkıntısını Alman vatandaşları ödemektedir. Elbette şu an için. Bu borçların ödenmesi sırası geldiğinde yük, anapara ve faiz olarak krize maruz kalan ülke vatandaşlarının üzerinde olacaktır. Bu işin yalnızca bir yanını oluşturuyor. Diğer tarafta ise, Avrupa’nın merkezinde yer alan üreten ülkeler ve çevresinde yer alan tüketen ülkeler var. Üreten kesim tüketen kesimi ( Portekiz, İspanya, İrlanda, Yunanistan, Kıbrıs, Doğu Bloku ülkeleri) pazar olarak kullanmakta olduğundan onların finansman ihtiyacını da karşılamak zorundadır. Yani Alman vatandaşlar rahat olsun sonunda kapitalizm sisteminde kazanan onlar olacaktır. Çünkü, Güney Kıbrıs AB’ye üye olup ve avroya geçtikten sonra hem gümrük duvarlarını kaldırmış ve açık bir Pazar haline gelmiştir hem de avro ile kur riskini bertaraf etmiştir. Bu durumda ithal ürünlerle rekabet edemeyen sanayisi kepenk kapatmıştır. Böylece insanları ithal ürünleri tüketirken bunun finansmanını Avrupa’dan borçlanarak karşılamaktadır. Böylece AB’nin güçlü ülkeleri, zayıf ekonomi ülkelerine hem mal hem para satmaktadırlar ki bu AB’nin gelişmiş ülkeleri açısından çifte kazançtır.

Ucuz ithalatla yerli üretim baltalanıyor

Türk Lirası’nın dolar karşısında değerli tutulması sonucu özellikle tekstil sektöründeki birçok ihracatçı firmanın iflas ettiğine yönelik haberler basında yer aldı. Kurda izlenen bu politikanın Türkiye’nin reel ekonomisinin bütününe etkileri nelerdir?

Kurda TCMB politikaları oldukça istikrarlı fakat, bizim kur politikalarımızı olumsuz etkileyen mevcut durumların kur üzerinde etkisi daha baskın çıkmakta. Bunlar yabancı para cinsinden gerçekleşen borç ödemelerimiz, burada mümkün olduğunda Türk Lirası’na dönmeye çalışıyor olsak da sıcak para girişi ne yazık ki durdurulamayan, durdurulması çok da istenmeyen ve kur üzerinde en büyük etkiyi yaratan olgudur. Türkiye’nin cari işlemler açığının finansmanı için sıcak paraya muhtaç olması, TL’yi değerli tutmada önemli bir rol üstlenmiştir. Bunun reel ekonomiye etkisi, yüksek borçlanma maliyetleri ve yalnızca uluslararası pazarlara ihracat gücünde değil iç piyasada da kaybolan rekabet gücüdür. Bu noktada tüketicilerden yerli malı tüketmelerini istemek de son derece haksız olacaktır. Çünkü bütçesi kısıtlı hatta yetersiz bir vatandaş hayatını devam ettirmek için kendisi için en ucuz olan ürünü almak zorundadır. Dolayısıyla ekonomideki zincir, size uzun vadede sadece bir tarafı düzelterek tüm ekonomiyi düzeltme imkanı vermez. Bu politikalar ancak kısa vadede makyajlı bir ekonomi için yeterli olur. Makyajlı mali veriler de, pembe bir tablo çizdiğinden reel piyasaların ekonominin gerçeklerini bilmeden adım atmalarına ve tedbirsiz kalmalarına sebebiyet vermektedir. Bu da başta Türk ekonomisinin lokomotif sektörü tekstil başta olmak üzere birçok sektörde önce rekabet gücü düşük KOBİ’lerin ardından ise daha büyük firmaların kapanmasına ya da yabancılara satılmasına sebep olmaktadır.

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.