Sanatçı gözüyle 8 Nisan -(TAMAMI)

CELLAT HUKUKU

Sanatçı gözüyle 8 Nisan -(TAMAMI)
10 Nisan 2013 Çarşamba 17:27

Ulusal marşımızı, gazla boğmaya çalışanları tarih karanlığında boğacaktır...

EKREM ATAER

Otobüsün üzerine çıktığımda gerçeği bütün çıplaklığı ile gördüm. 100.000’lerce yurtsever; genç, yaşlı, çoluk, çocuk, kadın, erkek bitmek bilmeyen bir insan yığını halinde alana akıyordu. Her taraf bayraklar, flamalar, umut ve gelecek vadeden günler. Analar babalar, nineler dedeler, belliydi ki kendileri için değil; çocukları, torunları için oradaydılar.

Onların çağdaş-demokratik-laik bir ülkede yaşamaları için yollardaydılar. Hepsi “yelken yürek” kanat açmışlardı sanki aydınlığa. Gökyüzü kurşun gibi, deli eden bir rüzgar yağmur damlalarını mermi gibi yüzüne patlatıyor insanın. Ama yüzler gülüyor, gözler pırıl pırıl. Ve kadınlar ... ve analar... açığı kapalısı,.. başörtülüsü, berelisi kadınlar... Gözleri çakmak çakmak kadınlar. Ve çocuklar. Boy boy.. sıram sıram çocuklar. Görsen çocuk demezsin her biri bir civan parçası, geleceğin muştusu.

Sankı mahşer yeri gibi

Başladık 100.000’lerle türkü söylemeye. “Ankara’nın taşına bak” derken her birimiz bir Mustafa Kemal dik sanki... “Hoşgelişler ola” derken: o gelişin son değil bir daha geleceğimizin de ayak sesleri olduğunu anlatır gibiydik. Ne saz var elimizde, ne orkestra.. Ne gam, küre-i arz’ın en inanmış, en gür sesli, en uyumlu korosu vardı karşımda. Mahsuni Şerif türküsünde bir ara ortalık yıkılıyor zannettim.

“ Bu kadar milletin hakkın alanlar

Onları kandırıp zevke dalanlar

Diplomayla olmaz, hakim olanlar

Suçsuzun başına çöktü isem yuhh.”

Karıştı bir an ortalık. Sanki mahşer yeri gibi. Barikatlar yıkılıyor, Toma’lar 80’lik ihtiyarlara dahi tazyikli su sıkmakla meşgul. Gökyüzünü gaz bombasının dumanları bürümüş.

Gözler kançanağına dönmüş, ciğerlerin derinliklerine kadar işleyen inanılmaz bir yangın. O yangını hafifletmenin bir tek yolu var. Birlikte bir Pir Sultan şiirini haykırmak. Ve yanan ciğerlere rağmen 100.000’lerle birlikte haykırıyoruz;

“Yürü bre Hızır Paşa senin de çarkın kırılır

Güvendiğin Padişahın ! gün gelir O’da devrilir”

Bir ara gözüm ilişti; yaşlı bir kadın hemen yanı başına düşen gaz bombası kapsülünü korkmadan eziyor. O kadın ki; her tarafı insan, her tarafı ana, her tarafı Kara Fatma... Yaşını sorsan belki 70.

Ortalık mahşer yeri gibi. Bir ara İlker Yücel: abi Ulusal Marşımızı okuyalım mı dediğini birkaç saniye geçe başlamıştık yine 100.000’lerle.

Yaşamımdaki en önemli istiklal marşıydı... benim birşey yapmama, onları yönetmeme gerek yoktu 100.000’lerce insan zaten okuyordu Ulusal Marşlarını. Onlar marşlarını okurken gaz bombaları âfakı yarıyordu.. istiklal marşı okuyan 100.000’lerin üzerine yağmur gibi inen bombalar yalnızca marşın şiddetini arttırmaya yarıyordu.. Üzerimize yağan gazın müsebbipleri ise o kadar acizdiler ki!?..

Tıpkı Mehmet Akif’in Çanakkale şiirinde anlattığı gibiydi ortalık.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ATAOL BEHRAMOĞLU (Sanatçılar Girişimi Sözcüsü)

Başbakan ve çevresi Silivri’deki adil yargıya müdahaleden söz ediyor.

Bu, gerçekleri saptırmak, vicdanları karartmak, yalanı doğru göstermek çabasıdır.

Her şeyden önce adalet duygusuna aykırıdır. İnsanca bütün değerleri ayaklar altına almaktır.

Silivri’de adil bir yargılama değil, cellat hukuku geçerlidir.

Orada bu ülkenin en seçkin evlatlarından bir bölümü beton hücrelerde çürütülmektedir.

Savaşım sürecek

Silivri’de adalet zulmün maşası olarak kullanılmaktadır.

Oradaki adalet mülkün değil zulmün temeli olmuştur.

Buna karşı çıkmayan, bu zulüm karşısında kör ve sağır taklidi yapan herkes, bu zulme ortak demektir.

Başbakan ve akil adamlarıyla kadınları, tek tek bütün vicdan sahibi sanatçıların, sanatçı ve aydın adını hak eden herkesin, hepimizin, ve bir bütün olarak Sanatçılar Girişimi’nin, bu zulmü Türkiye ve dünya kamu oyu önünde gözler önüne sermek ve durdurmak için hiçbir tehdide boyun eğmeksizin savaşım vermeyi sürdüreceğini bilmelidir.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Silivri Zindanı’ndan notlar

SADIK GÜRBÜZ

Silivri davaları denilince zaten insanın yüreği sızlıyor. ‘’İnsan’ın’’ diyorum çünkü orada insan onuruna, insan haklarına ve hukukuna uymayan,’’insan’’ olanın vicdanını sızlatan olaylar bir utanç tiyatrosu gibi sergilemektedir.

İnsan ‘’olumsuzlukların bu kadarı nasıl bir araya getirildiğini bir toplumsal patlama özellikle mi isteniyor’’ diye sormadan edemiyor. Neresini tutsanız elinizde kalıyor, dökülüyor. Mahkemede sanık yerinde oturanlara da (onların çoğu halkın gözünde artık bir demokrasi kahramanı) dışarıda hukuksuzluğa karşı demokratik tepkilerini gösterenlere de uygulanan şiddeti ne demokrasi, ne hukuk, ne de vicdanla anlatabilirsiniz. Soğuk ve yağmurlu bir havada oraya otobüslerden indikten sonra iki kilometre daha yürüyerek gelmiş, aralarında yargılanan ailelerin içlerinde bebeklerin de olduğu, yaşlı ve hastaların da geldiği kalabalıklara basınçlı su ve biber gazı sıkmak nasıl bir vicdansızlık ürünü. Bu sadece kalabalığı provake eder. Oysa duruşmaya gelen avukatlar barikatlarda engellendi. Nedeni ise neden boş bırakılan bir bölüme basının ve kendilerinin yerleştirilmesini istemeleri (!)

Engizisyon 5 yıldır sürüyor

Yargıcın ise (kendi deyimiyle) ‘’seyirciler’’in oturduğu yere geçmelerini dayatması. Bunun için oradaki izleyicilerin kaldırılması yani salondan çıkarılması, en hafifiyle ayakta bırakılması gerekiyor. Benim bu olayda gülümsediğim yön ise, mahkeme başkanını sehvende olsa burda bir ‘’tiyatro’’ olduğunu ‘’seyirciler’’ diyerek beyan etmesiydi. Tiyatronun bu bölümü, anlattığım olay gerekçesiyle ertelenmeyle bitti. Mahkemelerin güvensizliği tescil edilmişken yargılananların engizisyon kalıntısı işkenceleri 5 yılı aşkın süredir hücrelerde devam ediyor. Ancak bir amansız hastalığın son evresi ya da bir ölümle toplum bilgi alıyor belki yarın bu tür haberlere de yasak gelir. Çünkü devir ‘’Yassak Hemşerim!’’ in sivil versiyon dönemi. Unutmasınlar barikatları yıkan kesim de bir başka sivil!.

Ben gördüm, vicdanım utanıyor. Herkes görmeli, halk bilmeli, öğrenmeli; orada Balbay’ın, Özkan’ın, Perinçek’in, Yalçın ağabeyin ve diğer beyin insanlarının yiğitliğini. Bu bir kabus! Tez bitmeli. Bitmez bitirilmeli. Onu sonlandıracak olan da gene Silivri’yi vicdanına sığdırmayan ama olanaksızlıktan oraya gidemeyen milyonların yüreğidir. Bu iğrenç tiyatro bitmelidir, tarihte hainlari ve kahramanlarıyla yerini almalıdır.

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.