‘Sanat, insanın kendine bakmasıdır’

Niye korkuyoruz sanattan? İnsan demek ki kendine bakmaktan korkuyor. Yüzleşmekten korkuyor. Sadece bireyler değil, toplumun belli kademelerine gelmiş insanlar da korkuyor yüzleşmekten. Ne kadar güzel bir şey, daha da aydınlanacak her şey halbuki,...

‘Sanat, insanın kendine bakmasıdır’
18 Ağustos 2014 Pazartesi 00:34

rop

Karşımıza şimdiye kadar hiç görmediğimiz bir Hamlet yorumuyla çıkan, Profesyonel oyunuyla yıllardır kapalı gişe oynayan tiyatro sanatçısı Bülent Emin Yarar tiyatro ve tiyatronun sorunları üzerine sorularımızı yanıtladı

Geçen dönem sahnelerimizde bir ilkle karşılaştık, tek kişilik Hamlet. Hamlet’i ve oyundaki diğer karakterleri canlandıran tiyatro sanatçısı Bülent Emin Yarar’la, Can Yücel’in Kuzguncuk’taki “mekânında” buluştuk, hem Shakespeare’in bu klasik oyununun yepyeni yorumunu hem de tiyatro yaşantısını ve tiyatromuzdaki sorunları konuştuk.
- Sahnelerimizde ilk kez gördüğümüz bir Hamlet yaptınız, tek kişilik. Nasıl başladı bu serüven?
Bu sene dedim ki; ya Işıl Macbeth yapalım, ama bu sefer Macbeth olmak istiyorum tabii. O da dedi ki Hamlet yapalım. Ya dedim Işıl ben sana 10 yıl önce Hamlet yapalım dediğimde sen bana baktın ve yaşın artık geç dedin dedim, şimdi noldu. Boşver 10 yılı dedi, şimdi Hamlet yapalım. Işıl da sezgileriyle çok yönlenen bir insandır, sezgileri ve mantığıyla, güzel buluşur ikisi. Dolayısıyla tamam dedim o zaman, bir bildiğin var demek ki, Hamlet yapacağız. Dedi ki Zeynep Avcı’ya teksti yazdıracağım. Zeynep Avcı teksti oluşturdu, son hali dedi. Aradan bir 10 gün geçti Işıl aradı, Bülent dedi, ben dedi okuyorum, okuyorum bunu tek kişilik yazmış galiba Zeynep. Sen benimle dalga mı geçiyorsun dedim, yok vallahi dedi, o zaman sen oynarsın tek kişilik falan oynayamam dedim. Tamam sen nasıl arzu ediyorsan öyle yaparız dedi. Fakat o düşünce girdi kafama. Bu arada tek kişilik okumaya başladım ve zevk almaya başladım. Sonra birgün buluştuk. Başladım okumaya, bitirdim, Işıl ben sana demedim mi dedi. Gerçekten çok güzel bir çalışma ortamı geçirdik. Hem Işıl’ın çok içine sindi hem benim, hem bütün o yaratıcıların; işte Zeynep Avcı’nın enerjisi büyüdü, Cem Yılmazer geldi ışıklarıyla, Hakan Dündar geldi dekoruyla, herkesi heyecanlandıran bir iş oldu.
- Işıl Kasapoğlu’yla ne zaman çalışmaya başladınız?
Işıl Kasapoğlu ile 1993 yılında Diyarbakır’da yine Shakespeare aracı olmuştu tanışmamıza, Shakespeare’in Macbeth adlı oyunuyla tanıştık. Dolayısıyla Macbeth’le de tanışmış oluyor insan. Çok da keyifli bir iş çıkardık. Öyle bir başlangıç vardı. İkinci oyunumuz Cyrano de Bergerac’tı, Işıl’la yine çalışmamız. Sonra defalarca bir araya geldik.
- Bu kadar farklı bir iş çıkınca eleştiren de çok olmuştur sanırım...
İlla laf söyleme ihtiyacı duyan bir kitlemiz var, o da tiyatroculardan, bilenlerden oluşan bir kitledir. Tiyatroyu ben tiyatrocu arkadaşlarım için değil, izleyiciler için yapıyorum. Hamlet’i hiç bilmeyen bir sürü insanla konuştum, onların tepkileri inanılmazdı. Sanat birçok insanın düşündüğü gibi herkesin dokunamayacağı bir tabu değil. Sanat herkesin içinde olan bir şey. Sanat dediğin şey, insanın kendine bakması. Ruhumuzun aynası... Bu kadar yakın bir arkadaşken biz onu ulaşılmaz bir yere çıkarttığımız zaman yazık etmiş oluyoruz.
- Siz bölge tiyatrolarında da uzun zaman çalıştınız. Diyarbakır’da uzun yıllar kaldınız. Oradan bir anınızı anlatır mısınız?
Diyarbakır’da sekiz çocuklu, eşi akıl hastanesinde bir ablamız vardı. Tiyatroya çağırdığımda, pavyona çağırdığımı sanıp elini ağzına kapayıp “tövbe gelmem” dedi. Merak ediyor ama tabii. Bir gün sevgi dolu gözlerle geldi, ben 4 tane bilet istiyorum, tiyatroya geleceğim dedi. Sonra bütün oyunlara gelmeye başladı. Nasıl buldun diye soruyoruz mesela “o şişman adam var ya, o olmamış” falan demeye başladı. Samimiyet budur. Ayrıca şey de yaptı aynı insan. Ben bir arkadaşın yerine geçmiştim, ses problemi yaşamıştı, davulcu oynuyorum, küçücük bir rolüm var; başka bir arkadaş da Taptuk Emre’yi oynuyor, büyük onun rolu. Oyunu izledikten sonra bana “siz ikiniz aynı maaşı mı alıyorsunuz?” dedi. Devlet Tiyatroları’nın şu andaki en büyük problemidir o mesela. Bunu daha 91’de söyledi. Oradaki insan, ilk defa tiyatroya gelen insan. Demek biz kendimize çok çekidüzen verememişiz o anlamda.
- Çok önemli bir sahnemiz yıllardır kullanılamaz halde, AKM’den söz ediyorum. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Bizim, biz içindekilerin daha önceden bir şeyler yapması lazımdı. İçimizde kavga etmekten sıkılıp bu hikayenin üstüne gitseydik böyle olmayacaktı. Ben sadece çok samimi bir şekilde diyorum ki ben AKM’de çok oyun oynadım, çok anım var orada. Üzüntüm o kadar büyük ki... Keşkeler var, kabullenemiyorum, kızarak reddediyorum. Kendime de kızarak. Bu işin içinde olan tüm arkadaşlarıma ve kendime de kızarak...
- Peki ne yapmalı bundan sonrası için?
Bundan sonrasını ne yapacağız? Bir defa sanattan korkmanın hiçbir anlamı olmadığını söylüyorum, yapılan işin çok önemli olduğunu söylüyorum. Bunun tekrar gözden geçirilmesi ve samimi olunması gerekiyor. Ben bu işi dışarda yaparım ama bu kadar kitleye ulaşamazsınız. Onun için çok değerli. Ama kesinlikle gözden geçmesi gereken şeyler var Devlet Tiyatroları’nda. Yapmamız gereken çok şey var kendi içimizde ama onu nasıl yaparız bilmiyorum. Benim için insanların 6 liraya 10 liraya oyun izlemesi çok önemli, bu ülkenin şartları için çok anlamlı. Bu değeri kaybetmemek gerekiyor. Ama kendi içimizde de diyeceğiz ki “şunun şunun artık değişmesi gerekiyor.” Bir yenilenmeye ihtiyaç var muhakkak.

5 sezondur kapalı gişe oynuyor

- Hâlâ devam eden bir oyununuz daha var, Profesyonel. Çok da iyi gidiyor, her oyun kapalı gişe...
Profesyonel 5. sezonunda şimdi. Ona da aşkla devam ediyoruz. Ve dolayısıyla karşılığını buluyor. 400 oyuna yakın oynadık şimdiye kadar, hala da oynayacağız. Her oyunda da kapalı gişe oynuyorsunuz. Evet o da büyük keyif. Keşkeler var hayatta ama bu samimi işlerin de çoğalması gerekiyor. O anlamda genç tiyatroculara da arada kafamı uzatıyorum, 40 kişilik 50 kişilik salonlarda çok samimi işler görüyorum. Onların da bir şekilde daha da boyut kazanıp turneler yapması, diğer şehirlerde şubelerini açması arzumdur.
- Profesyonel’de çok ince ve güzel bir eleştiri var...
Profesyonel’de Kovaçeviç çok önemli bir yere girmiş, hem aydınını eleştiriyor, hem de aynı şekilde sistemin içine entegre olmuş sıradan insanı eleştiriyor. Bu iki insan da sistemin aslında kuklaları oluyor. Demek ki bunu zaman zaman aydınlar da yapabiliyor. İşte sanat o kadar anlamlı ki, aydın kendini bile eleştirebiliyor. Bizim de bunu yapmamız gerekiyor, Yüzleşelim biz de ya...

‘Kimseden korkmuyorum’

- TÜSAK yasası çıktı diyelim, baskıların da artması anlamına geliyor bu, ne olacak o zaman?
Çıktı ya da çıkmadı diye kabul etmemek lazım ama dünyada zamanında o kadar çok acıılar çekildi ki... Öte yandan o acıların içinden sıyrılıp bir çok oyun yazarı çıkmış. Bir sürü hikayeler doğmuş... Nâzım’ın çıkma nedeni o, baskı gördükçe başka yerden çiçekleri açmış. O yüzden boynum bükük değil, hiç de korkmuyorum kimseden. Her şey iyiye gitmiyor günümüzde ama kalabalıklaşıyoruz bir yandan. Bir yandan iyi şeyler de oluyor hayatta.

Yüzleştikçe aydınlanacak her şey

- Yüzleşmek gerek ama bir yandan da büyük bir korku var sanata karşı...
Niye korkuyoruz sanattan? İnsan demek ki kendine bakmaktan korkuyor. Yüzleşmekten korkuyor. Sadece bireyler değil, toplumun belli kademelerine gelmiş insanlar da korkuyor yüzleşmekten. Ne kadar güzel bir şey, daha da aydınlanacak her şey halbuki, daha da netleşecek.

Zeynep Bilgin


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.