‘Olacaksak Cumhuriyetin kölesi olalım’ -(TAMAMI)

Peygamberler şehri Şanlıurfa’dan çıktık, pamuk ve mısır tarlaları arasında güneye doğru yol alıyoruz. Bildiğimiz tek şey, geçen hafta “Topraklarımızı geri verin” diyerek Akçakale...

‘Olacaksak Cumhuriyetin kölesi olalım’ -(TAMAMI)
22 Ağustos 2013 Perşembe 19:06

Peygamberler şehri Şanlıurfa’dan çıktık, pamuk ve mısır tarlaları arasında güneye doğru yol alıyoruz. Bildiğimiz tek şey, geçen hafta “Topraklarımızı geri verin” diyerek Akçakale yolunu trafiğe kapatan Yamaçaltı, Yediyol, Tarlabaşı, Yardımcı, Turluk, Ovabeyli, Mutlukaya, Kızbozan köylerinin bu yol üzerinde olduğu. Dört bir yanı Harran Ovası’nın verimli arazileriyle çevrili bu 8 köyde, 6 bin 550 yurttaş yoksulluk içinde yaşıyor.

Bir tas su alsak...

İlk durak 35 kilometre ilerideki Yamaçaltı köyü. Her taraf yemyeşil, kanallardan Atatürk Barajı’nın suyu gürül gürül akıyor. Çat kapı girdiğimiz küçük kerpiç evde yaşayan İbrahim Alkan, soluklanmamıza bile fırsat vermeden söze girdi. “Köyümüzü beğendiniz değil mi? Uçsuz bucaksız, yemyeşil bir arazi. Su da bol, beğenilmez mi? Ama biz beğenmiyoruz. Çünkü bu arazinin bir karışı bile bizim değil, bu akan sudan bir tas alsak elimizi keserler.” 5 çocuk babası İbrahim, belki erken kalkarız da derdini tam anlatamaz endişesiyle aralıksız konuşuyorken haberi alan diğer köylüler de geldi, dışarı çıktık. Köyün etrafındaki tel örgüleri, ellerinden alınan tarlaları, evlerini, çocuklarını gösterdiler. Uğradığımız diğer köyler gibi, onların da tek isteği birkaç dönüm topraktı...

Köylerde bayram var!

Yediyol köyündeyiz. Eski muhtar Ali Al anlatıyor: “1978 yılıydı, köye bir haber geldi. ‘Devlet size Hazine’den tarla verecek’ dediler. Önce inanmadık, ama ‘ula, ya gerçekten verirlerse’ deyip şehre gittik. Meğer doğruymuş. Bütün köylerde bayram var. Davullar çalınıyor, halaylar çekiliyor. ‘Yaşasın Ecevit’ diye bağıra bağıra soluğumuz kesildi. Gece gündüz dualar ettik. Nihayet geldiler, nüfusuna göre kimine 30, kimine 40 dönüm toprak verdiler. O dönem su daha gelmemişti. Olsun, kurak da olsa bizim toprağımız deyip kolları sıvadık. Genci yaşlısı herkes, kendi tarlasına girdi. Ne taş, ne çöp bıraktık, tertemiz ettik. Bu bayram, tam 12 yıl sürdü.”

‘Ağanın oyunu’

Peki araziler ellerinden nasıl alındı? Tarlabaşı köyünden Yasin Kuş yanıtlıyor: “Kalleşçe aldılar. Jandarma komutanını yanlarına alan ağalar, köylüye oyun yaptılar. Bir gün tüm köylüler jandarmaya çağırıldı. Vardığımızda, ‘Sizde silah varmış’ dediler. Hep bir ağızdan ‘Vallah billâh yok’ dedik. Komutan, ‘Ben de biliyorum, ama şikâyet var. Silah yoktur diye bu kâğıtları imzalamanız gerek’ dedi ve köylüler boş kâğıtları imzaladı. Sonra o imzaların üstüne şöyle yazılmış: ‘Şimdiye kadar kiramı vererek kullandığım tarlayı artık kullanmayacağım ve herhangi bir toprak talebim de yoktur.’ Köyde okuma yazması olan yok. Olsa da devletten korkar. Ayrıca devletin komutanına güvenmeyecek de kime güvenecek?”

Hayatında eylem nedir bilmemiş bu köylüler, niye bu günlerde hareketlendi?

Yediyol köyünden Ahmet Duyar açıkladı: “AKP bir torba yasa çıkarttı. Bu yasaya göre Hazine arazileri 3 yıldır kullanana satılacak. Son 3 yıl bu arazileri kullananlar, ağalar. Yani ağalara satılacak. İsyanımız buna.”

Tarlabaşı köyünden İbrahim Demirel: “Özal almasaydı, tarlaları son 3 yıl biz kullanmış olacaktık. Gerçi öyle olsa bile, hiç kimsenin bu arazileri satın alacak gücü yok. Yapılacak en iyi şey, arazilerin bize dağıtılması, biz de kiramızı vereceğiz.”

‘Ağalık istemiyoruz’

Her köyde bayrağımızla karşılandık. Sık sık “Kahrolsun ağalık Yaşasın Cumhuriyet” sloganı atılıyordu. Yamaçaltı’nda bir köylü şakayla, “Nankörlük yapmayalım, ağamız hasat kaldırdığında hane başı bize 40 kilo buğday veriyor” deyince, Hüseyin Budak, “Alsın başına çalsın. Artık ağa da ağalık da istemiyoruz. Köle olacaksak da Cumhuriyetimizin kölesi olalım” dedi.

En son, “Topraklarınız geri verilmezse, ne yapacaksınız?” diye sorduk. İlk yanıt Tarlabaşı köylüsü Yasin Kuş’tan: “Ağlamayan çocuğa meme vermezler. Eğer biz o eylemi yapmamış olsaydık, siz bizim sesimizi duyar buraya gelir miydiniz? Biz işi öğrendik. Mücadele edeceğiz. Ağa bizden daha güçlü değil.”

İbrahim Alkan, Yamaçaltı köylüsünün kararlılığını yansıttı: “Çocuklarımın ekmeği için her şeyi yaparım. Eğer toprağımız geri verilmezse zaten ölmüşüz demektir. Ölüler korkmaz. Ellerimizden alınan arazilerimiz ya verilecek, ya verilecek. Başka yolu yok.”

Orta yaşlı bir kadın bağırdı. “Bu ne biçim adalet, bu ne biçim Cumhuriyet! Hep ağaya, hep ağaya!”

Yediyol köylüsü Ahmet Duyar, “Bu dev artık uyanmıştır. Toprağımızı vermeyenin dünyasını dar ederiz” dedi ve ekledi: “Biz vatanımızı, bayrağımızı seviyoruz. Bu uğurda seve seve canımızı feda ederiz. Ama kusura bakmasınlar. Bu ne biçim adalettir ki hep zalimden yana, hep yoksula ve mazluma karşı. Toprağımızı geri vermeyen adalet, adalet değildir. Kimse bizden böyle bir adalete güvenmemizi beklemesin. Çünkü kaybedecek hiçbir şeyimiz yok.”

Tel örgünün iki yanı

Birçok köyün etrafına duvarlar, tel örgüler çekilmiş. Buna köylülerin bazıları “utanç duvarı”, bazıları da “Berlin Duvarı” diyor. Valilik ise çocukların boğulmasını engellemek için olduğunu söylüyor. Tel örgü nedeniyle köye giriş ve çıkış tek kapıdan. Tel örgünün iç tarafında tezek yapan Kadriye Balşek anlatıyor: “Bak, oğlumun her tarafı çamur içinde. Yanımdan su geçiyor ama yıkayamam, çünkü arada tel var. Beslediğimiz birkaç küçükbaş hayvan da bu sudan faydalanamıyor. Allah korusun, diyelim ki bir çocuk kanalda boğulma tehlikesi geçirdi; 1metre yanımdaki çocuğu kurtaramam. Çünkü tel var. Kapıdan çıksam bir saat sürer.”

Diğer bir köylü de “Son yüz yılda bu köye bir çivi çakılmamıştır. Yapılan tek şey bu Berlin duvarıdır” diyor.

‘Kâbusum oldu’

Fatma Gül, tarlanın içindeki bir dut ağacını gösterdi. “Ben bu ağacın altında tam 12 yıl, 7 yavruma yemek pişirdim. Devlet, sınırı birer kazık çakarak belirlemişti. Ama ben korkumdan kazıkların yanına taşlar da koydum, başka kazıklar da çaktım. Hatta küçük fideler diktim, tarlamın etrafında büyüsünler de kimse sınırımıza karışmasın diye. Yine de rahat edemedim. Rüyamda birilerinin tarlayı aldığını görüyor, kâbusla kalkıyordum. Dayanamadım, gittim ağacın yanına derme çatma bir kulübe kurdum. Artık orada yaşıyorduk. Tam da suyun geldiği yıl elimizden aldılar, hayatımızı kararttılar. Şimdi burayı 30 bin dönüm arazisi olan bir ağa ekip biçtiriyor. Ben o tarlayla 7 çocuğumu büyütmüştüm. Şimdi ise çocuklarım da, onların çocukları da perişan.”

Ölülerini üst üste gömüyorlar

Yüz yıllardan beri bu topraklarda yaşayan köylülerin, bir karış toprağı olmaz mı? Hayır, yok! Yasin Kuş diyor ki, “Bir köyde ağalık varsa orda yaşayan köylü toprak sahibi olamaz. Olursa diğer köylülere kötü örnek olur.”

Köylerde umumi tuvalet yok, çünkü arsa yok. Köylüler ölülerini üst üste gömüyor, çünkü arsa yok. Ahmet Duyar diyor ki, “Dinden imandan konuşanlar, dirimize çektiriyorlar, bari ölülerimizi rahatlatsınlar.”


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.