Öğretmen, Sümerolog, yazar, Cumhuriyet kızı Muazzez İlmiye Çığ

Muazzez İlmiye Çığ, bu yıl 100. yaşını kutluyor. İlk kitabı 1993 yılında, 80 yaşındayken yayımlandı. Son 20 yılda 20 kitap yazdı. Bugünlerde yeni kitabını, yeni makalesini, yeni mektubunu tasarlıyor. Bu yaşta bu üretkenliğin...

Öğretmen, Sümerolog, yazar, Cumhuriyet kızı Muazzez İlmiye Çığ
12 Mayıs 2014 Pazartesi 07:18

muazzezrop

Muazzez İlmiye Çığ, bu yıl 100. yaşını kutluyor. İlk kitabı 1993 yılında, 80 yaşındayken yayımlandı. Son 20 yılda 20 kitap yazdı. Bugünlerde yeni kitabını, yeni makalesini, yeni mektubunu tasarlıyor. Bu yaşta bu üretkenliğin sırrını öğrenmek için evinin kapısını çaldığımızda bilgisayarın başındaydı. Henüz 10 gün önce bir gözünden küçük bir ameliyat geçirmiş, okuma faaliyeti biraz aksamış, arayı kapatmaya çalışıyordu...

Önce son kitabı

- Son kitabınızdan başlayalım sohbetimize. “Uyanın Artık” kitabında, güncel konularda yetkililere ve ilgililere yazdığınız mektuplar var. Neden yazdınız bu mektupları?

Mektuplar, benim hayatımda yeni değil. Başlangıcı var. “Vatandaşlık Tepkileri” diye topladığım bir yığın mektubum var. Emekli olduktan sonra başladım mektup yazmaya. Önce mesleki konulardaydı, sonra güncel, toplumsal konuları da ele almaya başladım.

- Hepsini hemen o gün gönderiyor musunuz?

Yazar yazmaz gönderiyorum. En fazla 1-2 gün bekler. Adresine gönderirim. Elektronik posta ile ileti olarak değil, posta ile gönderirim. Hatta bazı önemli mektupları da kargoyla gönderiyorum.

- “Uyanın Artık”taki mektupların sonuçları merak konusu. Ertuğrul Günay’a yazdığınız mektupda bir Enstitü açılmasını istiyorsunuz. Yanıt aldınız mı?

Ertuğrul Günay’dan resmibir yanıt aldık, “Müsait değildir” diye bir red cevabı geldi.

Bütün dünyayı toplamak

- Neden böyle bir enstitü istemiştiniz? Olumlu bir yanıt almayı bekliyor muydunuz?

Bu konuda çalışan dünyada pek çok insan var. Türkmenistan’da, İran’da var, Asya’dan insanlar var. Böyle bir enstitü olsa, başta Sümer olmak üzere Türk kültürü hakkında araştırmalar bir araya gelebilecek. Mesela Etrükslerin dili... İtalyan bir profesör Etrükslerin Türk olduğunu yazıyor. Yalnız kendisi değil, başka profesörlerin de aynı kanıda olduğunu bana bildiriyor. Yabancı bir bilim adamı bunu söylüyor, çok önemli. Bir üniversitede “Etrükskoloji” diye bir bölüm açılsın istedim, ama kimse yapmadı. Asıl gayem, Etrüksler, Sümerler ve Anadolu dilleri, bütün Türk dilleri çalışmalarını toplamak, biraraya getirip bir sentez yapmak lazım.

Yeterki boşa gitmesin

- Siz bilginin peşindesiniz...

Mesela ben Sümerlerin Türk kolu olduğunu yazdım, ama elimdeki çok kısıtlı malzemeyle yazdım. Belki bu Türk devletlerinde çok daha fazla malzeme var, bilmiyoruz. Oysa böyle bir enstitü olsa, malzemeler toplanır, ne iyi olur. Ben o işi yapamam, gerek yaşım, gerek imkanlarım dolayısıyla böyle bir şeyi yapamam. Başka yapabilecek birini bulmaya çalışırız. Sümeroloji mezunları var, onlardan ilgilenen olur, diye düşündüm.

- Kitapta “alternatif Nobel ödülü”nden söz ediyorsunuz. Bazı haberlerin duyulmadığından mı yakınıyorsunuz?

Verilmiyor efendim! Mesela Karaca’ya alternatif Nobel ödülü verildi. Dünyada 3 kişiye verilmiş, bir de bir kuruma verilmiş. Ne olursa olsun yazmaları lazım, ama bizim gazeteler yazmıyor. Dışarıda başarılı sanatçılarımız var, yazılmıyor. Fazıl Say’dan öğrendim: Genç bir kızımız, New York’da 10 bin piyanistin içinde birinci olmuş. Siz hiç duydunuz mu?

- Çıkan haberler içinde de beğenmedikleriniz var, mektuplardan anlıyoruz...

Fatih Altaylı ve Levent Kırca’nın programını dinlemiştim. Nasıl bir vicdanınız var ki, gazeteci arkadaşlarınızı ziyaret etmiyorsunuz, diye kızdım. Mesela Murat Bardakçı’ya “Müzik çöküyor” diye yazdığında çok kızmıştım.

- Şu an elinizde bir mektup ya da mektup konusu var mı?

Başbakan’a mektup yazıyorum. Seçimlerden birkaç gün önce, bir televizyon kanalında Başbakan’a soru soruyorlar. Orada “Mustafa Kemal’in çağdaş olmamzı lazım sözüne uyuyoruz, onun yolunda çağdaşlığa devam ediyoruz” diyor. Ben diyorum ki, yollar, köprüler, bizim camileri sıfıra indiren gökdelenler... Buralarda çok haklısınız, Amerika’yı geçtik. Hepsi iyi de, e arkadaşım, Atatürk’ün çağdaşlığı sadece bunlar değildi. Bunların içinde yaşayan insanların çağdaşlığıydı. Ona göre kız-erkek beraber okuyacaktı. Çağdaşlık buydu, diyeceğim. Başbakanın çağdaşlık anlayışı kafamı çok meşgul ediyor.

Bana ne demiyor

- Günceli nasıl yakalıyorsunuz?

İlgi meselesi. Gazetelere bakıyorum. Televizyonu dinliyorum, kitap okuyorum, gelenler oluyor, etrafımla devamlı ilgiliyim. Aman bana ne, demiyorum. Ne yaparlarsa yapsınlar, demiyorum.

Doksan Beş*

Nedir kuzum bu doksan beş?

Yıl mı, ay mı, gün mü?

Bana kalırsa bu rakam

Saniyelik bir zaman.

Evet! Öyle gelip geçti yıllar.

Uğraşılar, sevgiler, mutluluklar,

Ölümler, acılar, mutsuzluklar

Hepsi de bir saniyede oldu.

Doksan beş, yaşlanmak mı demek?

Ben yaşlandım diyemem.

Bakmayın öyle yüzüme,

Yılların izi nedir, diye

Yaşlılık bence yüzde değil,

gönülde, gönülde

Gönlüm öyle cuşkunki:

Dünyayı adım adım dolaşmak,

Uzaya tırmanmak,

Kitapları devretmek,

Her güzeli seyretmek,

Herkesi mutlu görmek,

Sevmek sevilmek,

Her andan zevk almak istiyorum.

*20. 06. 2010 - Muazzez İlmiye Çığ

Yayınevi beni buldu

- Kitap yazarlığınız nasıl başladı?

İlk olarak Zaman Tüneli: Sümer’e Yolculuk’la başladım. Aa, bir baktım, oradan buradan ailelerden destekler aldım. Yayınevi de beni buldu. Ben eğer yayınevi arasaydım bulamazdım. Gördü, bunu fark etti. Onlar beni bulduktan sonra ben hevesle yazmaya başladım. Zaman Tüneli’ni ilk olarak Kültür Bakanlığı basmıştı, 10 bin adet bitmiş. Yeniden basamayacağız Hocam, dediler. İkinci baskıyı yaptıramayız, dediler. Ta, 1990’ların başıydı. Ben Tarih Kurumu’na bir makale göndermiştim. Sümer Kültüründen Dinlere Gelen Etkiler” diye bir makale. Bilim Ütopya görmüş, beni buldular. Makaleyi basmak istediler, “izin almak lazım” dedim. İzin aldık ve basıldı. Kaynak Yayınları orada görüp “kitap yapalım” dedi. Makale başka kitap başka... Kitap için de zaten malzeme vardı, onları toparladım. Şimdi de bazı ilaveler yapmak istiyorum, bilgisayarda yazılı ama veremedim henüz.

- Bir asırdır yazıyorsunuz...

Yok evladım, bir asır değil, bir asırdır yaşıyorum. Yazı yarım asır diyebilirsin, öğretmenliği de sayarsan 70 yıl...

Öğretmeden olmaz

- Çok üretken bir insansınız. Sizi üretmeye teşvik eden nasıl bir dürtü bu ?

Öğretmen damarı var. Babam da öyleydi, ben de bildiklerimi öğretmekten çok zevk alıyorum. Sümerleri okuduktan sonra, daha iyi anladım. Sümerler, 4000 yıl önce diyor ki “madem ki biliyorsun, neden öğretmiyorsun?” Oku oku, öğren öğren. Bunu etrafına yaymadıktan sonra bir değeri yok. Seninle beraber mezara gidecek. Madem ki biliyorsun, yayacaksın. İkincisi de boş vakit geçirdin, neye yaradı? Boş vakit geçirmeyeceksin. Bu ikisi çok önemli.Hepimizin elinde rehber olması gereken iki atasözü. Bir şey bildikten sonra yaymak lazım, boş vakit geçirmeyeceksin.

Kanıt olmazsa olmaz

- Tarihin güncelliği nasıl sağlanacak?

Atatürk, bu Sümer tarihini halka indirmek istiyordu. Halk, öğrensin, ilgilensin de, belki aralarında merak eden çıkar ve çalışma yapar, diye düşündü. Sümerlerin Türklerle ne ilgisi var acaba? Bunu ortaya koysun, istiyordu. O, Fransızca bir kitapta okumuş, “Sümerler Orta Asya’dan gelmiş olabilir, dilleri Türk diline benziyor.” Atatürk, kitapta bunun altını çizmiş, yanına da kocaman bir “önemli” notu yazmış. Gözümle gördüm. O zamanlarda, birisi “Sümerler Türktür” demiş, “kanıtlayın” demiş Atatürk. Herşeyin kanıtını istiyor. Hatay’ı almadan önce Hatay’ınTürklerle ilgili olup olmadığını nasıl araştırma yaptığını bilemezsin. Haritalar getirtmiş, kaynaklara başvurmuş, Hatay’da olan nesil isimlerini bulmuş, Orta Asya’da köklerini araştırmış. Okuduğum zaman hayretler içinde kaldım... Sümerler konusunu da halk bilsin istiyor, buna göre araştırıcılar çıksın istiyordu.

Hedefim ödül değil

- Sansürden yakınıyorsunuz ama ödüllerinize bakılırsa bütün sansürleri kırdınız... Ödül ne kadar önemli sizce?

Önemli bulduğum ödüller var tabii, ama bir ödül almak amacıyla hiç çalışmadım. Gençliğimde şunu söylemişimdir: Eğer bir ödül almak için çalışırsan, almadığın zaman çok üzülürsün. Ama hiçbir ödül, övgü hedeflemeden, sadece çalışmak ve üretmek için çalışırsan belki bir gün karşına bir ödül çıkar. Galiba bunu söylememin sebebi şu oldu: Müzede 2 arkadaş çalışıyoruz, her ay sonunda da yaptığımız işleri Müzeler Müdürlüğü’ne rapor ediyoruz. Oysa kimse de bizden böyle bir şey istemiyor. Bir süre sonra baktık ki, çalışmalarımızdan dolayı bize takdirname geldi. Hayatta hiçbir zaman takdir almak için iş yapmadım.

Füsun İkikardeş


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.