ÖCALAN ‘İSLAM BAYRAĞI’NA NASIL BAĞLANDI-1 -(TAMAMI)

DÜN ‘Kemalistlerle yürüyelim’ diyordu, BUGÜN Fethullah’a selam gönderiyor

ÖCALAN ‘İSLAM BAYRAĞI’NA NASIL BAĞLANDI-1 -(TAMAMI)
27 Mart 2013 Çarşamba 13:56

Abdullah Öcalan, PKK’nın yayın organlarından Serxwebun dergisinin 2000 yılındaki 222’nci sayısında ‘Kemalistlerle birlikte Mustafa Kemal’in sözleriyle yürüyelim’ demişti

Aynı Öcalan, Milliyet’te yayımlanan İmralı tutanaklarında ise Kürt sorunun çözümü için ‘Tayyip Erdoğan’la birlikte yürümek’ten söz ediyor, Fethullah Gülen’e selam gönderiyor

 

Abdullah Öcalan, 1999 yılında yargılandığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yaptığı savunmada, Yargıtay dilekçesinde ve 1999’dan sonraki birkaç yıl içinde yayınlanan yazılarında o zamana kadar savunduğu görüşlerden çok farklı tezleri dile getirdiği biliniyor.

İmralı’da yargılanan Öcalan, “Türk Milleti”ni, “Atatürk milliyetçiliği”ni ve “Cumhuriyet”i savundu. “Kürt isyanları gericidir” dedi. “Cumhuriyet isyanları bastırmakta haklıydı” görüşünü dile getirdi. Özerklik veya federasyonun, feodal gericiliğe zemin oluşturacağını savundu ve ABD ile AB’yi karıştırmadan Kürt sorununu biz kendi aramızda çözelim dedi.

Öcalan şimdi bu görüşlerin hiç birinin arkasında değil. “Ortak Millet”i savunan Öcalan gitti, yerine “Türk milliyetçiliğini” Hitler ırkçılığıyla özdeşleştiren Öcalan geldi. “Kemalistlerle birlikte yürüyelim” diyen, 28 Şubat’ı olumlayan Öcalan’ın yerini, Tayyip Erdoğan’la birlikte “Ergenekon”a saldıran Öcalan aldı.

Bu “değişimde” asılda şaşılacak bir yan yok. Öcalan ve PKK, siyaset sahnesine çıktığı ilk günden bu yana sırtını hep bir kuvvete dayayarak politika yaptı. 2000’lerde Türkiye’de 28 Şubat rüzgarı esiyordu. Öcalan’ı İmralı’da tutan irade Atatürk’ü savunuyordu. Türkiye’nin görece emperyalist devletlerinden en bağımsız olduğu bir dönem yaşanıyordu.

Bugün ise BOP Eşbaşkanlığı yaptığı kurulmuş, Ergenekon tertibi ile TSK’da büyük bir tasfiye gerçekleştirmiştir. ABD Irak’ı işgal etmiş, kuzeyde bir kukla devlet kurmuştur. Suriye’de kışkırtılan içsavaş devam etmektedir. Öcalan’ın görüşleri de esen yeni “rüzgara” göre değişmiştir. Bu yazı dizisinde Abdullah Öcalan’ın 1999 ve 2000 yılındaki görüşleri ile bugün savunduğu görüşleri çeşitli başlıklar altında okuyucularımızın değerlendirmesine sunuyoruz. Yorumu okuyucumuza bırakıyoruz.

Yıl: 2013 Ergenekon tutanaklarına göre Ordu

Öcalan: “Zamanında söyledim anlamadılar. Anlamış olsaydılar Ergenekon olmazdı... Ben ilk günden beri ‘Demokratik Cumhuriyeti’ savundum, onlar beni anlamadılar. Apo’yu bitirdik” dediler. Stratejik hatalar yaptılar. Ergenekon’a saptılar, umarım bu sefer böyle olmaz. Anlamlı bir uzlaşmaya gidilseydi (Ecevit döneminde) ne Ergenekon, ne AKP olmazdı.”

AKP darbe ile uğraşırken...

“Ergenekon’un bizden beklentisi 2002’den itibaren savaşı tırmandırmamızdı. Ben AKP’nin tam olarak oturması ve olgunlaşması için bilerek bekledim, sabrettim. AKP onlar dedik. AKP dare ile uğraşırken başını belaya/derde sokmayalım dedik. Onlar da darbelerle uğraştılar.”

Yıl: 2000 Öcalan’a göre Kemalizm ve Ordu

Abdullah Öcalan’ın Kemalizm ve Türk Ordusuna nasıl baktığını da, yine kendi ifadesiyle aktarıyoruz. Öcalan’ın Serxwebun dergisinin 222. sayısında yayımlanan görüşleri şöyle:

“Sorguda bir askeri yetkili, ‘bu oyunu, bu kardeş kavgasını bozacağız’ demişti. Ben buna değer verdim ve varım dedim; zaten yıllardır yapmaya çalıştığımız da

 

budur dedim. Aslında Kemalizm, yani 1919-1924 yılları arasındaki çizgi uygulanamadı. Bunda isyan etme var, kendini pazarlama ve oyuna gelme var (...)”

“Fakat feodal aşiret önderlikleri, emperyalistlerin yedeği olmaktan kurtulamadılar. Tarihteki yanlışları düzeltmek de bize düşüyor. Bizim bu süreçte yaptığımız da budur. Geçenlerde bana Mustafa Kemal’in o dönemdeki konuşmalarını derleyen Doğu Perinçek’in bir kitabını verdiler [Doğu Perinçek’in Kemalist Devrim-4/Kurtuluş Savaşı’nda Kürt Politikası]. O konuşmaları inceledim. Ancak orada söylenenler uygulanamadı. (...)

Kemalistlerle birlikte yürüyelim’

“Görüyorsunuz, en değme Kemalistler harcandı. Bu cinayetlerde İran’dan medet umuyorlardı. Son derece duyarlı olunmalıdır. 28 Şubat süreci önemlidir. Aslında Kemalizmi yeniden incelemek gerekir. Kemalizmde Kürtlere yer olduğu kesindir. Kemalizmin güncelleştirmesini iyi irdelemeliyiz (...)”

“Kemalistlerle ilişki geliştirin, onlar da dönüşüyorlar. Birlikte Mustafa Kemal’in sözleriyle yürüyelim. Geçmişte böyle söylemediysem, bu benim eksikliğimdi (...)

28 Şubat’ta Kemalizm demokratik öngörüye geldi’

“Kemalizm artık 1925’lerdeki Kemalizm değildir. Kemalizm’de de demokratikleşme var. 28 Şubat sürecinde olan şey Kemalizmin demokratik öngörüye gelmesidir. Bu dönemde güç dengesinden rahatsız olan gerici kesim var (...)”

“28 Şubat süreci tümüyle demokratik uzlaşmadır’ demiyorum. Beş on yıl sürer. Yüzde yüz evet ya da hayır demek mümkün değildir. Savunmamda bunları söyledim. Bunlar öylesine söylenmiş sözler değildir. Anayasa değişiyor, seçim ve partiler yasası değişiyor; PKK de değişiyor. Sonuç uzlaşmadır. Bu bir çizgidir. Yaşadığımız süreci böyle derinleştireceğiz. Yaşadığım ve sağlığım elverişli olduğu sürece bunu pratikleştireceğim (...)”

Kürt sorununu Ordu ile çözmek istiyoruz’

“Türk Ordusu ile karşı karşıya gelmemek için özen gösterilmelidir. Yoksa çözüm zorlaşır.”

“Genelkurmay Başkanı’nın daha önce Eylül 1999’da yaptığı geniş bir açıklama vardı. Ben o açıklamayı önemsiyorum. (...)”

“Ordu ve diğer kurumlar içinde de farklı görüşler var. Fakat biz orduda gelişecek asıl çizgiyle bu sorunu çözmek istiyoruz. (...)”

“Silahla olmaz. Güçlerimiz dışarı çekilmeli”

“Stratejik olarak silahlı devrim olmaz, demiştim. Bir yıldır çatışma olmadı ve bu olumludur. İçeride kalan güçler kalmalıdır. Kalanlar kendilerini iyi korumalı, barışa kadar çatışmaya girmemelidir. Bunlar barışa hizmet ve katkı gücü olabilirler. (...)”

“Güç kalmamalı, ama varsa olabilir de. İki yüz gerilla civarında kalabilir. Bu gerilla gücü barışa hizmet gücü olarak kalmalıdır. Kabul edilebilir düzeyde kalınabilir. Eşkiyalıktan sıyrılma sağlanmalıdır. (...)”

“Güçlerimizin tümüyle dışarıya çekilmesi benim istememdi. İçeriyi zorlar, provoke ederdi. Biz samimiyiz. Ne kadar güç olsak da saldırı durumumuz olmaz. (...)”

“Barış ilkesel bir tarzda ele alınmalıdır. Milyonlar örgütlenmelidir, çünkü halk hareketi önemlidir. Genelkurmay da dahil ileri de hiç kimse karşı çıkmaz. Köylere, halka gidilmelidir. Türk köylüsü, Kürt köylüsü buna açıktır. Çözüm burada olacaktır. Köylere silahla değil beyinle gidilmelidir. Cumhuriyete açıkça karşı çıkılmaz, demokrasi denir. Tekrar söylüyorum, Ordu da buna karşı çıkmaz. (...)”

Görüldüğü gibi, 2000 yılında Öcalan, yabancıların müdahalesini bozmayı öneren askeri yetkiliye “varım” diyor. Kemalizm “1919-1924” çözümünün uygulanmasını savunuyor.

“Kemalistlerle birlikte yürüyelim” diyor. Gericiliğe karşı 28 Şubat’ın yanında duruyor.

Silahla stratejik sonuca varılmayacağını belirtiyor ve ordu ile çatışmayın talimatı veriyor.

Ne oldu da bütün bu görülerden vazgeçildi? Özeti ABD, Irak’ı böldü. AKP iktidara oturdu. TSK esir alındı. Öcalan artık hedeflerine ABD-İsrail-AKP -TÜSİAD-TESEV ve neoliberal döneklerle ulaşacağını düşünüyor.

İslam bayrağı’na sarıldı

Öcalan’ın 21 Mart’ta Diyarbakır’da açıkladığı program, bölücü Kürt milliyetçiliğinin “yeni dönem”deki yeni ittifaklarının da ilanıydı. İttifakın çatısının “İslam bayrağı” olduğunu söyleyen Öcalan, dört peygambere kadar gitti: “Bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır... Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in mesajlarındaki hakikatler, bugün yeni müjdelerle hayata geçiyor, insanoğlu kaybettiklerini geri kazanmaya çalışıyor...”

Abdullah Öcalan’la İmralı’da görüşen heyetin içinde yer alan BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de, 23 Mart tarihli Hürriyet gazetesine İmralı görüşmelerine ilişkin önemli bir bilgi verdi. Önder’in aktardığı diyalog, Öcalan’ın Nevruz’da ilan ettiği “yeni dönem”in de bir bakıma şifrelerini veriyordu. Önder şöyle dedi: “Sayın Öcalan, Fethullah Gülen’e selamlarını gönderdi. Fethullah Gülen’in ‘Sulhta hayır vardır’ yaklaşımı benim de yaklaşımımdır. ‘Bütün Ortadoğu’daki demokratik bir siyaset ve barış için birlikte çalışabiliriz, Muhterem Fethullah Gülen’e selamlarımı söyleyin. Onu en iyi anlayan benim’ dedi.”

Atatürk’e minettarız’dan Çiller ve Erdoğan’ın ‘Rol modeli Atatürk’e

Abdullah Öcalan’ın görüşlerindeki en çarpıcı dönüşlerden biri de Atatürk konusunda.

2000’de “Atatürk Kürtlerin de kurtarıcısıdr” diyen Öcalan, 2013 yılında ise Abdülhamit’ten daha olumsuz konumda olan, Tansu Çilller ve Tayyip Erdoğanlara “rol modeli” olan bir Atatürk tasviri yapılmaktadır:

Biz AKP’ye iktidarı altın tepside sunduk. Bize bir teşekkür etmedikleri gibi İkinci Atatürk rolüne soyunup daha çok üstümüze geldiler, ezmeye çalıştılar. Benim demokratik kriterlerim var, bunu anlattık, bir de baktık ki AKP hegemonya kurmak istiyor, 1923-40-50 CHP yerine AKP....”

Tansu Çiller’in Atatürk olma sevdası vardı...”

Doğan Güreş-Tansu Çiller işbirliği de oradan (İngiltere’den) icazet almıştı.”

Abdülhamit Kürtlere yer verdi’

Kürtlerin devletten dışlanmaları son yüzyıldır. Abdülhamit bile onlara yer verdi. Mustafa Kemal de başta onlara yer verdi. Devreye giren İsrail Lobisi, Ermeni Lobisi ve Rumlar, ‘Kürtler ne kadar dışlanırsa o kadar başarılı oluruz’ diyorlar.

Atatürk’ü minnetle anıyoruz’

Cumhuiryetin kuruluş ve korunmasında emeği geçen tüm şehitleri şehitlerimiz bilmek kurucusunu minnettarlık ve saygıyla anmak, bayrağını gururla selamlamak bunun için esastır.” (A. Öcalan, DGM’ye verilen ilk savunma, s. 155)

1920’lerdeki bir ayrılığın vatanlarını kaybetmek anlamına geleceğini kısa tarif bilgisi olanlar bilirler. Kürt ve Türklerin o dönemde ayrılmaları ya yutulmaları ya da ufak ayrılıklar halinde kalmaları demektir. Ortak hareket ve bunda Atatürk’ün kurucu rolü bugünkü vatanının gerçeklerimesinin esas nedenidir, buna hep minnettarız.” (A. Öcalan, DGM’ye savunan ilk savunma, s.123)

Öcalan, 1999 yılında yenilmişti. Türk Ordusunun elindeydi. Kürt sorununu Türkiye’nin içinde çözmek noktasına gelmişti. Onun için Atatürk’ün tarihte oynadığı rolü doğru görüyordu. 2013 yılında ki Öcalan ise ABD’nin ve BOP Eşbaşkanı’nın elindedir ve Atatürk’e onun gözü ile bakmaktadır.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.