Mümtaz İdil yazdı: Savaş sanal ama ölümler somut

Karl Marks Kapital'i yazdığında bu yapıtının işçi sınıfının elinde bir destan yaratacağına inanıyordu. İngiltere için öngördüğü işçi devrimi Rusya'da gerçekleşti. Yazar 1883'te öldüğü için öngörüsünün Rusya'da...

Mümtaz İdil yazdı: Savaş sanal ama ölümler somut
23 Eylül 2013 Pazartesi 15:48

mumtazidil

Karl Marks Kapital'i yazdığında bu yapıtının işçi sınıfının elinde bir destan yaratacağına inanıyordu. İngiltere için öngördüğü işçi devrimi Rusya'da gerçekleşti. Yazar 1883'te öldüğü için öngörüsünün Rusya'da gerçekleştiğini göremedi, hele yetmiş yıl sonra yıkılışını görseydi herhalde lanetin en kara yazgısını yaşadığını anlayacaktı. Zaman Marks'ı kısa dönemdeki lanetlerden korudu.

Aleksandr Puşkin Çarların merhametine sığınıyor, onlardan daha fazla özgürlük istiyordu, ama d'Anthes onu karnından vurduğunda, genç yaşında yazarlığın bir başka lanetiyle burun buruna geldi ve üç gün acı çektikten sonra öldü.

Lermontov onu izledi.

Stefan Zweig hayatına son verdi. Sebep olarak İkinci Dünya Savaşı'nı gösterdi, Hitler'i suçladı. Kendi üzerine çöken lanetin farkına bile varamadı.

Nikolay Gogol anlaşılamadan öldüğünde çıldırmanın eşiğindeydi zaten. Birçok eserini odun sobasında yakarken, kendinden sonraki tüm Rus yazarların onun "paltosundan" çıktığına tanık olamayacaktı.

Albert Camus, J.Paul Sartre, Simone Beauvoir dünyaya fırlatılmışlıklarının felsefesini tüm dünyaya yayarken sırtlarını vahşi İkinci Dünya Savaşı katliamlarına dayıyorlardı, ama bunun bir gün gelip de gençliğe umutsuzluk aşılayabileceği "lanetini" göremediler.

Bilgisayar teknolojisinin yepyeni bir çalışan sınıf yarattığını gören emekçiler, Maksim Gorki'nin "Ana" romanındaki çapraz kuşatmaya daha dikkatli baktılar, ama Gorki bunları göremeden ölmüştü.

Dillere pelesenk olan neo-kapitalizm, hatta "neo" ile başlayan tüm akımlar, "post" ile kakalanan tüm görüşler, felsefe ve yazılı sanatın derin sulardan çekerek getirdiği daha mutlu yaşam, ortak paylaşım ilkelerini silindir gibi ezdi ve bunu kendi çapında adlandırdı. Hiçbir yazar bu "laneti" göremedi.

Yeni İsa, Musa, Muhammed

Aydınlanma çağından bu yana bir köşede sırasını bekleyen mistik ideoloji zayıf bulduğu halkaları tek tek kırarak yeniden insanlığın önüne çıktı ve sanal alemin bilgisayar teknolojisiyle yaratıldığı bambaşka bir dünyayı yeniden insanların kanına şırınga etmeye başladı.

Teknolojiyle yaratılan sanal dünya neden dinci öğretiyle yaratılmasındı ki?

Dünya el birliğiyle yeniden İsa'yı, Musa'yı, Muhammed'i irdelemeye, yaymaya ve çarpıştırmaya başladı. Kimin peygamberinin daha üstün olduğu tartışması gizliden gizliye piyasaya sürüldü ve din adına cinayetler işlenmeye başladı. Tek tanrının varlığını kabul eden dört kitap da tuhaf biçimde kendi tanrılarının üstünlüğünü anlatmaya çalıştı.

Bundan en çok zarar gören, son peygamber olan Muhammed'in yarattığı İslam oldu. İslam, kültürel olarak batının çok gerisinden geldiği için, Hıristiyan ve Museviler tarafından "olmasa da olur" kıvamında görülmeye başlandı.

Endonezya'da tsunami felaketini haber verebilecek erken uyarı sistemi olmasına rağmen, Hıristiyan dünyası bunu çalıştırmadı ve 500 bin Müslüman'ın ölmesine katkıda bulundu.

Müslüman dünyası, bir zamanlar Hıristiyan dünyasının çektiği mezhep kavgalarının tam ortasındayken, kendine bir lider ararken, buna soyunan birçok siyasi lider çıktı. Saddam Hüseyin, Beşar Esad, Tayyip Erdoğan, El Beşir, Mursi, Hüsnü Mübarek, Ayetullah Humeyni, Benazir Butto, Kaddafi ve daha onlarcası. Hepsinin hedefinde ümmete dayalı bir İslam İmparatorluğu kurmak vardı, hala da var. Hepsi kendilerine yakın buldukları veya bizzat kurdukları milis güçlerle İslam coğrafyasına düzen getirmeye çalıştılar. Batı da bundan azami ölçüde yararlandı.

Silahsız Haçlı seferi

Yazarların öngöremediği lanetler dizisini siyasiler hiç göremedi. Kendi ıslak ekonomisinin sularını bir sel halinde Müslüman dünyaya salıveren Hırıstiyan alemi, ticari pazarını bir yandan öldürürken, bir yandan da elinde bulunan malları nereye satacağını düşünmeye başladı. Neo liberalizm olarak üçüncü dünya ülkelerine monte edilmeye çalışılan vahşi kapitalizm öylesine hoyratça bu bölgelere daldı ki, sonunda liberaller suyun tersine akabileceğinden kuşkulanmaya başladılar.

ABD'nin Suriye üzerindeki tasarruflarından vazgeçerek, yola daha barışçıl bir şekilde devam etmeye karar vermesinin altında yalnızca Rusya'nın "cinliği" yatmıyor. Hatta bu iş Obama'nın hiç hoşuna gitmese de, iki dev ülke ABD ve Rusya'nın birlikte hazırladığı bir proje olarak kendini gösteriyor. Ama çözüm Rusya'nın, daha da somutlaştırırsak Putin'in başarısı olarak tarihe geçmiş oldu.

Türkiye, Suriye, Mısır, Lübnan, İran ve bölgeye yakın diğer tüm Müslüman ülkeler bu çözüme dahil edilmediler.

Türkiye'nin hop oturup hop kalkmasının altında bu yatıyor.

"Savaş çıkmadı maalesef" diyecek kadar gözü dönen siyasetçiler, bisküvi sanayini artık yalnızca kendi ülkelerindeki vatandaşlarına yediremediklerini göremiyorlar. İnsana ihtiyaç olduğunun farkındalar, ama savaşın günü kurtaracağını da biliyor bu kurnazlar.

Ve asla farketmediler ki, silahsız bir Haçlı seferi yeniden başlamıştır.

Müslümanlar birbirlerini öldürmekten yoruldukları gün de, "neo-liberaller" uzaydan gelen yaratıklar gibi her şeye el koyacaklar.

Hala soğuk savaşın sürdüğünü sanan AKP gibi iktidarlar da savaşın artık sanal zeminde yürütüldüğünü, yalnızca ve yalnızca ölümlerin somut olduğunu anlayamamış durumda.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.