‘Mısır’daki ölümlerin sorumlusu İhvan’ -(TAMAMI)

Arap Dünyasının önemli düşünürü Prof. Dr. Samir Amin Aydınlık’a Mısır’ı değerlendirdi

‘Mısır’daki ölümlerin sorumlusu İhvan’ -(TAMAMI)
16 Ağustos 2013 Cuma 18:15

Mursicilerin eylem tarzı asla kabul edilemez! Kalkan olarak 1 yaşından küçük bebekleri ve özellikle kız çocuklarını çatışmalarda en ön sıraya sürdü

İhvan orduyu baskı kurmaya mecbur bırakacak eylemlerde bulundu. Yenilgiyi kabul etmedi ve “geri gelmeliyiz” diye tutturdu. Bu kabul edilemez!

Dünyaca ünlü Mısırlı Marksist bilim adamı Prof. Samir Amin, Mısır’daki son gelişmeleri gazetemize değerlendirdi. Amin, daha bir ay önce Mısır’ı kasıp kavuran halk ayaklanmasını hatırlattı ve Mursi’nin iç savaş çıkarmaya kesinlikle gücünün yetmeyeceğini vurguladı. Prof. Amin, sorularımızı, ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir heyecanla yanıtladı.

- Mısır’da olup biteni nasıl değerlendiriyorsunuz? Nedir bu yaşananlar?

Olanları anlamak için, öncelikle bu sene Haziran’ın 30’undan başlamamız lazım. İnanılmaz boyutlara ulaşan kitlesel protestolar, yani devasa diyebileceğimiz halk hareketi Mursi’nin(devrik cumhurbaşkanı) gitmesini ve Müslüman Kardeşler’in hükümetten düşürülmesini gerektirdi.

SAMİR AMİN KİMDİR?

Amin, 1957-1960 yılları arasında Nasır döneminde, Mısır Ekonomik Yönetimi Kurumu araştırma memuru olarak çalıştı. 1960-1963 yılları arasında Mali Planlama Bakanlığı başdanışmanı oldu. Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Kalkınma ve Planlama Enstitüsü’nde (IDEP) çalıştı. 1970 yılına kadar Poitiers Üniversitesi, Dakar Üniversitesi ve Paris Vincennes Üniversitesi’nde profesör olarak çalıştı. 1970-1980 yılları arasında IDEP Müdürü oldu. 1980 yılında Dakar’daki Üçüncü Dünya Forumu’nun Başkanı oldu.- Ordu da, İhvan da doğru bir çizgide değilse, çözüm nedir?

Prof. Dr. Samir Amin 1931 Mısır doğumlu Arap Marksist iktisatçı ve teorisyen. Monthly Review dergisinin yazarlarından. Samir Amin’in bir kısmı Türkçe’ye de çevrilmiş olan otuzdan fazla kitabı var.

Bu hareket gerçekten devasaydı, tekrar ediyorum; çok büyük bir ayaklanmaydı...

Ve 2011 Ocak-Şubat aylarındaki kitle protestolarından bile daha önemliydi.

Bu hareket, büyük bir imza kampanyasından sonra gerçekleşti. Etkin bir şekilde toplanmış 25 milyondan fazla imza ile Mursi’nin gitmesini istendi ve bu rakamlar gerçektir.

Sonrasında biliyorsunuz, 30 Haziran’dan itibaren büyük protestolar başladı.

Tablo şu şekildeydi; Mısır’ın tüm şehirleri ve kasabaları dahil, ülke çapında protestolara katılanların sayısı 30 milyonu geçti... Bu devasa bir ayaklanmadır, bütün ülkenin katıldığı anlamına gelir.

Dolayısıyla Mursi’yi devirmekten başka bir seçenek yoktu...

Ordu halktan yana tavır alarak doğru yaptı

- Ama Mursicilere göre bu bir darbe...

Hayır, ordu kurmayları Mursi’nin indirilmesi konusunda doğru bir tavır aldı. Çünkü, Mursi’yi zorla göndermenin dışında bir seçenek kalmamıştı ve talep bu yöndeydi. Çünkü Mursi kalmak istiyordu ve bu konuda elinden geleni yapıyordu.

- Peki son günlerde yaşananlar, Mısır’ın artık bir iç savaşa sürüklendiğini mi gösteriyor?

Kesinlikle hayır... Mursi zaten, ‘iç savaş kopacak, iç savaş olacak’ diyerek iç savaş bayrağını açtı... Mısır’da iç savaş çıkması için kesinlikle hiçbir ortam yok!

Çünkü 30 Haziran’da 30 milyon Mısırlı meydanlardayken, Mursi yanlıları da protestolar düzenledi, ama ülkenin tamamında 1 ya da 2 milyondan fazla kişiyi toparlayamadılar. Bu da Müslüman Kardeşler’in halk arasında kesinlikle tutulmadığını göstermektedir; kesinlikle kitleleri yok bunların... Dolayısıyla toplumda herhangi bir iç savaş çıkarabilecek etkileri yok, savaş çıkarabilecek derecede fikirsel bir bölünme kesinlikle yok... Bu olguyu asla aklımızdan çıkarmamamız lazım, bu noktayı önümüze çok çok açık bir şekilde koymamız gerekiyor...

- Basında tekrarlanıp duruyor; ‘seçilmiş cumhurbaşkanına darbe yapıldı’ şeklinde...

‘Seçilmiş cumhurbaşkanı’ deniyor; ‘meşru’ olduğu söyleniyor vs. vs. Bunlara kim kanar!? Şunu da tekrar tekrar hatırlatmamız gerekiyor; Mursi, korkunç boyutlara ulaşan seçim hileleriyle, sahtekarlıklarıyla seçildi. Mısırlı hakimler tarafından da büyük bir sahtekarlık olduğu tespit edilmiş, ama ne yazık ki uluslararası komisyon tarafından üstü örtülmüştür, çünkü ABD ve AB Müslüman Kardeşler’in hükümette bulunmasını istiyordu.

3 Temmuz’da Mursi’nin devrilmesinin, Mısır halkının büyük bir zaferi olduğunu söylemiştim. Şu an da aynı noktayı savunuyorum.

Sisi cumhurbaşkanı olmak istiyor

- Peki ordu da mı sizin belirttiğiniz noktada?

Müdahale sonrasında ordu kurmaylarının ülkeyi yönetmeye çalıştığını gördük. Sivil kökenli birisini geçici cumhurbaşkanlığına getirseler ve hükümetin neredeyse tamamını sivillerden, teknokratlardan oluştursalar bile, özellikle Genelkurmay Başkanı Abdulfettah Sisi’nin ihtirasları olduğunu görüyoruz. Yani belki de, -darbe şeklinde değil ama-, önümüzdeki seçimlerde cumhurbaşkanı olarak seçilmek istiyor. Bunun etkisiyle, muğlak bir söylem izliyor. Yani kenarından köşesinden Nasırcı söylemlerde bulunarak, insanların gururlarını okşuyor. Ama gerçeğe bakarsak, hükümet ABD’ye bağımlılık politikalarını izlemeye devam ediyor; Mübarek’in ve aynı zamanda Mursi’nin izlediği Amerikancı politikalara aynen tekrarlıyor. Dolayısıyla bir değişim yok. Bu son derece karmaşık, kafa karıştıran bir ortam yaratıyor...

 

İhvan’ın elinde 100 bin kişilik silahlı güç

- Yeni hükümetin bu durumu Müslüman Kardeşler’in elini güçlendirmiyor mu?

Müslüman Kardeşler iç savaş çıkaramayacak kadar zayıf olmasına ya da derinlemesine bir halk hareketi oluşturamamasına karşın, yine de rahatsızlık, huzursuzluk yaratma kapasitesine sahipler. Çünkü, yaklaşık 600 bin kişilik bir kitleleri var, bunu biliyoruz. Son derece organizeler ve bu 600 bin kişinin içinden yaklaşık 100 bin kadar da silahlı, yani askeri yönden de organize bir güce sahipler. Tabii bu insanlar, ‘terörist eylem’ diye adlandırabileceğimiz eylemler düzenleme kapasitesine sahipler. İşte bugün bunu yapıyorlar... Durumu daha da karmaşık hale getirmek amacıyla, özellikle de Kıpti Hıristiyanlar’a karşı saldırılarda bulunuyorlar. Bu şekilde Kıptileri terörize etmeye çalışıyorlar vb.

(Gülerek) Tabii sonuç biraz karmaşık görünüyor... Ama Mısır’da seçenek ya ordudur, ya da siyasal İslam’dır. Kısa vadede başka bir seçenek görünmüyor. Sadece Mısır için değil, Cezayir için de benzer bir durum söz konusuydu. Orada da seçenek, Ulusal Kurtuluş Cephesi(FLN)’nin arkasındaki ordu ile İslamcılar arasındaydı ve ordu kazandı. Suriye’de de aynı cepheleşmeyi görebiliriz; -tabii kısa vadede- ya Beşar Esad ya da İslamcılar seçeneği vardır orada da. Mısır’da da durum aynı...

Sol harekete büyük iş düşüyor

- Başka bir seçenek yok mu?

Tabii bu çok dramatik bir durum, gerçekten üzücü bir durum. Ama üçüncü bir seçeneği düşünebilir miyiz? Yani gerçek çözümü... Halkçı, demokratik, toplumsal yönelimi olan,-yani sosyalist demek istemiyorum- ama insanlar için olumlu etkiler içeren önemli sosyal reformlar yapan ve tabii ki uluslararası boyutta ABD’den bağımsız olan bir seçenek. Halkçı, demokratik, anti emperyalist ve toplumsal yönelimi olan halkçı bir hareket. Buna sahip olabilir miyiz?

Kısa vadede böyle bir yönelim olduğuna dair bir gösterge yok. Toplumsal hareketin bileşenleri hala çok az araca sahip. Bölgesel-küresel seviyedeki gerçek çelişkilere dair neredeyse hiçbir analizleri yok. Bu sebeple solun yani meseleyi analiz eden ve olumlu, alternatif bir program ortaya koyabilen daha gelişkin ve istikrarlı solun sorumluluğu çok büyük. Şu an, sol hareketin gücü bu harekete önderlik yapmaya yetmez ama çok çok çalışıp, hareketin birleşenlerini ikna ederek ortaya olumlu, alternatif ortak bir proje koyabilir. Buna ihtiyaç var. Bu konuda çok büyük bir sorumluluğu var.

En iyimser tabloda bile, böylesine bir alternatifi yaratmak aylar, hatta yıllar sürebilir. Bu arada, karmaşık bir durum ve bir kaos ortamı yaşamaya devam edeceğiz. İç savaş demiyorum, bir kaos ortamı. Ve bu ortam askeri diktatörlüğün ülkeyi yönetmesi tehlikesini güçlendirecektir.

- Son günlerde yaşananlar, Türk ve dünya medyasının iddia ettiği gibi bir katliam mıdır?

Demokrat insanlar olarak, hiçbir zaman baskılardan ve insanların öldürülmesinden yana olmayız. Onlarla aynı fikirde olmasak bile. Esas olan budur...

Ancak Müslüman Kardeşler tam da bunu istedi ve orduyu baskı kurmaya mecbur bırakacak eylemlerde bulundu. Devasa bir çoğunluk tarafından, yani halkın yüzde 90’ı, 30 milyon insan tarafından reddedilmenin ardından -yani bu ülkenin tamamı demektir-, yenilgiyi kabul etmemeleri ve “geri gelmeliyiz” diye tutturmaları kabul edilemez! Ayrıca eylem tarzları da asla kabul edilemez!

Müslüman Kardeşler kendilerini korumak için cephenin en önüne çocukları sürdüler, hatta bebekleri... 1 yaşından daha küçük bebekleri ve çocukları, özellikle de küçük kız çocuklarını, -çünkü biliyorsunuz ki onlar için kız çocuklarının ölmesi, erkek çocuklarının ölmesinden daha az üzücü olur- 5-6 yaşındaki kız çocuklarını en ön sıraya koydular. Bu onların son derece canice davrandıklarını gösteriyor.

YARIN: İhvan’ın sınıfsal yapısı ve ABD ile ilişkisi

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.