LOZAN’DAN SEVR’E ÖCALAN -(TAMAMI)

 

LOZAN’DAN SEVR’E ÖCALAN -(TAMAMI)
28 Mart 2013 Perşembe 19:24

 

APO 13 yıl önce böyle diyordu: Avrupa’nın Kürt kozu olmayalım!

Kuvvet nerede Öcalan orada

13 yıl önce ‘Sonuna kadar vatan-ulus birliği diyoruz’ diyen Öcalan, geçen haftalarda yayımlanan İmralı tutanaklarında ise şunları söylüyor: ‘Şu anda yasa dayatırsak büyük alerji yaratır. İleride olabilir. Mesela AB yerel yönetim özerklik şartı, ki buna şerhi kaldırırlarsa bu mesele önemli ölçüde çözülür... İspanya’nın bütünlüğü içinde bölgelerin demokratik hakları garanti edilir’

Abdullan Öcalan, 13 yıl önce özerklik/federasyon konusunda şu görüşleri savunuyordu:

“Federasyon, otonomi gibi seçenekler kısmi uygulama özelliğine sahiptir. Tarihsel olarak da Kürt bölgelerindeki feodalite ve aşiretsel düzen bu uygulamalara alt yapı teşkil edebilir... Bu anlamda günümüzde bile otonomi ve onun söylem düzeyinde yeni yeni tartışılan federasyon yaklaşımı, geri toplumsal yapıya bağımlı olacağından demokratik değerlerin gelişmesine fazla fırsat vermez. Daha çok feodal aşiretsel kalıntıları güçlendirir. Güney Kürtleri pratiği bunu açıkça kanıtlıyor. Ayrıca en çok işbirlikçiliğe, kim çok kullanmak istese ve gücündeyse ona alet olmaya yakın biçimlerdir.” (A. Öcalan, Özgürlük Kazanacak, s.109)

‘Kürtler Türkiye’nin her tarafında’

“Türkiye’deki Kürtler açısından durum daha önemli farklılıklar önümüze koymaktadır. Lehçe farklılıkları kadar, Kürt-Türk içiçeliği olan bölgelerin durumu, Doğu’daki Kürt nüfusunun en azından bir katı kadar Batı’da bulunması, otonomi tezinin elverişsizliğini gösteriyor.” (A. Öcalan, Age, s.109)

‘Sonuna kadar vatan-ulus birliği diyoruz’

“Kürdistan kavramını aydınlar ve bilim adamları gibi demografik, tarihi ve kültürel anlamda kullanıyoruz.”

“Zorla da olsa ayrılmayız. Türkiye’nin her tarafı bizimdir. Ancak Kürtlerin diline ve kültürlerine sahip çıklımalıdır. Benim dilimi yasaklayamazsın. Sonuna kadar vatan-ulus birliği diyoruz. Kürtlerin Çanakkale’de payı var. Cumhuriyet’in kuruluşunda hepimiz savaştık, payımızı istiyoruz. Genelkurmay da söyledi; demokrasi gelişirse her şey gelişir.” (A. Öcalan, Serxwebun, H 2000, s. 222)

2000’de Öcalan: ‘Ne ABD ne AB... Çözüm içerde

“ABD’ye bel bağlamak doğru değil”

“HADEP’i dışarıya bağlamak da yanlış bir tutum olur. Çöüzmü içerde aramak gerekir. ABD temsilcileri ile fazla ilişki kurulması yanlıştır. İlişki olmasın demiyorum, ama ABD’ye bel bağlamak doğru değildir. Örneğin Diyarbakır ile Teksas şehri kardeş ilan ediliyor. Bu doğru değil. Sorun içerde çözülmelidir. Sorunu Türkiye’nin iç meselesi haline getirip kardeşlik ve demokrasi içinde çözmek gerekir. (...)”

“Türk-Kürt meselesinde bu, Türkiye meselesi haline getirilmelidir. (...)”

“Mahkemedeki savunmama bu kadar kapsamlı yaklaşmamın nedeni, Uluslar arası komplonun aynı zamanda Türkiye’ye de karşı geliştirilmesidir. Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı’ya sahip çıkılamıyor. (...)”

‘Avrupa’nın Kürt kozu olmayalım’

“Burkay gibiler Avrupa’da yaşıyor. Avrupa da Kürt kozunu elinden bırakmak istemiyor. Talabani gibiler de bu biçimde kullanılıyor. Biz ölsek de cezaevinde veya darağacında da olsak Türkiye’de onurluca ölürüz diyoruz. Ali Sapan ve öteki arkadaşların gelişi bu nedenle onurludur. Onlar Avrupa’da kral gibi yaşıyorlar. Oysa orada gençleri mahvediyorlar. Orada bizden birçok kişi kendisini yaktı. Avrupa Selim’i Lübnan’dan niye aldı? Elbette kullanmak için, çözüm için değil. (...)”

“İngiltere, Kani Yılmaz’ı zorla tutmak istedi. Bana yönelik hesapları vardı. Avrupa bize engeldir. Asıl çözüm içerde gelişecektir. Tutuklanmalar, kayıplar önemli değildir; kardeşçe birlik atağı önemlidir. (...)”

Zor oyunu bozar

Bu 3 günlük dizinin sonucu aslında tek cümledir: Zor oyunu bozar!

ABD ve İsrail’in Irak’ı bölen zoru ve Türkiye’de Ergenekon/Balyoz zorlaması bölünme ve dağılma getirdi. Öcalan da bu bölünme sürecinde burada belirleyici olmuştur. Ergenekon ve Balyoz tertiplerine teslimiyet, bölünmeye teslimiyeti getirmiştir.

Türkiye ABD karşısında caydırıcı bir tavır alırsa, ABD’nin oyununu bozar. O zaman görülecektir, PKK ve Öcalan, ABD’yi, İsrail’i Fethullah Gülenleri, TÜSİAD ve TESEV’i terk eder ve Türkiye halkının iktidar mücadelesinde yer alır.

Türkiye’nin oyunu bozacak zoru göstermesi için, önce bir milli hükümet kurması gerekiyor.

ABD’nin zoruna boyun eğmemek ve Türkiye’nin büyük gücünü seferber etmek, çözümün anahtarıdır.

‘Hafız Esad’ın mirasını korumak’tan Suriye düşmanlığına

İmralı tutanaklarında Suriye: “Suriye’de Kürtler iki tarafla da görüşsünler, kim haklarını verirse onunla çalışsınlar... Esad ise küçük burjuva diktatörlüğüdür.”

Öcalan’ın 2000 yılında Suriye’ye bakışı

“Barış ve demokrasi için Hafız Esad’ın mirası iyi korunmalı ve kullanılmalıdır. Bundan sonra bu temelde gelişebilir. Biz de bunda olumlu rol oynayabiliriz. Türkiye-Suriye çekişmesine gerek yoktur. Cumhurbaşkanı Sezer’in Suriye’ye gitmesi ve konuşması iyi oldu. Türkiye-Suriye birlikteliği Ortadoğu’da hizmet eder.”

“Hafız Esad’ın Ortadoğu’da barış ve demokratik bir mirası olduğunu düşünüyorum. Yalnız diktatörlük olarak değerlendirmek eksikliktir, yanlıştır. Halklara yakınlığı, demokrasi özü vardır.”

‘Lozan’ı ‘güncellemek’ten Sevr tezgâhına

Sayın Doğu Perinçek, 1-4 Temmuz 2011 tarihinde Abdullah Öcalan’ın 2000 ve 2011 yıllarında birbirinin tam zıddı olan görüşlerini ele alan 4 makale yazdı. 1 Temmuz 2011 tarihli makale bugünü de aynen alıyoruz:

Abdullah Öcalan, 1999 yılında İmralı’ya getirildiği zaman subaylarla görüşmeler yapmış. Bu konuda Ergenekon operasyonlarından sonra dikkate değer açıklamalarda bulunmuştu. PKK’nin Fırat Haber Ajansı, Öcalan’ın anlattıklarını kamuoyu şöyle aktardı:

Öcalan subaylarla 1999 görüşmesini anlatıyor

“Buraya getirildiğimde Kıvrıkoğlu’nu temsilen gelenler vardı. O zaman dikkatimi çekmişti, çok ürkeklerdi, adeta kısık sesle konuşuyorlardı. Ben şaşırıyordum, bir genelkurmay başkanını temsilen gelenler nasıl böyle korkar diye. Sonradan farkettim ki, Kıvrıkoğlu NATO’dan habersiz olarak birşeyler yapmak istedi. Kıvrıkoğlu, gerçekten kıvrak zekalıymış, tehlikeyi görmüştü, birlikte çözümden yanaydı ama izin vermediler, o ekibi tasfiye ettiler. O zaman Ecevit de dürüsttü; bir şeyler yapmak istiyordu.. Ama etkisizleştirdiler. Ecevit’e yapılanlar ortada.” (Fırat Haber Ajansı’ndan Oda Tv aktarıyor, 19 Mart 2010)

Öcalan, açıklamasının devamında, Deniz Kuvvetleri’ndeki subay intiharları üzerinde duruyor ve Ergenekon operasyonuyla tasfiye edilen subayların içinde, Kürt meselesini birlik yönünde çözmek isteyenlerin bulunduğunu belirtiyor.

Bu açıklamada, Türkiye’yi bugünkü dağılmaya getiren sürecin önemli gerçeklerini bulabiliriz. Öcalan’ın anlattıkları, “Millenium Challenge2002/Binyılın Meydan Okuması 2002” başlıklı ABD tarihinin en büyük askeri tatbikatı ve Ergenekon Tertibi konusunda da önemli ipuçları veriyor. 1999 sonrasında yaşanan sürecin bu açıklamaya da yansıyan kilometre taşları şöyle sıralanıyor:

TSK ‘kısık sesle’ konuşuyor

-1999 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri, Kürt sorununu çözme planına Abdullah Öcalan’ı da katmak için girişimde bulunuyor. Bu girişim, ABD ve NATO’yu devre dışı bırakarak, sorunu Türkiye içinde çözmeye yöneliktir. TSK, kendi vatanında ABD istihbaratı duymasın diye “kısık sesle” konuşmakta ve gizli çalışmaktadır.

-Ancak “kısık ses” bir işe yaramıyor, ABD’nin kulakları, bu sesleri duyuyor.

28 Şubat’ın ‘binyılına’ ABD’nin ‘Binyıllık Meydan Okuması’

- Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu, “Batı destekli irticaya karşı” olduğu resmen açıklanan 28 Şubat Hareketini “Bin yıl sürdürme” kararlılığını 1999 yılı Eylül ayında dile getiriyor. Aynı anda, ABD Silahlı Kuvvetleri, Türkiye’yi işgal tatbikatını hazırlama kararı alıyor. Tatbikat, ABD’nin resmi açıklamalarına göre, 3 yılda hazırlanıyor ve 2002 yılı 24 Temmuz günü, Lozan yıldönümünde başlatılıyor ve Sakarya Savaşı kadar (22 gün) sürdürülüyor. Tatbikatın adı, Kıvrıkoğlu’nun “binyılına” cevaptır: “Binyılın Meydan Okuması”. Binyıla binyıl!

ABD ve İsrail’in 2002 darbesi

- 28 Şubat süreci, Ecevit’i iktidar yapmıştı. ABD, 28 Şubat’a siyasal cevap olarak AKP iktidarını tezgahladı. 2002 yılında, Kıvrıkoğlu’nun genelkurmay başkanlığının bir yıl uzatılması, Ergenekon şemalarıyla önlendi. MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, ABD’nin planladığı darbenin gereği olarak kendisinin 2009 yılında “uydurma” olduğunu itiraf ettiği Ergenekon şemalarını Ahmet Necdet Sezer’e verdi. Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz yönlendirilerek Org. Hilmi Özkök genelkurmay başkanı yapıldı. Ecevit hükümeti bertaraf edildi ve Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisi bir “erken seçim” tertibiyle BOP Eşbaşkanlığı koltuklarına oturtuluyor.

- Böylece Türkiye, ABD’nin Irak’ı işgal takvimiyle uyumlu hale getirlidi.

Ergenekon operasyonu

- Yakalandıktan sonra 2003 yılına kadar, “Sevr tehlikesine karşı, Lozan’ı güncelleyelim” diyen Abdullah Öcalan, ABD-İsrail-AKP kutsal üçlüsünün denetimine geçiyor ve kaos planı yürürlüğe sokuluyor.

- Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, İşçi Partisi’ne ve Türkiye’nin diğer yurtsever güçlerine karşı yürütülen Ergenekon operasyonuyla, ABD-İsrail-AKP üçlüsünün “Kürt Açılımı”nı önleyecek güçler etkisizleştiriliyor.

ABD-İsrail-AKP-TESEV-TÜSİAD-PKK/BDP işbirliğiyle nereye

- Türkiye ABD-İsrail güdümünde TÜSİAD-TESEV mafya sermayesi ve AKP-PKK işbirliğiyle uygulanan milli devletin dağıtılması, Kemalist Devrimin bütünüyle tasfiyesi, milletin dağılması, vatanın parçalanması ve toplumun iç çatışmalarda çırpınması aşamasına getiriliyor.

- Libya’ya Haçlı seferinden sonra Suriye’ye karşı savaş tamtamları, artık yalnız Atlantik’in karşı kıyısında değil, en son MGK bildirilerinde bile çalınıyor.

ABD ve İsrail’in zoru Türkiye’nin zoru

Türkiye’nin 1999 yılından beri yaşadıkları, Kürt sorununu Türkiye kendi içinde Kürdünü kucaklayarak mı çözecek, yoksa ABD-İsrail planı uygulanarak Fırat ırmağına kadar dayanan Büyük İsrail mi kurulacak sorusuna verilen cevapla ilgilidir. Abdullah Öcalan, Türkiye’nin milli kuvvetleri ile ABD-İsrail kuvvetleri arasında gidip gelmektedir; tarafını kuvvete göre belirlemektedir.

Şu anda ABD-İsrail’in zoru, Türkiye’yi dağıtmakta ve iç çatışmalara sürüklemektedir.

Türkiye’nin zoru, ABD’nin oyununu bozar. Yeter ki ABD-İsrail işbirlikçisi AKP iktidarı devrilsin ve bir milli hükümet kurulsun, Türkiye’nin birliğinden yana olan Kürdümüz, Türkiye’nin zoru içindedir. ABD ve İsrail zoru içinde rol üstlenenler, tarihsel bir ihanete gözü kapalı koşuyorlar.

Öcalan, Ortadoğu görevini ilan etti

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla ilk pratik adımı atılan süreç, Türkiye’yi bölmekle sınırlı değil. Öcalan’ın Diyarnbakır’da ilan ettiği programında, Suriye, Irak ve İran devletleri hedefe konuyor. Silah bırakmak yok! ‘Silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi aşaması”ndan söz ediliyor. Bu aşamanın şartlara bağlı olduğunu, Öcalan’la görüşen BDP yöneticileri açıkladılar. Şart, PKK’nın “savaşan taraf” olarak kabul edilmesi ve yasallaşması.

Öcalan, Sırrı Süreyya Önder, Altan Tan ve Pervin Buldan ile yaptığı görüşmede söylediği “Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var” sözleriyle PKK’nın yeni görev tarifini ortaya koymuştu. Öcalan, PKK’nın silahlı güçlerine, ABD’nin Suriye, Irak ve İran’a yönelik hedefi doğrultusunda görev üstlenmesi talimatını veriyordu. Öcalan’ın Nevruz mektubunda da aynı göreve uygun tariflerin öne çıktığı görülüyor. Öcalan’ın Diyarbakır’daki mitingde okunan mektubu, Türküyle Kürdüyle bütün Türkiye’nin Ön Asya’da büyük maceralara doğru sürüklemenin programı. Daha önceki açıklamalarında Tayyip Erdoğan ve adamlarıyla fikir birliği içinde olduğunu vurgulayan Öcalan, Büyük Ortadoğu Projesi’nde Kürtleri ateşe sürmenin programını açıklıyor.

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.