Laikliğe karşı kaygan zeminde siyaset

Ülkemizde ilk kez 'Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi'ni ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği'ni kuran, felsefeci Prof. Dr. Necla Arat ile toplumumuzun aydınlatılması konusunda konuştuk ÇYDD, ANAÇEV, Çağdaş...

Laikliğe karşı kaygan zeminde siyaset
10 Mayıs 2014 Cumartesi 09:06

neclaarat

Ülkemizde ilk kez 'Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi'ni ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği'ni kuran, felsefeci Prof. Dr. Necla Arat ile toplumumuzun aydınlatılması konusunda konuştuk

ÇYDD, ANAÇEV, Çağdaş Eğitim Vakfı, Türk Kadınlar Konseyi, Felsefe Derneği, Öğretim Üyeleri Derneği kurucularından, Türkiye'de ilk kez "Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi"ni (1989) ve İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği'ni kuran, felsefeci Prof. Dr. Necla Arat ile; toplumumuzun içinde bulunduğu gaflet uykularından uyandırılmasının, aydınlarımıza düşen bir görev olduğu konusunda aydınlatıcı bir söyleşi yaptık. Aydın sorununu konuştuk.

2007'deki Özgürlük Mitingleri'nin yapımcılarındansınız. Yine 2007'de İstanbul Milletvekili olarak TBMM'ye girdiniz. Bu yoğun çalışmalarınızın yanı sıra çeşitli felsefe içerikli yapıtların sahibi değerli bir yazarsınız, çok sayıda ödülünüz var. Eleştirel-deneme türü yazılarınız dört kez kitaplaştı. Bu serinin 4. Kitabı "Zamana Aykırı Yazılar"ı kaleme almanızın nedeni neydi?

Gerek "Zamana Aykırı Yazılar" gerekse daha önce yayınlanan siyasal güncelerim, lâik Cumhuriyet'in bir bireyi olarak konuşmam gereken yerde, her ne pahasına olursa olsun susmamak ilkesini benimsediğim için kaleme aldığım yazıları içermekte. Kanımca bir aydın, ülkesinin tüm sorunlarına duyarlı olmak ve başkaldırması gerektiği zaman, eleştiri ve tepkilerini çeşitli yöntemlerle dile getirmek yükümlülüğünü taşır. Ben bu yükümlülüğü "önce söz vardı" özdeyişi ile uyum içinde yazılarımla yerine getirmeye çalıştım. Ama, bu yanıltıcı olmasın. Söz ve eylemin ikiz kardeş olduklarını düşündüğümden, eylem alanından da hiç uzak kalmadım

Kitabınızdaki tüm yazılar siyasete yönelik. Oysa siz öncelikle kadın sorunları üzerinde yoğunlaşan bir felsefecimizsiniz. Neden siyaset?

Siyasetin insanların çilesini azaltmak yani onların özgürlüğü, gönenci ve mutluluğu için yapılması gerektiğine inanıyorum. Ülkemizde siyaset, 30 yılı aşkın bir süredir özellikle de son 12 yılda bu temel ilkeler göz ardı edilerek, gerçekten kaygan bir zeminde yapıldı. Sonuç ise birbirini izleyen siyasal krizler oldu. Türkiye bu nedenle, kaygılı, öfkeli, gergin insanların ülkesi haline geldi. Evde, sokakta hatta parlamentoda her türden şiddet kol geziyor. Bu durumdan da en çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor. Giderek yoğunluğunu artıran bir geriye-gidiş, özgürlüklerin ve temel insan haklarının (üstelik sözde "ileri demokrasi" adına) çiğnenmesi; erkler ayrılığının ortadan kaldırılması; hukuka saygısızlık, özellikle de lâiklik ilkesinin tırpanlanması, beni kadınların insan hakları konusunda çok kaygılandırdığı için, kadın sorunları ile hep yakından ilgilendim. Ama içinde bulunduğumuz zaman dilimi ve yaşadığımız siyasal iklim, ağırlaşan siyasal sorunlarımızı çözemediğimiz takdirde özlenen demokrasiye ulaşamayacağımızı, kadın sorunlarının ise, ancak gerçek demokrasi ortamında ortadan kalkabileceğini açıkça gösterdi. İşte bu nedenle, siyasete yöneldim. Ama, kadın konusundan asla vazgeçmiş değilim. Kadın ve siyaset arasında kopmaz bir bağ olduğuna; kadınsız siyaset ve demokrasiden söz edemeyeceğimize inandığım için, son yıllarda yazılarımda siyasete daha çok ağırlık verdim sanıyorum.

Kadın ve siyasetin ayrılmazlığı

Günümüz Türkiye'sinde; genelde eğitime özelde felsefe eğitimine nasıl bakıyorsunuz?

Genelde ulusal eğitim sistemimizin tam bir gerileme ve çöküş dönemi yaşadığını görmekteyim. 4+4+4 projesi ile AKP, binlerce kız çocuğunun okul bırakmasına, çocuk-gelinlerin sayılarının artmasına; cinsiyetçi-ayrımcı eril ideolojinin ve din istismarının okul-öncesine kadar uzanmasına neden olan bir strateji izliyor. Bu yanlış strateji AKP iktidarının da Türkiye'nin geleceğinin de felaketi olacak sonuçlar doğurabilir. Özelde felsefe eğitimine gelince, ülkemizde böyle bir eğitim zaten yok. Felsefe, özgür düşünceli insanların en aykırı düşüncelerini bile özgürce dile getirebilecekleri ortamlarda var olabilir. Felsefenin dinin hizmetinde olamayacağını, böyle bir ikincilliğin ortaçağlara özgü olduğunu hepimiz biliyoruz. Zaten felsefeci de dünyamız ve insan ilişkileri üzerine sahip olduğumuz bilgileri sorgulayıcı-eleştirel yöntemle değerlendiren kişidir. Felsefeci yalnızca verilen bir durumu kabul edip açıklayan ve bu durum karşısında boyun-eğen kişi değildir. Eğer böyle olsaydı felsefe bir tür kurgusal tembellik, suskunluk ve edilgen tutum olurdu. İşte AKP bu suskunluk ve edilgen tutumu, boyun eğenleri yeğlediği için, felsefe derslerini en aza indirgeyip kaldırmayı; felsefe öğretmenlerine üvey evlat işlemi yapmayı sürdürüyor. Felsefe derslerini ve ulusal eğitim sistemi içindeki yöneticilikleri öncelikle imam-hatip çıkışlı ilahiyat mezunlarına veriyor.

Tansu Bele


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.