Katliam günlerinin Emniyet Müdürü Abdülkadir Aksu’ydu

Yörükselim Mah. Çeşme Sok. No: 10 (Yusuf oğlu, 1956 doğumlu)” (Aydınlık, 31.01.1979) Ali Rıza Özkan

Katliam günlerinin Emniyet Müdürü Abdülkadir Aksu’ydu
26 Aralık 2013 Perşembe 20:56

maraskatliam

Ecevit Hükümeti, 26 Aralık 1978 tarihinde toplanarak Kahramanmaraş dahil 13 ilde sıkıyönetim ilan etti. Karar verildiğinde bölgede resmi rakamlara göre 150 Alevi kökenli yurttaş öldürülmüş, 3 yüzün üzerinde ev ve işyeri yakılıp yıkılmıştı... Dava 23 yıl sürdü, onlarca zanlıya ulaşılamadı. 
Yurt çapında 1978 yılı başından beri yapılan provokasyonlar sonunda meyvesini vermiş ve 19 Aralık’ta Çiçek Sineması’nda gösterilmekte olan “Güneş Ne Zaman Doğacak” filminin 20:oo seansında salonda dinamit patlatılmıştı.
Gerçi, bu dinamiti ve sinemanın çatısına atılacak ama patlamayacak bir dinamitin de organizatörünün MHP’li Ökkeş Kenger (şimdiler de herkes onu Ökkeş Şendiller olarak biliyor) olduğu tanık ifadelerine geçmişti. Ama, Kahramanmaraş’a yaşatılan katliam nedeniyle Adana 1. Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görülen davada berat etti! Ökkeş Şendiller’in 1991 yılında Refah Partisi’nden Kahramanmaraş milletvekili olarak seçildiğini de ekleyelim!
Bağıra bağıra gelen katliam
7 Nisan 1978’de PTT yoluyla gönderilen bir pakete yerleştirilen bombanın patlaması sonucunda, Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu gelini ve iki torunu ile birlikte yaşamlarını yitirdi. Aynı anda iki bombalı paketin daha gönderildiğinin ortaya çıkması ile, bu suikastın büyük çaplı bir “organizasyon” işi olduğu açığa çıkmıştı. Bu bombalı paketlerden birisi Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi CHP Başkanı Memiş Özdal’a gönderilmişti. Paketten şüphelenen Özdal açmadı ama, PTT memurları meraklarının bedelini hayatlarıyla ödediler.
Ancak, Başbakan Bülent Ecevit’in Nükleer Araştırma Merkezi’nden alındığı ortaya çıkan bombalar ile Ülkü Ocakları arasındaki ilişkinin araştırıldığı yolundaki açıklaması, MHP lideri Türkeş tarafından Malatya’dakimin benzeri “olayların” Erzurum ve Maraş’ta da yaşanabileceği tehdidi ile karşılandı.
Silahlar, mermiler aylar önce çıkmıştı
Kentte hırsız olarak bilinen Ali Koşargelir ile Ahmet Kolutek’in şüpheli hareketleri nedeniyle göz altına alınması ise Kahramanmaraş’ta gerçekten de ciddiye alınması gereken hazırlıkların yapıldığını belgeler. Sabaha kadar toplam 34 kişinin gözaltına alındığı 10 Nisan gecesinde otomatik silahlar, mermiler, patlayıcı maddeler ele geçirilir.
PTT memuru kisvesiyle işaretledi
Aralık ayına gelindiğinde Kahramanmaraş’ta garip bir durum ortaya çıkmıştı. Özellikle Alevi yurttaşların çoğunlukla yaşadıkları mahallelerde “nüfus sayımı” yaptığını söyleyen veya kendisini PTT görevlisi olarak tanıtan “memurlar” dolaşmaya başlamıştı. Bunlar evde yaşayanlar hakkında bilgi topluyor ve evleri kırmızı boyayla işaretliyordu. Sonradan, sadece boya ile işaretlenmiş evleri ateşe verdikleri ve içindekileri öldürdükleri anlaşılacaktı.
Haluk Kırcı milli piyango satıcısı oldu
Şehirde yaşanan bir gariplik de, otellerde Milli Piyango satıcı olduğunu söyleyen “konukların” varlığı idi. İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı’nın hazırlattığı bir raporda şöyle deniyordu: “19-25 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş otellerinde kalan kişilerle ilgili yapılan araştırmada, kent dışından gelen 26 tane seyyar piyango bayii bulunduğu tespit edilmiştir. Kahramanmaraş ilinde yeteri kadar Milli Piyango bayii vardır. Ve 19-25 Aralık günlerinde çekiliş olamayacağına göre, sahte meslek göstererek kalan bu kişilerin, olaylardan haberdar olarak gelmiş militanlar oldukları kanısı uyanmaktadır.”
Bu “piyango satıcıları”ndan bazılarının isimlerini sonradan öğreniyorduk: Hüseyin Yıldız, Ünal Ağaoğlu, Haluk Kırcı, Mustafa Özmen, Mustafa Dülger, Remzi Çayır, Mustafa Demir, Bünyamin Adanalı, Ahmet Ercüment Gedikli, Mustafa Korkmaz, İsmail Ufuk ile Mehmet Gürses.
Alevi öldürün fetvası
19 Aralık: Sinemada patlatılan dinamitlerle halkın kışkırtılması başlatıldı.
20 Aralık: Yeni Mahalle’de Akın kahvehanesine bomba atıldı, iki kişi ağır yaralandı.
21 Aralık: Maraş Meslek Lisesi’nde görevli öğretmenler okul dönüşünde kalleşçe, arkadan saldırılarak öldürüldü. Türkiye İşçi ve Köylü Partisi (TİKP) üyesi ve devrimci öğretmenlerin örgütü TÖB-DER içerisinde aktif görev alan Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun ve Hacı Çolak’ın hedef seçilmişti.  
22 Aralık:  İki yiğit devrimciyi uğurlamaya gelenler Ulu Cami önünde saldırıya uğradı. Ortada ne polis, ne de jandarma vardı! Polis hükümet binasına sığınmıştır! Az sayıdaki jandarma ise, havaya ateş açarak galeyana gelmiş kitleyi dağıtmayı dener, ama başarılı olamaz.
Bağlarbaşı cami imamı Mustafa Yıldız, aynı gün Cuma namazında, “Oruç ve namazla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır” diye vaaz veriyordu.
“Komünistlerin, Alevilerin namazı kılınmaz”, “Komünistler Moskova’ya” diye bağrışan güruh “Allah adına” cenazeye saldırır. Cami önünde bulunan askerler cenazeyi Devlet Hastanesi morguna götürmeyi başarır. Ancak, kışkırtılmış kalabalığın öfkesi dinmez. Kentteki CHP ve TİKP başkanlıkları, TÖB-DER, DİSK, Tekstil-İş sendikası ve POL-DER temsilcilikleri tahrip edilerek yağmalanır. Mahallelere dağılan kalabalık rastgele insanlara ateş açar, 3 kişi ölür.
‘Ama hiç istihbarat gelmedi’
Vali, Emniyet Müdürü ve Jandarma Alay Komutanı ile görüşen CHP ve TİKP İl başkanları ile kitle örgütleri temsilcileri önlem alınmazsa korkunç olaylar yaşanabileceği endişesini dile getirirler. Ancak, hepsi ağız birliği ile önlemlerin alındığını, vatandaşların müsterih olmalarını salık verirler. Halbuki, aynı anda Kahramanmaraş’a katil sürüleri doluşmaktadır.
Devletin bu “aymazlığı”nı istihbarat ve bilgi paylaşımı eksikliğine bağlayan dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, katliamın soğukkanlılıkla planlandığını ortaya koyuyor: “MİT olayın içinde olmasaydı Maraş’tan her türlü istihbaratı aylar evvel alır ve olayın zuhur etmesine meydan vermezdi.”
3 avukat katledildi
TİKP üyesi avukatlar Barış Yiğit, Ali Kalan, Nusret Senem ve Emcet Olcaytu ile beraber çalışan onlarca hukukçu Kahramanmaraş’ta sahneye konulan kışkırtmanın asıl faillerinin bulunması için yılmadan çabaladı. Ancak, avukatlar Halil Güllüoğlu, Ahmet Albay ve Ceyhun Can dava sürerken uğradıkları kalleşçe saldırılarda öldürüldüler. Av. Nusret Senem, Milliyet’ten Örsan Öymen’e verdiği röportajda duruşmalardan şu unutulmaz anektotları aktardı: “1979 Haziran ayında başlayan duruşmalar, 8 Ağustos 1980 günü kararla neticelendi. Duruşmalar sırasında, asla unutamayacağımız olaylar yaşadık. Burada acı bir iki aniya yer vermekle yetinelim. Adana’da herkesin, efendiliği ve bilgisi ile üzerinde saygı uyandırmış olan Av. Halil Sıtkı Güllüoğlu öldürüldü. Adana Kapalı Spor Salonunda süren duruşmalar sırasında, sanıklar tarafından linç edilmekten son anda kendi çabası ile kurtulmayı başaran Halil abi, evinin önünde, arabasına bindiği sırada, ülkücü saldırganların kurşunlarına hedef olarak yasama veda etti. Onu asla unutamam.
Av. Barış Yiğit, Av. Ali Kalan, Av. Nusret Senem, Av. Emcet Olcaytu duruşma salonunda sayısız kez saldırıya uğradıktan sonra mahkeme, kapalı salonun müdahil kürsüsünün hemen yanında bir merdiven kurdurdu. Spor salonunun tribünlerine çıkarak saldırıları defetmiş sayıldık. Bir kara mizah örneği olarak anımsarız.
Biz, bu dava ile bir hukuk cephesi açarak mücadele ettik. Ancak çok üzülerek söylemek gerekirse, solun 49 parçaya bölünmüş diğer kesimleri ve bazı sol çevreler, bu kavgayı sürekli küçümsediler. Bu mücadele, aslında tehlikeli ve zor işti. Ölüm göze alınarak sonuna kadar gidilmişti. Av. Ahmet Albay, Av. Ceyhun Can, Av. Halil Güllüoğlu bu davadaki rolleri nedeniyle, o günlerde katledildiler. Onları minnetle anıyorum. Mağdurlar, ölenlerin yakınları, son dakikaya kadar bizleri desteklediler. Onlarla, adeta tek yürek gibiydik. Olağanüstü zor ve tehlikeli günleri omuz omuza yaşadık ve başardık.”
Mezhep çatışması değil!
Usta gazeteci Örsan Öymen’in TİKP’li Avukat Nusret Senem’le yaptığı ve Milliyet gazetesinde yayınladığı  söyleşide Senem, katliamı şöyle değerlendirdi: “Kahramanmaraş Katliamı, çok sayıda Alevi vatandaşımızı hedef almakla birlikte, kesin olarak bir Alevi-Sünni çatışması olarak, bir mezhep çatışması olarak nitelenemez.”
Senem, Öymen’e bölgedeki Sıkıyönetim Mahkemesinin de katliamı “Hükümete karşı silahlı isyan” ve “Türkiye ahalisini birbiri aleyhine kıtal’e teşvik ve bu teşvik neticesinde kıtal’in meydana gelmesi” olarak nitelediğini hatırlattı ve “Bu uğurda yürüttüğümüz mücadele, Mahkeme ve Askeri Yargıtay kararında da önemli bir etken olmuştur.” dedi. Nusret Senem, röportajda 5-6 gün boyunca saldırıların önlenememesi ihtimalini düşünemediğini vurguladı ve “Hükümeti devirmek isteyen, İçişleri Bakanı’nın kellesini isteyen ve katliamı yapan güçler, devlet güvenlik kuvvetleri içine de yuvalanmış, ABD’nin kontrol ettiği ve kullandığı güçlerdir. Yasadışıdırlar.” ifadesini kullandı.
Operasyonda ABD parmağı
Alparslan Türkeş’in yakın dostu Özbek asıllı CIA görevlisi Ruzi Nazar o günleri şöyle değerlendiriyor: “Moskova’da birileri, Türkiye’de bir iç savaş çıkartıp Sovyet devletinin ömrünü uzatmak istemiş olabilirdi.”
Ruzi Nazar Kahramanmaraş’ta tezgahlanan katliam sırasında Münih’teydi ama, başka bir meslekdaşı daha önce buralara uğramıştı. ABD Büyükelçiliği 2. Katibi Robert Alexander Peck Sivas, Amasya, Malatya, Erzurum, Elazığ gibi Maraş’ta da “incelemelerde” bulunmuştu. Peck’in soruları şunlardı: 1. Amasya’da Sünnilerle Alevilerin oranı nedir? 2.Amasya’da genel nüfusa göre işçilerin oranı nedir? 3.Amasya’da solcu mu daha çok sayısal olarak, sağcı mı? 4.Amasya’daki çatışmalar mezhepsel, etnik ya da sağ-sol çatışmasından mı kaynaklanıyor? “ ( Aktaran: Amasya Belediye Başkanı Gündüz Türen)
Hızla kanlı bir çatışmanın ortasına çekilen Kahramanmaraş’ta emniyet müdürü kimdi dersiniz? Abdülkadir Aksu!
Vatandaşın feryadı
“Sayın komutanım,
“Kahramanmaraş’ın Yörükselim Mahallesinde oturan bir vatandaş olarak 22.12.1978 günü mahallemizdeki vahşeti sizlere şöyle özetleyebilirim:
“Sabah saat 7.30’da mahallemizi korumak için gelen piyade taburunun başındaki Binbaşı Kemal Gündüz ve Yüzbaşı Aziz Kamil Bilgutay bize, ‘Siz içeri girin, sizin emniyetiniz sağlanmıştır’ diyerek biz mahalle sakinlerini evlerimize tıkadıktan sonra, Yüzbaşı Kamil, askeri arabaya binerek yamaç dağda toplanmış kalabalığın yanına gidip kalabalığın yanındaki sivil araçtan indirilen malzemelerin dağıtılmasına nezaret etti. Tekrar mahalleye geldiğinde ‘Kışlayı Aleviler bastı, kışlayı kurtarın!’ diye bir yaygara koparıp taburun kışlaya çekilmesini sağladı. Biz Aleviler vatandaş değil miyiz? İftiralarla bizleri eziyorlar. Çocuklarımızı, kadınlarımızı kesiyorlar. Diri diri mahalledeki çam ağaçlarına çiviliyorlar?
Sayın Komutanım, ne olur, Allah rızası için gerekenler hakkında kanuni işlemin yapılmasını ve Yörükselim Mahalle halkının ifadesinin alınmasını, vatandaşlık hakkımızın çiğnetilmemesini; işe ve güce gidemiyoruz. Bizlere bir yol gösterilmesini sizlerden arz ederiz. 17. 01. 1979
Saygılarımla.
Adres : Ahmet Güdücü
Yörükselim Mah. Çeşme Sok. No: 10 (Yusuf oğlu, 1956 doğumlu)” (Aydınlık, 31.01.1979)

Ali Rıza Özkan


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.