İlker Başbuğ’dan tarihi savunma -(TAMAMI)

26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ: ‘Millet ordusuna sahip çıkacak’

İlker Başbuğ’dan tarihi savunma -(TAMAMI)
08 Haziran 2013 Cumartesi 18:26

Türkiye’nin 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, tutuklu olarak yargılandığı Ergenekon davasında son savunma yapmayı reddederek Türk Milleti’ne seslendi. Başbuğ’un “Dimdik ayaktayım” diye bitirdiği konuşmasından satır başları şöyle:

“Türk Ordusu’nun, milli ordu olmasından dün de bugün de rahatsızlık duyanlar var. Onların yapacağı ilk şey Türk Milleti’nin, senin, orduna duyduğun tarihi güven ve sevgiyi tahrip etmektir. Böylece Türk Ordusu, senin gözünde itibar kaybedecek ve kalbindeki şerefli konumu da yok olacaktır.”

“(Eliyle arkasındaki sanık askerleri göstererek) Bugün ben terörle mücadeleye etkin biçimde katılan çok sayıda askeri personelin (davadaki tutuklu yurtseverleri işaret ederek) Cumhuriyet’in kazanımlarının ve sorumluluklarının farkında olan çok sayıdaki aydının bu davada sanık olarak yargılanmalarını bir tesadüf olarak görmüyorum.”

‘Bağımsız devlet olmadan millet olunmaz’

“Yüce Tük Milleti; Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ve gelişimi bir mucizedir, bir devrimdir. Bu mucize ve devrimi, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Anadolu halkına dayanarak, güçlerini oradan alarak gerçekleştirmişlerdir. Onların kutsal amacı, Anadolu’da bağımsız bir devletin kurulması ve daha sonra da kanları ve canları pahasına bu mucizeyi gerçekleştiren, Atatürk’ün kendi deyimiyle, ‘Türkiye Halkı’ndan, bir milletin, Türk Milleti’nin yaratılmasıdır. Anadolu topraklarında, etnik, dilsel, dinsel veya mezhepsel farklılıklarına rağmen kaynaşan, bütünleşen bu halk, Atatürk’ün liderliğinde bu mucizeyi gerçekleştirerek, kendi arzusuyla, tarihte ‘Türk Milleti’ olarak yerini almıştır. Üzerinde hür olarak nefes alınan ve verilen bir vatan parçasına ve bu topraklar üzerinde kurulan bir bağımsız devlete sahip olunamadan millet olunamaz.”

Anadolu’daki son devlet

“Atatürk, Anadolu toprakları üzerinde kurulan bu son devleti, ebediyen var oluşunu sürdürebilmesi için, üç temel üzerine inşa etmiştir: Ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet. Ulus devletin varlığı, Türk Milleti’nin bütün bireylerini bir araya getiren, birbirine sıkı sıkı bağlayan, ortak paydaların korunması ve güçlü tutulması ile devam ettirilebilir. Ortak kültür, ortak dil ve ortak menfaatler bizim ortak paydalarımızdır. Bu ortak paydalar bizi, biz yapan değerlerdir. Ortak paydalar ortadan kalkarsa veya zayıflatılırsa geriye sen ve ben kalır. Bunun adı yok olmadır, bölünmedir. Ortak kültür ve dile sahip olunması, bireylerin kendi kültürlerine ve ana dillerine sahip çıkmalarına ve geliştirmelerine engel olamaz, olmamalıdır. Etnik kimlikler ne kadar herkesin şerefi ise, ortak kimlik de aynı şekilde herkesin şerefi olmalıdır. Tarih boyunca kurulan, yok olan ve varlıklarını sürdüren bütün devletlerin ve milletlerin isimleri olmuştur. Anadolu’da bir güneş gibi doğan ve parlayan devletimizin ismi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Milletimizin ismi ise Türk Milleti’dir.”

Fırtına koparmaya çalışanlar!

“Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti isimleri üzerinden fırtına kopartılmaya çalışmasını anlamak mümkün değildir. Bu fırtınayı kopartanlara soruyorum: Sizin gerçekten sorununuz bu isimlerle mi? Fransa’da vatandaşlara Fransız, Almanya’da vatandaşlara Alman denildiğini neden görmezden geliyorsunuz? Bu isimlendirme onların Fransız veya Alman milletinin bir ferdi, bireyi olduğunu göstermiyor mu? Türkiye için de durum aynı değil mi? Yoksa sorununuz Türkiye’yi bölgesinde ve dünyada farklı ve güçlü konuma getiren, Türkiye’ye özgün bir karakter kazandıran, Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde yükseldiği üç temel direk olan ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısıyla mı? Ortak kültürel değerlerin, dil birlikteliğinin zayıflatıldığı, milli menfaatlerin ikinci plana, bireysel ve küresel menfaatlerin öne çıktığı bir ülkenin geleceğinden nasıl emin olabilirsiniz? Küreselleşmenin en güçlü aktörleri kendileri ulus devlet yapılarını korurken ve sağlamlaştırmaya çalışırken, diğer ülkelerin ulus devlet yapılarını neden zayıflatmaya, ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar? Dünyadaki federal devletlerin bağımsız devletlerin birleşmesi ile meydana geldiğini bilmiyor musunuz? Üniter devlet yapısından kendi içinde bölünerek federal yapıya geçen, Belçika dışında başka bir örnek verebilir misiniz? Amacınız Türkiye’yi Belçika yapmak mıdır?”

Ulus, üniter, laik devlet

“Aziz Milletim; Ulus devlet yapısını koruyamadan, milletin bütünlüğünü koruyamazsınız. Üniter devlet yapısını koruyamadan, ülkenin bölünmezliğini koruyamazsınız. Laik devlet yapısını koruyamadan, demokrasiyi, insan haklarını koruyamazsınız. Sosyal devlet yapısını oluşturamadan, insanlarınızı layık oldukları refah seviyesine taşıyamazsınız. Hukuk devleti niteliğini, hukukun üstünlüğünü koruyamadan, devletin ve ülkenin geleceğini koruyamazsınız. Her şeyden önemlisi bağımsızlığınızı koruyamazsanız, bugün sahip olduğunuz maddi ve manevi hiçbir şeyinizi koruyamazsınız.”

Vatan borcu

“Bugün sahip olduğumuz her şeyi, milletiyle bütünleşen Atatürk ve silah arkadaşlarının Kurtuluş Savaşı’nda verdikleri mücadeleye borçlu olduğumuzu unutmamalıyız. Bugün sahip olduğumuz maddi ve manevi her şeyi koruma görevi, egemenliğin tek hakimi olan 7’den 70’e Türk Milleti’ni oluşturan, her Türk vatandaşına verilen bir vatandaşlık görevidir, vatan borcudur.”

‘Tarih ilerisini göremeyenler için acımasızdır’

“Aziz Milletim; yıllardır bölücü terör örgütünün neden olduğu terör olaylarından dolayı büyük acılar yaşadın, büyük fedakarlıklarda bulundun. Senin yaşadığın bu acılara son verdirilmesi, bizim için, hem birinci öncelikli bir görev, hem de gönülden istediğimiz bir amaç oldu. Güvenlik, ekonomik, sosyo-kültürel, psikolojik harekat, uluslararası alanlarda birbiriyle paralel ve koordineli olarak yürütülecek faaliyetlerle bu amacın gerçekleştirileceğine yürekten inandık. Bu düşünceler çerçevesinde, Bölücü Terör Örgütüne karşı yürüttüğümüz mücadeleye büyük bir kararlılık ve azimle devam ettik. Türk Ordusu olarak biz bu yola baş koyduk. Binlerce can verdik, şehit verdik.”

“Aziz Milletim; dün olduğu gibi bugün de senin yaşadığın bu acılara bizi biz yapan ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet yapımıza zarar verilmeden, son verdirilmesini gönülden istemekteyiz. Bunun aksinin düşünülmesi, akıl dışıdır. Unutulmasın ki, bu üç temel nitelik, Türkiye’yi bölgesinde güçlü, etkin ve örnek kılmaktadır.”

‘Türkiye kriz bölgelerinin ortasında’

“Türkiye tarihin bütün dönemlerinde dünyanın odaklandığı kriz bölgelerinin tam ortasında yer almıştır. Durum değişmeyecektir. Anadolu coğrafyasına ve bu coğrafya üzerinde yaşanan tarihe bakarsanız, bu coğrafya üzerinde ancak güçlü devletlerin varlıklarını sürdürdüklerini, güçsüzlerin ise kısa sürede tarih sahnesinden silindiklerini görebilirsiniz. Unutulmamalı ki, ‘Tarih ilerisini göremeyenler için acımasızdır.’ Beni dinleyenlere seslenmek ve onları bir an için düşünmeye davet etmek istiyorum: Sıçrayarak bir yerlere yükselmek, tırmanmak istiyorsunuz. Her şeyden önce ayaklarınızın yere sağlam basması gerekir. Zemin, yer sallantılı, dengesiz, dayanıksız ve güvenilmez ise sıçrayamaz, yükselemez, büyük bir ihtimalle de tökezleyerek düşersiniz.”

“Yaşanılan ülkedeki adalet sistemi ve uygulamaları da ülkenin zeminini, temelini oluşturur. Mahkeme salonlarında, insanların gözüne çarpan ilk şey nedir? ‘Adalet mülkün, yani ülkenin, temelidir.’ Temelin, zeminin sallanması bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felakettir. Böyle bir durumda toplum belirsizlik duygusuna kapılır, yarınlarına ilişkin güvensizlik ve emniyetsizlik duymaya başlar. Bu duygular içine girmek; bir gemide sisler içinde yol alırken, her an sizi bekleyen aysberg olduğunu, ona çarpıp batacağınızı düşünmeniz demektir. İşin kötüsü, siyasetçiler de denizde son hızla ilerlemekte olan gemiye hakim değildirler. Eğer bir ülkede; bir Genelkurmay Başkanı görevi başında iken, aynı zamanda terör örgütü yöneticisi olmakla da suçlanabiliyorsa, yapılan kamuoyu araştırmalarında, örneğin Balyoz ismiyle bilinen davada olduğu gibi açıklanan mahkeme kararını adil bulmayanların ezici bir çoğunlukta olduğu ve halen devam eden davalarda “suçlananların büyüdüğü”, “adaletin ise küçüldüğü” görülüyorsa; toplum ve yetkililer bu yapılanlara ‘sıradan olay’ gibi bakmaya devam edemez. Biliniz ki kötünün en iyi dostu sıradanlıktır.”

Köprüden önceki son çıkış

“Sıradanlaşmaya son örnek, 28 Şubat soruşturması neticesinde hazırlanıp, ilgili Mahkemeye sunulan iddianamedir. Bu iddianame ile 103 kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenilmiştir. Türk adalet tarihinde, bu kadar çok kişi hakkında Türk Ceza Kanununda yer alan en ağır cezanın talep edildiği başka bir iddianame var mıdır? Bilmiyorum. Her halde yoktur. Neden, artık Türkiye’de kişiler hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının istenilmesi kanıksanılmış, sıradanlaştırılmış bir olay haline dönüştürülmüş ise, bu durum Türk Adalet sistemi için bir felakettir. Neden, istenilen ceza taleplerinin kamuoyu tarafından ciddiye alınmadığı ise, bu durum Türk Adalet sistemi için daha da büyük bir felakettir. Bu durumdan, yasama, yürütme ve yargı erkleri ders çıkarmalı ve üzerlerine düşen gerekli yasal sorumlulukları artık yerine getirmelidirler. Yargıda yaşanan olağanüstü uygulamalara eğer toplum sıradan bir olay gibi bakıyor veya ciddiye almıyorsa, o ülkede adalete duyulan güven ve inanç yok olmuştur. Bu durum da ülkenin bir uçuruma yaklaştığının göstergesidir. Görünüz ve anlayınız; köprüden önceki son çıkıştasınız.”

‘Tarihin tekerleğini ters döndüremeyeceksiniz!’

“Adaletin, zeminin sallanmakta olduğu bir ülkede herkese düşen ortak görev bize göre şudur: Dünyanın adil mi, adaletsiz mi olup olmadığı fark etmez, nasılsa öyle olduğuna göre, ben en iyi onun kurallarını en iyi işime gelecek şekilde kullanayım düşüncesinden sıyrılınız. Adil olmayan uygulamalara, ahlaki hislerinizi zedelediğini düşündüğünüz her şeye karşı, yasalar içerisinde kalarak, mücadele ediniz, sesinizi çıkartınız. Bağırınız ve deyiniz ki: Hukuk ne kadar istismar edilerek kullanılarak kullanılsın, tarihin tekerleğini yargı marifetiyle tersine döndüremeyeceksiniz.”

‘Silah arkadaşlarımı bırakın ne yapacaksanız bana yapın’

“Eğer, İnternet Andıcı adlı sanal davanın asıl amacı Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda benim komutam altında çalışan ve sadece yasal bir belge olan İnternet Andıcı üzerinde parafeleri bulunan sivil memurundan Orgenerale kadar olan personelin adeta üzerlerine basarak; Genelkurmay Başkanı’na, yani bana ulaşmak ise, bu silah arkadaşlarımı bırakınız, gitsinler. Ne yapacaksanız, bana yapınız. Buradayım. Dimdik ayaktayım.”

‘Tarih sussa hakikat susmayacak’

“Aziz Milletim; 29 Ekim 1938 günü Cumhuriyet Bayramı nedeniyle Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Ordusuna gönderdiği mesajda yer aldığı şekilde, Türk vatanının, Türk Milletinin şan ve şerefini her türlü tehlikelere karşı korumakla görevlendirilen Türk Ordusunun, kendisine verilen vazifeleri her an ifaya hazır ve amade bulundurmak üzere, etmiş olduğum yemine sadık kalarak tüm varlığımla çalıştım. Bundan da asla pişmanlık duymadım ve duymayacağım. Her zaman doğruların yanında olduğum ve hareket ettiğim için vicdanım rahattır. Gerçekleri bugün olmasa da tarih haykıracaktır. Tarih sussa, hakikat susmayacak.”

‘Mütalaaya itibarım yok’

“Bir Genelkurmay Başkanı ve Türk Ordusu hakkında iddianame ve mütalaa ile ileri sürülen suçlamaların, siyaseten devlete de yöneltilen son derece ağır ve haksız ithamlar olduğu aklıselim sahibi herkes tarafından görülmüş ve kabul edilmiştir. Gerçek durumu bütün çıplaklığı ile bilmelerine rağmen, çıkar ilişkilerindeki dengeleri koruma pahasına; bugün ortadaki bu vahim durumu, sonuçları ile birlikte anlamamakta ve görmemekte ısrar edenler, en azından vicdanen nasıl huzura kavuşabileceklerdir? Bu nedenlerle bu mütalaaya da hiçbir itibarım yoktur. Bütün bunlara rağmen benden hala savunma yapmamı mı istiyorsunuz? Böyle bir dava sebebiyle karşınıza çıkarılmış olmam, benim için cezaların en büyüğüdür. Bu konuda size söyleyeceğim başka bir şey yoktur.”


 

 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.