İlker Başbuğ kumpası açıkladı, iki kritik soruşturmaya dikkat çekti: Kumpasın iki ayağı...

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, Kaynak Yayınları'ndan çıkan 'Suçlamalara Karşı Gerçekler' isimli kitabında, TSK'ya kumpasın hukuki ve siyasi boyutlarını ele aldı Türkiye...

İlker Başbuğ kumpası açıkladı, iki kritik soruşturmaya dikkat çekti: Kumpasın iki ayağı...
04 Ocak 2014 Cumartesi 08:51

ilker

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, Kaynak Yayınları'ndan çıkan 'Suçlamalara Karşı Gerçekler' isimli kitabında, TSK'ya kumpasın hukuki ve siyasi boyutlarını ele aldı

Türkiye Cumhuriyeti'nin 26'ncı Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, TSK'ya harekatın "Askeri vesayete son verme" başlığıyla yapıldığına dikkat çekerken, harekatın iki uygulamayla beslendiğini vurguladı: PKK ve yargı içindeki bazı unsurlar. Başbuğ, 2009 yılında Erzincan'daki İsmailağa Cemaati soruşturması ve Kayseri'de Ordu içindeki Fethullahçılara yönelik soruşturmaya da değinerek, TSK'ya yapılan soruşturmaların bu iki olaydan sonra arttığına dikkat çekti. Başbuğ, 2005 yılında hazırlanan Şemdinli İddianamesi için "Savcı tarafından hazırlanan iddianame adeta Ergenekon iddianamesinin bir prototipi gibiydi" ifadesini kullandı.

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ Kaynak Yayınları'ndan çıkan "Suçlamalara Karşı Gerçekler" isimli kitabında, "TSK'ya kumpas" tartışmalarının yapıldığı günlerde kumpasın hukuki ve siyasi boyutlarını ele aldı. Tutuklandığı 6 Ocak'ın yıldönümünde kitabevlerinde olacak kitabının önsözünde Başbuğ, Ergenekon ve Balyoz başta olmak üzere yargılamaların yapıldığı süreçte yargının, siyasetin, medyanın ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sınıfta kaldığını, cezaevinde bulunanların ise aileleri ve sevenleriyle dimdik ayakta kaldıklarını vurguladı.

İlker Başbuğ, gerek kendisi gerekse Türk Silahlı Kuvvetleri'nin neden hedef alındığı sorularının cevabının hukuk içinde kalındığı takdirde bulunamayacağını kaydetti.

Başbuğ'un, TSK'ya taarruzun perde arkasına dikkat çektiği ve kitabın omurgasını oluşturan bölümlerin satırbaşları şöyle:

'Teamül işlese ve Yalman'ın yerine Başer gelseydi sorun çıkmazdı'

- 2002 Ağustosu'nda Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hilmi Özkök'ün Genelkurmay Başkanlığı'na; Özkök'ün boşaltacağı Kuvvet Komutanlığı'na ise askeri teamüller çerçevesinde Org. Edip Başer'in getirilmesi beklenmekteydi. Ancak, beklenen gerçekleşmedi. Özellikle, 2003 yılı sonbaharından itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üst kademesi arasındaki sağlıklı diyalog ortamının arzu edilen seviyede olmadığı ileri sürülebilir. Bu nedenle, 2002 Ağustosu'nda normal askeri teamüllere uyulmuş olunsaydı, belki de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve personelinin bugün karşılaştığı sorunlarla pek karşılaşmayacağı söylenebilir.

'1 Mart tezkeresi kabul edilseydi...'

- ABD, 2003 yılında icra edilecek Irak'ı Kurtarma Harekâtı için Türkiye'den bir cephe açılmasını istedi. Ancak, bilindiği gibi bu konuya ilişkin Hükümet tezkeresi, TBMM'de yeterli kabul oyu alamadı. Yapılan etkin propagandanın da etkisiyle, tezkerenin geçmemesinin sorumluluğu Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üzerine yıkıldı. 1 Mart Tezkeresi, TBMM'de yeterli kabul oyunu almış olsaydı, Türk Silahlı Kuvvetleri ve personeli bugün karşı karşıya kaldığı sorunlarla, büyük ölçüde yüz yüze kalmayabilirdi.

'Dağlıca saldırısı kırılma noktası'

- Türk Silahlı Kuvvetleri'ne karşı yürütülen "askeri vesayete" son verme harekâtında iki uygulamanın öne çıktığı görülmektedir:

Birincisi; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin PKK terör örgütüne karşı yürüttüğü mücadelede başarısız olduğuna ilişkin kamuoyunda güçlü bir algının yaratılmasıdır. Bu açıdan, 21 Ekim 2007 tarihinde, PKK terör örgütü tarafından Hakkâri, Dağlıca Karakolu'na yapılan saldırı adeta bir kırılma noktasını oluşturmuştur.

(...) Çatışmada 12 şehit verildi. 8 asker de kaçırıldı. Buna benzer olaylar, daha öncede yaşanmıştı. Ancak, bu sefer oldukça farklı bir durumla karşılaşıldı. Korkunç bir bilgi kirliliği yaratılarak TSK'nın icra etmekte olduğu terörle mücadeleye karşı haksız, önyargılı medyada bir karalama kampanyası, Asimetrik Psikolojik Harekât yürütüldü. Adeta, bu olay terör örgütünün bir başarısı olarak gösterildi. Amaç, kamuoyunda karamsarlık yaratmak, terörle mücadelede başarılı olunamayacağı düşüncesini yaymaktı.

Öcalan'la müzakerenin önü açıldı

Cengiz Çandar, Mezopotamya Ekspresi kitabında Abdullah Öcalan'ın şu sözlerine yer veriyor: "Hiçbir demokratik yoldan işbaşına gelmiş iktidar benimle masaya oturamaz. Bunu başta asker engeller."

"Ama nasıl?"ın cevabı, Abdullah Öcalan'ın kapalı, Henry Barkey gibilerin ise açık şekilde söyledikleri gibi "askeri vesayetin" sonlandırılmasıydı. Bu nasıl gerçekleştirilebilirdi? Yürütülecek psikolojik harekât ile TSK'yı itibarsızlaştırarak ve personelini de yargı yoluyla tasfiye ederek.

'Şemdinli iddianamesi Ergenekon'un prototipi'

İkincisi ise; yargı yolu kullanılarak Türk Silahlı Kuvvetleri emekli ve muvazzaf personelinin haksız bir şekilde, soyut, asılsız delillere dayanan iddialar ve iftiralar ile suçlanmasıdır.

2009 yılı, bu açıdan adeta tepe noktasını oluşturdu. 2009 yılındaki olaylara bakmadan, daha önceki yıllarda yaşanan bir iki olaya bakmak da yararlı olacaktır.

9 Kasım 2005'te Şemdinli olayları oldu. Savcı tarafından hazırlanan iddianame adeta Ergenekon iddianamesinin bir prototipi gibiydi.

(...) Söylenenin aksine, emekli ve muvazzaf askeri personelin adli mahkemelerde yargılanmasına ilişkin yakın tarihteki ilk örnekler, 18 Şubat 2006'da "Sauna Çetesi" ile 31 Mayıs 2006'daki "Atabeyler" adlı davalardır. Böylece belki de ilk defa muvazzaf askerler, sivil yargının karşına çıkmış, tutuklanmış ve yargılanmıştır.

Erzincan ve Kayseri'deki iki soruşturmaya dikkat!

İlker Başbuğ'un kitabında, TSK personeline karşı 2009'da yoğunlaşan harekat hatırlatılarak, o yıl Erzincan ve Kayseri'de yaşanan iki olaya dikkat çekildi. Bu iki olay kitapta şu şekilde yer aldı:

- 2007 yılında Erzincan Valiliği'nde yapılan güvenlik toplantılarının birinde, bölgede İsmailağa Cemaati'nin faaliyetlerinin arttığı, özellikle küçük çocuklara evlerde toplanılarak yasadışı din eğitimi verildiği, yasadışı yardım ve bağışlar toplandığı ifade edildi.

Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı konuyu incelemeye aldı. Ve 2007 yılında resen soruşturma açıldı. 23 Şubat 2009'da, 26 kişi gözaltına alındı. Mahkeme dokuzunu tutukladı.

2009 Şubatı'nda, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı bu soruşturma kapsamında Cemaati de mercek altına aldı. Daha sonra, uzun süren mücadelelerden sonra, Erzurum Özel Yetkili Savcılığı, bu dosyayı Erzincan'dan aldı.

4 Mart 2009 tarihinde, Kayseri'de gizli bir organizasyon tespit edildi. Beş sivil, bir birliğin içindeki askerlerden oluşan hücreleri vasıtasıyla gizli ve kişiye özel bazı evrakları çalarak ve daha sonra da içeriğini değiştirerek kamuoyunda infial yaratacak şekilde bazı yerlere ulaştırmışlardı. Ayrıca, askeri yazışma kurallarına uygun olarak flash bellekte hazırladıkları suç içeren evrakı da yine içerideki askeri hücre vasıtasıyla, bilgisayarlara yükleyerek suç belgeleri haline dönüştürmüşlerdi. Soruşturmayı, Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı yürüttü. Askeri hücre içindeki astsubaylar yakalandı. İfadelerinde suçlarını itiraf ettiler. Sözcü gazetesi 21 Mart 2009 tarihinde, astsubaylardan birisinin ifadesinde şunları söylediğini yazdı: "Işık evlerinde yetiştim. Evinde kaldığımız ağabey, askerlerle ilgili bilgi topluyordu."

Soruşturma esnasında, yapılmaması gerekenlerin yapılmasıyla, soruşturmanın sağlıklı olarak yürümesi engellendi. Erzincan ve Kayseri'de yürütülen bu soruşturmalar, daha sonraki safhalarda, askeri personelin aleyhine dönüştürülen soruşturmalar şeklini aldı. Örneğin, Kayseri'deki olayın açığa çıkartılmasında katkıları olduğu düşünülen Kayseri J. Bölge Komutanı, Kayseri İl J. Alay Komutanı, Kayseri Hava İkmal Merkezi Komutanı ile bu soruşturmayı yürüten askeri savcılar çeşitli davalar kapsamında suçlanarak tutuklandılar.

Ceyhun Bozkurt


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.