Gülgün Feyman: 'Arslanlı Yol'un bir neferiyim'

Gülgûn Feyman Budak ekranların en sevilen haber sunucularından biri. TRT radyolarında başlayan meslek hayatı TRT televizyonu ve ardından özel kanallarda devam etti. 40 yılı mesleğine sadakat içinde geçti. Patronların değil,...

Gülgün Feyman: 'Arslanlı Yol'un bir neferiyim'
06 Ocak 2014 Pazartesi 08:40

gulgun

Gülgûn Feyman Budak ekranların en sevilen haber sunucularından biri. TRT radyolarında başlayan meslek hayatı TRT televizyonu ve ardından özel kanallarda devam etti. 40 yılı mesleğine sadakat içinde geçti. Patronların değil, halkın sunucusu oldu. Şimdi de Ulusal Kanal ailesine katıldı. Hatta bir adım daha atarak İşçi Partisi'ne üye oldu.

Gülgûn Feyman'la uçuşu öncesi Bindallı Sanat Galerisi'nde buluştuk. Meslek hayatından, günlük hayatından, Türkiye'nin sorunlarına kadar pek çok konuyu konuştuk. Su gibi akan Türkçesine hayran kaldık. Yaklaşık 1 saat süren sohbetin ardından uçağının kaçmasına ramak kala vedalaştık.

-Uzun yıllardır milyonlar ekran karşısında sizi izliyor. Siz o kameraya baktığınızda ne görüyorsunuz?

90-60-90, hilal kaş, badem göz, sırma saç, 'haydi kızım gel sen de biraz burada nur saç' diye her önüne gelenin ekrana çıkarıldığı bir sistemden geçiyoruz. Oysa Türkçe esastır. Bu ölçülerin hiçbirine uymadım. Ses tellerimle, bilgimle, hayata bakışımla Türkçeye olan aşkımla mesleğimi yaptım. İlk anonsumdan bu yana kendimi mesleğime verdim.

Kamera karşısına geçtiğimde bütün sevdiklerime bakarcasına baktım izleyicilerime. Hepsi benim dostum. Kameranın önüne oturduğumda arkasında milyonlar var diye düşünmedim. 'Arkada dostlarım var' diye düşündüm. Orada 'ben' yok, 'biz' var.

-Mesleğiniz sizin için ne ifade ediyor?

Ülkenize aşıksanız kendi kendinize bir misyon üstleniyorsunuz. Ben ülkemin çıkarlarını, Cumhuriyet kazanımlarını savunmalıyım. Benim sorum "Acı var mı acı" olmadı hiçbir zaman. "Her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa" demedim hiç.

Maalesef yakın arkadaşım olan pek çok kişiye içimden selam vermek dahi geçmiyor. Boyuna savruldular bir yerden bir yere. Rüzgara kapılmış kuru yaprak misali. Ve kurudular, soldular, söndüler. Ama ben hep varım ve var olacağım. Mesleğim konusunda içim çok dolu. Habercilik para kazanma mesleği oldu. Oturdular patronlarıyla pazarlıklar yaptılar. Haberin pazarlığı olmaz ki!

-Sunucu elindeki metni okuyan kişi midir? Taraf olmalı mı?

Nasıl tarafsız olabilirsiniz? Ülkemin bulunduğu koşullarda Anayasamdan aldığım güçle ben tarafım. Burası laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti ise bunu yıkmaya çalışanların karşısında kapı gibi dikilebilecek gücüm var. Kamuoyunda, zihinlerde bir ismim var. Ama bu isim zihinlerde bir çiçek gibi durmamalı. Seyirciye doğru mesajları vermem lazım. Bugüne kadar hiçkimse 'Gülgûn sağa sola oynuyor' diyemedi. Ben tarafım ve tarafımı da net bir şekilde ortaya koydum. Ne şiş yansın ne kebap diyenlerden değilim yani.

Diğer tarafta olanlar da var. Yandaş, candaş, kandaş medyada ülkenin yolsuzluklarını dahi savunan sayısız isme rastlamıyor muyuz? Düne kadar nefesi kokanların bu sistemden kazandığı paralarla arabalar, yatlar, katlar yaptıklarını görmüyor muyuz? Bütün bunlar mide bulandırıcı ve çirkin.

-Peki holding medyasındaki bir haberci nasıl taraf olur?

Olamaz. Holding medyasının kapısından geçmeyecek. 'Aç kalırım' kaygısıyla hareket ettiği sürece mahkûm olmak zorundadır. Silivri'de, Hasdal'da olanlara mahkûm demiyorum. Asıl bunlar mahkûm. Merak ediyorum, rüzgar değiştiği zaman nerede oturacaklar.

-Uludere olayı ya da Gezi Parkı'nda polisin halka saldırması 1 gün boyunca haber bültenlerinde yer alamadı. Haber bültenlerinin bugün içinde bulunduğu durumu nasıl görüyorsunuz?

Zavallılık. Habercinin temel görevi olan olayı aktarmaktır. Gezi Parkı'nda kitlesel eylem var. Siz bu insanları görmüyorsunuz. Onlar da sizi görmeyecek. Bir yayıncı kuruluş halktan yana tavır koymalıdır. İktidardan yana tavır koyuyorsan hükümetin borazanısın. Seni istediği gibi çalar. Nitekim öyle kötü çalıyor ki sesi bozuk çıkıyor. Halktan yana tavır koyanlara da halk sahip çıkıyor.

'Arslanlı Yol'un bir neferiyim'

-İşçi Partisi üyeliğiniz çok konuşuldu. Neden İşçi Partisi?

Meslek hayatımda dokunmadığım bir başbakan ya da cumhurbaşkanı kalmadı. Bugün 'Türküm' demekten yüksünenlerin olduğu bir siyasi tablo görüyoruz. 'Ne mutlu Türküm diyene' diyorum her zaman. Atatürk'ün kurduğu partinin sempatizanı olmuş olabilirim. Ama şirazesinden çıkarsa sırtımı dönerim.

İşçi Partisi rotasından bir milimetre bile sapmadı. Ülke çıkarlarını savunan, Atatürk'ün ülkemize kazandırdığı tüm kazanımlara sahip çıkan tek parti İşçi Partisi. Ben Cumhuriyet kadınıysam, Atatürk devrimlerine bağlıysam, emekten yana oyumu koyuyorsam, bu partinin lideri Doğu Perinçek'in söylediği gibi Arslanlı Yol'un bir neferiyim. İşçi Partisi beni kabul ettiği için şükran borçluyum. Geldiğim yerden çok gururluyum. O sıcacık insanlarla bir arada olmak beni bir kez daha dünyaya getirdi.

-Örgütlü olmanın önemi nedir?

Kamuoyunun tanıdığı kişiler olarak bireysel birşeyler yapabiliriz. Ama toplum menfaatine çalışabilmek için el ele vermek zorundayız. Birlikten güç doğar. Ben o nedenle buradayım.

-İçlerinde İşçi Partisi yöneticilerinin de olduğu birçok aydın cezaevlerinde. Bu konuda ne söylersiniz?

Toplum artık o demir parmaklıklar ardında aslında sadece bedenleri tutsak edilen, düşünceleri asla tutsak edilemeyecek o yurtseverlerin, analarının ak sütü kadar pırıl pırıl olduğunu görmeye başladı. Kısa süre sonra devran dönecek. Bir başka yapıyı göreceğiz o demir parmaklıklar ardında. Yakında adaletin sopası hakikaten doğru yere inecek.

'AKP iktidarı çöküyor'

-Sizce Haziran Ayaklanması Türkiye'de nasıl bir etki yarattı?

İktidarın baskıcı tutumuna ve düzenin düzensizliğine büyük bir başkaldırıydı. Gençler uyandı. Gençlerin düşüncelerine kilit vuramazsınız. Düşünsel olarak hapsedemezsiniz. Yıllarca bu uyanışı bekledik hepimiz. Ve gençler bize güç verdi. Ben de o coşkunun içinde yer alanlardan biriyim. Yaşananları birebir biliyorum.

-Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Haziran Ayaklanması, Yolsuzluk Operasyonu'nun fitilini ateşledi. Görüyoruz ki cemaat ve iktidar gençliğin uyanışı ile birbirine düştü. AKP iktidarı çöküyor. Liderler karizmayı fena halde çizdirdiler. Bu duman bu bacadan bir kere çıktı.

-Peki bu hareket nereye varır?

Artık bu iktidar son çırpınışlarını yaşıyor. Baskıyla içindeki kokuşukluğu örtbas etmeye çalışıyor. Güneş bizden yana öyle bir doğdu ki... 'Beni balçıkla sıvayamayacaksınız. Kendi çamurunuzda batacaksınız' dedi. Çünkü o çok kıymetli insanlara çamur attılar. İftairalarla, düzmece iddialarla içeri attılar. Ama kendi pisliklerinde boğulmaya başladılar. Artık yolun sonu gözüktü. Seçimlerden önce bile gelebileceğini düşünüyorum.

'Ulusal Kanal'da milyarlar yok'

-Ulusal Kanal'da Ümit Zileli ile 'Nasıl Yani?' programını yapıyorsunuz? Program fikri nasıl çıktı?

Antalya'da bir kanalda çalışıyordum. Direnişçileri terörist gibi gösterdiği için kanalın sorumlu müdürü ile ciddi bir tartışma yaşadım ve işimden ayrıldım. Eşimle birlikte bir haber sitesi oluşturduk. Ümit Zileli aradı. 'Böyle bir proje var. Gelir misin?' diye tereddütle sorarken cümlesini ben tamamladım; senin adın ve Ulusal Kanal adı yan yana. Koşa koşa geliyorum. 1 hafta sonra programa başladık. Ümit'in yaptığı bu davet benim için bir milat. Bu yüzden ona şükran borçluyum. Bu kapıdan içeri girdim ve 'ben bu sistemin emrine amadeyim' dedim.

-Programdan sonra nasıl tepkiler aldınız?

Çok alkış alıyoruz. Hiç olumsuz bir tepki almadık. Günceli tartışan bir program. Hemen her kesimin seyretmeye başladığı bir program. Kavgasız, gürültüsüz doğruları anlatıyoruz.

-Buraya gelmeden önce Ulusal Kanal'ın nasıl bir kanal olduğunu düşünüyordunuz? Geldiğinizde nasıl bir kanalla karşılaştınız?

Özellikle 31 Mayıs'tan sonra evimizde Ulusal Kanal hiç kapanmadı. Eşim doktor. Ertesi gün hastaneye gitmesi lazım. Saat 2-3 gibi uykuya çekiliyoruz. Tam gözlerimizi kapatıyoruz ki 'İhanet mi ediyoruz memlekete' diye fırlıyoruz yerimizden. Sonra tekrar Ulusal Kanal başına geçiyorduk. Hem genç kadrolar var, hem olgun kadrolar... İçine girdiğim zaman çok daha sıcak ve kenetlenmiş bir yapı gördüm. Burada milyarlar dönmüyor, gönül birliği, vatan sevgisi dönüyor. İlk özel televizyonların kurulduğu dönem çalışanlarda yeni bir başlangıç heyecanı vardı. Bu heyecanı Ulusal Kanal'da yakaladım. Köklü bir kanal olmasına rağmen hantal yapı yok. Cıvıl cıvıllar.

-Ya Aydınlık gazetesi?

Gazetenizin fanatiklerindenim. Gözümü açar açmaz ilk yaptığım şey Aydınlık okumak. Çok başarılı gidiyor. Her geçen gün satış rakamları artıyor. Herşeyden öte ismi çok güzel ve anlamlı.

-Hakkınızda çok az şey biliniyor. Peki Gülgûn Feyman neler yapar? Bir günü nasıl geçer?

Babam yıllarca bu ülkeye emek vermiş bir komutan. 'Vatana ihanet ederseniz ipinizi ben çekerim' diyen bir babadır. Çok okurum. Müzik benim için vazgeçilmezdir. Klasik batı müziği ve caz dinlemeyi severim. Resim sanatını severim. Yıllardır tenis oynarım. Evimizde 5 köpeğimiz var. Bahçe işleriyle uğraşırım. Şehrin dışında yaşamayı tercih ediyorum. Şiiri çok severim. Yaşımı gururla söylüyorum. Çizgilerim benim gururum. Kocaman iki kızım var, 84 doğumlular. Eşimle yaptığım evliliğimin ardından 4 çocuğum oldu. Ulusal Kanal ve Aydınlık ile bizleri kucaklayan seyircilerimiz sayesinde artık kocaman bir ailem var.

Irmak Mete


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.