Eylemsizlik yok ediyor

Mehmet Birkiye'nin yönettiği Anton Çehov'un yapıtı 'Üç Kız Kardeş' oyunundaki kardeşleri canlandıran Ayşe Lebriz Berkem, Veda Yurtsever İpek ve İmer Özgün Aydınlık'a konuştu İstanbul Devlet Tiyatrosu Cevahir 1...

Eylemsizlik yok ediyor
03 Mayıs 2014 Cumartesi 09:20

uckizkardes

Mehmet Birkiye'nin yönettiği Anton Çehov'un yapıtı 'Üç Kız Kardeş' oyunundaki kardeşleri canlandıran Ayşe Lebriz Berkem, Veda Yurtsever İpek ve İmer Özgün Aydınlık'a konuştu

İstanbul Devlet Tiyatrosu Cevahir 1 sahnesinin kulisindeyiz. Az sonra Yönetmen Mehmet Birkiye'nin sahnelediği, Ataol Behramoğlu'nun dilimize çevirdiği, Anton Çehov 'un "Üç Kız Kardeş" adlı oyunu başlayacak. Prozorov ailesinin Moskova'ya gitme isteklerinin eylemsizlikleri sonucu boş bir hayale dönüşmesi sahnelenecek. Oyunda üç kız kardeşi yorumlayan Olga: Ayşe Lebriz Berkem, Maşa: Veda Yurtsever İpek ve İrina: İmer Özgün ile birlikteyiz.

"Üç Kız Kardeş" Rus Edebiyatı'nın güçlü kalemlerinden Çehov'un en karmaşık kabul edilen oyunu. Bu yüzden de sahnelenmesinin yanı sıra oynanması da ciddi cesaret gerektiriyor. Sizler için bu serüven nasıl başladı ve gelişti?

Veda Yurtsever İpek: Yönetmenimiz Mehmet Birkiye iyi bir yol göstericiydi. Herkesin ezberini bozacak bir yöntemle oyunu sahneye taşıdı. Ardında kıymetli yol arkadaşları vardı. Bizleri yeni bir yorum ve yaklaşımla buluşturdular. Çehov ezberinde ısrarcı olanlar ise oyunun bu halini yadırgamış olabilirler.

Ayşe Lebriz Berkem: Hayatın renkleri bu oyunun metninde saklı. Biz hep birlikte onları sahneye taşıdık. İnsanın en yalın ilişki, düşünce, tepki, tepkisizlik ve çelişkilerini sahneden paylaşmayı hedefledik. Bu oyun gülerken ağlatan akışı içinde duygu dünyalarımızın bütününü ustaca ele alıyor.

'Çağdaş bir oyun'

Konuyu sizlere doğru açarsak, rollerin karşısında adınızı gördüğünüzde neler yaşadınız?

İmer Özgün: İrina'yı oynayacağımı öğrendiğimde çok heyecanlandım. "Üç Kız Kardeş" konservatuar yıllarımda çalıştığım bir eserdi. Hocam, ustam ve yönetmenim Mehmet Birkiye'nin çok değerli katkıları oldu. İlk kez bu kadar büyük bir sorumluluğu taşıyacaktım. Oyundaki herkesin sonsuz desteğini gördüm. Oynadıkça da değişen, gelişen, dönüşen bir İrina çizgisi oluşmaya başladı.

A.L.B.: Olga'yı oynayacağımı öğrendiğimde elbette ben de heyecanlandım. Sonuçta oyun, oyuncular, yönetmen her şey bir oyuncu için fırsat olabilecek kadar mükemmeldi. Çehov kuşkusuz fırsat yaratacak rollerin yazarı. Güçlü bir metinle yola çıktığınızda her gün sahnede yeni keşifler yapabiliyorsunuz. Bu da insanda yaşam sevinci uyandırıyor.

V.Y.İ: Konservatuar yıllarında yaşadığım tecrübeler bir Çehov oyununa karşı temkinli olmam gerektiğini bana fısıldıyordu. Prova sürecinde uzun yıllar Çehov'a gereksizce mesafeli durduğumu fark ettim. Bu çalışma düşüncelerimin değişmesini sağladı. Maşa rolü oyuncu olarak isteyeceğim bir şeymiş ve bu rolle buluşmak gerçekten benim için kıymetli oldu.

Moskova "Üç Kız Kardeş" için nasıl bir imge?

A.L.B: Değişmekte olan düzen karşısında kaybolan değerlerinin arandığı bir adres "Moskova". Birkiye'nin bu oyunu seçmesi bence bir tesadüf değil. Günümüz seyircisine söyleyeceği çok şeyi olduğu ortada. "Üç Kız Kardeş" bu yüzden çağdaş, diri bir oyun.

V.Y.İ: "Moskova" imgesi her yer ve her şey aslında. Öyle bir imge ki herkesin her türlü sırrı saklı onun ardında.

n Oyunda Prozorovlar üzerinden yaşamın anlamı nasıl şekilleniyor?

İ.Ö: Ben çıkış noktamı insan ilişkilerinin değişmezliği üzerinden kurmaya çalıştım. Umut, umutsuzluk, iletişim kazaları vs. her çağda olabilecek tespitler bunlar. Yine de sahnede bu duyguları oynarken yabancılaştığım anlar da olmuyor değil. Bu anları uyumsuz ip uçları olarak oyunun içinde değerlendirmeye çalışıyorum. Anlam bu duyguların bütününde saklı. Umarım seyirciye bu anların toplamı Çehov'un mesajı olarak ulaşıyordur.

'Oyunda yaşanmışlık var'

A.L.B.: Ben bu sorunun cevabını sevgili Birkiye'den almıştım. Hemen paylaşayım: "Havuç havuçtur" demişti. Başka bir anlam arama. Üç kız ve bir erkek kardeşin taşra evindeki yaşantısı yitirilmiş aile büyüklerinin hissedilen gölgeleri altında gelişiyor. Sınıfsal disiplin içindeki yaşamların yaşanan hızlı değişim karşısındaki kayboluşlarına tanık oluyoruz.

Zerafet içindeki eylemsizlik insanlara bir tür aptallaşma yaşatıyor. Eylemsizlik, kabulleniş Prozorovları tükenişe götürüyor. Maskeleri içinde boğulan bir aile ile karşılaşıyoruz.

V.Y.İ: Tüm kıymetli yazarların oyunlarında yaşamın ve yaşanmışlıkların izleri saklıdır. "Üç Kız Kardeş" bu özellikleri taşıyor. İzleyici oyunda kendinden izler buluyor.

'Umutlar söz olarak kalıyor'

Eylemsizlikten söz ettiniz. Acaba bu eylemsizliği besleyen küçük mutluluklar insan yaşamının tuzakları mı?

V.Y.İ.: İnsan bazen beklentilerinin altında kabullenişler de yaşayabiliyor. Belki bu bir tuzak ya da var oluş biçimi. Tam olarak bilemiyorum. Bireysel emeğin toplumsal emeğe dönüştürülememesinin sonuçları da denebilir.

A.L.B: Prozorovların hayata emek vermediklerini düşünmüyorum ama toplumsal emekle buluşamadıkları da ortada. Bu yüzden kaybediyorlar. Umutları sadece söz olarak kalıyor.

'Eleştirmenler ezberlerini arıyor'

Oyun kişileri Çehov'un kurbanları mı?

V.Y.İ: 1917 Bolşevik Devrimi'ne giden yolda sürecin sadece parçaları olduklarını düşünüyorum. Bu olaylara nasıl baktığımızla da ilişkili.

A.L.B.: Çehov akademik denilebilecek bir tarafsızlık içinde sanatın durması gerektiği noktayı da belirleyerek günü ve olayları mercek altına alıyor. Oyun kişileri konuştuklarını uygulasalar yaşamlarını değiştirecekler ama bunu başaramıyorlar ve sadece konuşuyorlar. Arka planda ise Moskova treni sürekli gidip geliyor. Yaşam başkaları için değişirken, Prozorovlar için yitime dönüşüyor.

n Umut bu oyunun neresinde saklı?

V.Y.İ: Bence umut yok. Sadece kendine yalan söyleyen insanlar geziniyor sahnede.

A.L.B.: Ben öyle düşünmüyorum. Umut oyunun her yerinde gizli. Sadece insanlar o gizi dağıtacak cesaretten yoksunlar.

n Oyun sizce hak ettiği değerle buluşabildi mi?

V.Y.İ.: Benim bu noktada kaygılarım var. Bazı eleştirmenlerin oyunda kendi ezberlerini aradıklarını düşünüyorum. Oyunun yönetmeni olmakla oyun üzerine yazmak aslında başka şeyler sanırım. Bazı yazılarda bu ayrımın eksikliğini fark ettim.

A.L.B.: Nasırlaşma bu konuda da yaşanıyor. Ben bu oyunun içinden biri olarak her gece oyunda yeni bir şey keşfederken, yüksek özgüven şemsiyesi altında sözlerini tartmadan kullanmayı seçenleri ise sadece cesaretli buluyorum. Sonuçta salonumuz dolu, seyircimiz oyuna hak ettiği alkışı veriyor.

İ.Ö.: Günümüzün hızı ve düz anlayışları ile koşullanmış algımız sahnedeki oyunun inceliklerini zaman zaman gözden kaçırmamıza neden olabiliyor ama bu yanlışa düşmeyenlerin varlığını bilmek önemli.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.